Bu iki mezar neden ve nasıl buradalar

Arif Bilgin
Arif Bilgin

Ulu Caminin minaresinin güney taraf dibinde iki mezar vardır. Birisi Buharalı Osman Necip Efendi’nin diğeri Dulkadir Beylerinden Alaüddevle Bozkurt Bey’in. Mezar taşına maalesef BOZKUR yazılmış, yanlış yazılmış, son harfi eksik yazılmış. Belediye başkanımızdan rica etsek, bu yanlışlık düzeltilmiş olarak daha güzel bir mezar taşı yaptırabilir mi?

Peki, bu iki mezar niye buradadır?

Önce de yazdım, bilmeyenler için tekrar etmekte fayda vardır; Ulu Caminin batı ve güney tarafındaki bahçesi 1930’lara kadar hazire / mezarlık idi. Malum külliye, cami, mescit, tekke gibi eserlerin bahçe veya avlusunda oluşturulmuş mezarlıklara hazire denir. Burada da asırlar öncesinde Dulkadir Beylerinin ailesine mensup insanlar, âlimler, şehrin, caminin, bağlı olan vakfının ve mahallenin ileri gelenleri vs gömülü imiş.

Bugünkü helanın yerine İsmet Paşa İlkokulu yapılırken bu mezarlık önemli ölçüde kaldırılmış, güney tarafı ile yola paralel küçük bir yerde bazı önemli şahısların mezarları tel ile çevrilerek bırakılmış. Daha sonra onlar da yok olup gitmiştir. Merhum dayım eski milletvekillerinden H. Avni Güler buranın ilk öğrencilerinden olduğunu söylerdi. 1925 doğumlu idi. 7 yaşında başlamış ise söz konusu okul 1930-31 gibi yapılmış olmalı diye tahmin ediyorum.

Hemen güney ve batı tarafı bizim mahallemizdi. Okulun öğrencileri sebebiyle batı tarafının zemini sertleşmişti, oyun oynamak için çok elverişliydi. Dayım bu alanı göstererek “Burası bizim teneffüshanemizdi” demişti. Daha çok çelik-çomak, yakar topu, futbol ve kartopu oynayacaksak buraya gelirdik. Caminin güney tarafında irili ufaklı mezar taşları vardı, mezarlık olduğunu bilirdik ve oralara hemen hiç gitmezdik. İsmet Paşa İlkokulu yeni binasına göçürülünce, burası yıllarca Dikiş-Nakış Yurdu oldu; sonra Çocuk kütüphanesi, sonra Halk Eğitimi Merkezi ve nihayet yıkılıp yerine helâ yapıldı. Bu binanın arkasında yani güneyinde de en az onun büyüklüğünde bir başka binanın temelleri vardı. Ne olduğunu bir türlü öğrenemediğim bu temeller, odaları belli olacak kadar yüksekti.

Gelelim sadede..

Eski çağlarda ilimleri ile meşhur olmuş âlimler, bulundukları yerlerden davet ile başka şehirlere giderler, orada öğrenci yetiştirirler ve yerleşip kalırlardı. Mesela Akatların, Sezerlerin, Erginözlerin, Günerlerin, İnançların, Yinançların, Güngörlerin, Altınayların, vs 350-400 yıl kadar önce Elbistan’a ilk yerleşen ataları Şeyh İsa Efendi bunlardan biridir. Belediye’nin yerinde olan Candargazi Medresesi’nin müderrislerinin ve öğrencilerinin daveti üzerine Ankara dolaylarında yaşarken yetişmiş iki oğluyla birlikte Elbistan’a gelmiştir. Kendisi gibi alim olan oğullarından biri Elbistan müftüsü olmuş, diğeri Ashabul Kehf medresesine müderris olarak atanmıştır. Elbistan’a büyük ihtimal davet üzere gelenlerden bir başkası da Buharalı Osman Necip Efendi’dir. Osman Necip Efendi’nin Elbistan’da Nailzadeler olarak anılan ailenin atası, Çanakkale şehitlerimizden Yarbay Şevki Bey’in de dedesi olduğu rivayeti vardır.

Buharalı Osman Necip Efendi, Elbistan’a tahminen 1800 gibi belki daha önce gelmiş olmalı; zira Gençlik Merkezi’nin üst kısmında türbesi bulunan Şeyh Ahmet Hamdi Efendi’nin (vefatı 1911) ilk hocasıdır. Ahmet Hamdi’nin yaşı küçük olmasına rağmen çok zeki, çabuk öğrenen, öğrendiğini unutmayan birisi olduğunu gören Osman Necip Efendi, onu birkaç yıl eğittikten sonra eğitimini tamamlatmak ve tasavvuf yönüyle de gelişmesini sağlatmak amacıyla Kilis’e Baytazzâde Şeyh Hacı Ahmet Sermestî Efendi’nin yanına gönderir.

