DOSTLUK

Nazife  Yetişgen
Nazife Yetişgen

 Yüreğimizde en güzel yerleri zeverve eden, kim gelirse gelsin yerine kimseyi koyamadığımız kişiler. Ne zaman yalnızlık hissine kapılıp dar kapılardan geçecek olsak; elini uzatıp varlığını hissettiren, tüm dar kapıları genişleten gizli eldir dost. Tozlu ve çamurlu yolların yardımcısı onlar. Tozumuzu alır, çamurumuzu yıkar dost. Dibine kadar battık dediğimiz noktalar olur hayatımızda, ayağa kalkamayız, duvarların soğuk ve havanın griye çaldığı zamanlar. İşte tam da bu zamanlar da güneşimiz olur onlar, grilerimiz sarıya döner, tüm soğuklarımız ılır, tüm gücümüzü toplarız.

Dostun olduğu bahçede mis kokar tüm çiçekler, dikenler utanır dikenliğinden, ağaçlar kollarını açar gölgesinde dinlendirmek için, güneş çıkar saklandığı bulutun arkasından. Dostla gidilen yol yakın, kolay, güzel ve hayat doludur. Dostluk olursa konu tüm hikâyeler dile gelir, tüm sayfalar rengârenk kalemlerle yazılır. Dostluk içinde bin bir dayanışma, merhamet, güven içeren hikâyedir. Güvenle doludur dışı, içine hiçbir su sızmayan en sağlam kayadır; yerden yere atsanız, okyanuslara fırlatsanız parçalanmayan sağlam bir kayadır dostluk. Aynı zamanda camdan bir kaledir güvensizlik ve ihanet karşısında.

                Cahit Külebi Dost adlı şiirinde:’’ Bir gece habersiz bize gel /Merdivenler gıcırdamasın,/Öyle yorgunum ki hiç sorma /Sen halimden anlarsın./ Sabahlara kadar oturup konuşalım/ Kimse duymasın./ Mavi bir gökyüzümüz olsun, kanatlarımız /Dokunarak uçalım.’’ Der. Dost halden anlayandır, dost bizi yormayan, sırtımızı gözümüz kapalı dayadığımız en sağlam ağaçtır.

            Bazen susarız, yüreğimiz susar, gözlerimiz susar. Bizim sessizliğimizi dahi anlayan, iç çığlığımızı en iyi duyan, iyiyim dediğimizde iyi olmadığımızı anlayandır dost. Dostluk hikâyesini en iyi yaralı çocuklukları ile anlatan Khaled Hosseini’nin ‘Uçurtma Avcısı ‘ kitabının o acı dolu sayfalarında görürüz. Emir ve Hasan’ın dostluk, ihanet dolu hikâyesi. En iyi dostluğu çocuklar kurar bir taraftan. Hep çocukluğumuzdan gelir dosta özlemimiz. Büyüdükçe oyunlar saflığını kaybeder, kimi dostluklar çıkarların, heveslerin, yarışların kurbanı olur.

            Ailemizden sonra bize en çok emek veren insanlar, yön veren, ışık tutan, tüm nazlarımızı çeken, kan bağı olmasa da can bağı olan insanlar. Arkadaşlıktan öteye bir çizgi varsa işte orası dostluktur. Kanlı çuval hikâyesini bilir misiniz? Mesnevi’den alıntı. Babasına çokça dostu olduğunu anlatan oğulun aslında nasıl da kötü günde yalnız kaldığını, esas dostun yargılamadan destek olup kötü günde kapısını kapatmayacağını öğrenir. Dost bildiklerinin bir yalandan ibaret olduğunu anlar. Çok güzel bir konuşma geçer babasının dostu ile oğul arasında ‘’ Var git babana söyle, biz iki tokat için gül bahçesini bozmayız…’’Ne dersiniz iki tokat atınca hemen size karşılık verecek insanlar sizin dostunuz mu? Dostluk öyle ender yetişen bir bitkidir ki; ona ulaşmak için çok yol aşmak, dağdan geçmek, aslanın ağzından almak, emek vermek gerekir. Herkes arkadaşımız olabilir lakin herkes dostumuz olamaz.

            Ümit yaşar Oğuzcan dost konusunda pek dertli: ‘’ Nerede o sözlere kandığım günler? /Her gülen yüzü dost sandığım günler;/Acıdan kahrolup yandığım günler/Ta canıma yetti dost bildiklerim./Meydana çıkalı asıl çehreler /Aydınlanmaz oldu artık geceler /Yalanlar tükendi, indi maskeler /Birer birer bitti dost bildiklerim.’’. Her şeyin aslı bir de sahtesi mutlaka vardır değil mi? Hani oyuncaktan olan. Kimimiz şanslı gerçek dostluğu buluruz, kimimiz bir oyuncakçı da buluruz kendimizi. Canımıza tak eden, bizi bizden eden, tüm camdan kalelerin yıkıldığı anlar.

            Pir Sultan Abdal ‘’Bin cefalar etsen almam üstüme/ gayet şirin geldi dillerin dostum.../ Senden ayrılalı gülmedim dostum .’’der. Biz dosta hoş geliriz, yine iki tokat meselesi karşımızda. Dost dosta hoş gelir. Dilinden dökülenler bal gibidir. Dostluk öyle sevgi barındırır ki içinde; sert sözler bile hoş gelir.

            Şimdi bir fincan kahveye kırk yıl hatır ekleriz biz. Dostla içilen kahveler başkadır. Dostla edilen sohbetler sohbetlerin en güzelidir. Dost bizi güzele götürür. Allah’a götürür. Dost bizi cennete götürür. Dost yormaz, dost ihanet etmez. Dost sessizliğimizin sesidir. Âşık Veysel için dost ‘’kara topraktır.’’ O dostluktaki vefayı, merhameti, sevgiyi, güveni kara toprakta görür. Kazma ile bel ile neler ediyor toprağa; yine de gülerek bereketle cevap veriyor toprak ona. İşte dostluk böyledir. Karşılıksız vermek, sadakatli olmaktır.

            Ülkeler dostluk anlaşması yapar. Şartları her iki tarafa da fayda sağlaması, barışın hâkim olması, belirli davranışlardan kaçınma, belirli yükümlülükleri yapmadır.  Bireysel anlamda ise dostlarımız ile aramızda sözlü bir sözleşme kurulur aslında. Şartları iyi günde kötü günde yanında olup, ihanet etmemektir. Sevmektir ilk şartı, doyasıya hiç bitmeyen bir sevgi ile sevmek. Biz bu sözleşmeye sadık kalmaz isek; sonumuz bellidir. Birlikte kurduğumuz o güzelim dostluk kalesinden tahliye edilip, yalnız insanlar haline gelmek. Bahçelerden kovulmak, bostanlarda kaybolmak…

            Eğer bir dostunuz var ise kıymetini bilin. Şimdilerde dostluk,  kurbanı olmuş bu yüzyılın oyunlarına. Her şeyin sahtesini üreten insanlar dostluğun da sahtesini üretmiş. Eğer gerçek bir dostunuz var ise bırakmayın, çünkü yalnızlık bu yüzyılın en salgın hastalığı... Dostluk ise en güzel aşısı. Yan etkisi olmayan, dozunu istediğiniz kadar artıracağınız bir ilaçtır dostluk. Yalnızlığınıza bir aşı yapın, siz de dostlarınıza sahip çıkın… Selam olsun bizi dost edinen ve dost kalanlara, tüm dostlarımıza.

           

 

           

 

 

 

- Elbistan Kaynarca, Nazife Yetişgen tarafından kaleme alındı
https://www.elbistankaynarca.com/makale/9859772/nazife-yetisgen/dostluk