Buharalı Osman Necip Efendi’nin mezarının nerede olduğunu ve ne zaman öldüğünü kimse bilmezdi. Ulu Caminin şadırvanının yapılmasına önayak olan 4 Aralık 2019’ta vefat eden Hasan Gökşen İmam, o sıralarda “Benim babam, Buharalı Osman Efendi’nin mezarının burada, aha şurada bir yerde olduğunu bana gösterdi” demesi ile minarenin iki üç metre kadar kuzeybatısında bir yer mezar şekline sokulup baş taşı dikilmişti. Taşı da sanıyorum merhum Hasan Gökşen (İmam) yaptırdı.

İkinci Mezar’ın sahibi Dulkadir Beyi Alaüddevle Bozkurt’un kim olduğunu bilmeyen yoktur sanırım. Yine de ilgili kısmını kısaca anlatmak isterim.

Dulkadir Beyliğinin sondan ikinci beyi olduğu gibi Yavuz Sultan Selim’in anneden dedesidir. Alaüddevle’nin kızı Ayşe Hatun (Doğumu 1453-Elbistan / Ölümü 1515-Trabzon). 1469 tarihinde II. Bayezit ile evlendi. Bu evlilikten Yavuz Sultan Selim dünyaya geldi. Ayşe Hatun’un Mezarının bulunduğu türbe Trabzon’dadır. Yavuz, Mısır’a sefer yapmadan önce dedesi Alaüddevle’ye mektup yazarak destek istemiş fakat yüz bulamamıştı. Dedesinin, Osmanlı ordusu Çaldıran seferine giderken de çok sıkıntı veren tavırları olmuştu. Yine bir şeyler yapabilir korkusuyla önce onu ortadan kaldırmak istedi ve dedesine savaş açtı. Yapılan savaş neticesinde Dulkadirliler yenildiler. Savaş sırasında bir seyis tarafından Alaüddevle’nin başı kesildi. Kesik başı, Kayseri İncesu’da otağında bekleyen Yavuz’a götürüldü. O da emir vererek başı bal dolu bir tenekeye koydurup Mısır hükümdarı Kansu Kavri’ye gönderdi. Bu hediye “Desteklediğin adamın akıbeti budur, sıra sana geliyor…” anlamı taşıyordu…

Alaüddevle’nin mezarı olarak birçok yer gösterilir, yazılır çizilir. Bunun gibi “Alaüddevle’nin başsız gövdesi Elbistan Ulu Camiinin güneyine gömülmüştür” diyen tarihçiler vardır. Ben bunu 90’lı yıllarda okuyunca kabul ettim ve yazdım. Çok titiz de araştırmadım, biraz da böyle olmasını istediğim için yazmış olmalıyım. Epey bir süre sonra hemen hemen aynı cümlelerle bir kere de rahmetli Necati Çetin Bey yazdı. Bunun üzerine sanıyorum Tapasanoğlu Muhtar Nuri’nin girişimleri ile minareye yakın bir yere bir mezar daha yapıldı ve BAŞINA İKİNCİ İSMİNİN SON HARFİ EKSİK OLARAK YAZILMIŞ halde bir taş dikildi. Yıllar sonra Alaüddevle’nin mezarını Prof. Dr. Mesut Elibüyük ile arkadaşları Andırın’da “Ördekli mevkiinde” bulduklarını yazdılar; bana da Maraş’taki bir panel sonrası davet ettiğimiz Elbistan’ı gezerken şifahen söyledi.

Daha sonra Ekim 2007– Nisan 2008 arasında gerçekleştirilen Ulu Caminin restorasyonu sırasında bu mezarlar sökülüp minarenin dibine yan yana iki mezar olarak yapıldı. Çok karşı çıktım, ama dinletemedim. Karşı çıkmamın asıl sebebi şu idi: Şu anda mezarların olduğu yerde asla mezar yoktu. Günümüz buralarda geçtiği için iyi biliyoruz. Minare ile caminin birleştiği köşeden itibaren iki üç metrekare kadar alan, minarenin eninde ve bir buçuk metre genişliğinde yassı ve kocaman iki üç taş ile dümdüz olarak kaplanmıştı. Bunun amacı, sanıyorum, burada suyun birikmesini ve dolayısıyla minarenin ve caminin temeline su sızmasını engellemekti…

 

 

- Elbistan Kaynarca, Arif Bilgin tarafından kaleme alındı
https://www.elbistankaynarca.com/makale/3417570/arif-bilgin/bu-iki-mezar-neden-ve-nasil-buradalar