Bir İzmir gazetesinin sayfalarında yaşayan 1938 Elbistan'ı

 

Bilinen bir gerçektir ki, yerleşim birimleri bir anda ortaya çıkmaz, yaşanmışlıklarla tarihî bir sürecin sonucunda oluşur ve durmaksızın ilerleyerek günümüze dek gelir. Geçirdiği süreç içerisinde de geriye birtakım kayıtlar bırakır ve bu şekilde, bir bakıma hâl'de/yaşanan zamanda olduğu kadar mazide de yaşamaya devam eder.

Tabii, bu durum, güzel memleketimiz Elbistan için de aynıyla geçerli olup, günümüzde yaşayan, nefes alan canlı bir Elbistan olduğu gibi, mektuplarda, yazma kitaplarda, hatıra ve seyahatnamelerde, tarih-coğrafya eserlerinde, kitabelerde, efsanelerde, şiirlerde, masal ve hikayelerde, arşiv belgelerinde, kafalarda ve mahkeme kayıtlarında yaşamayı sürdüren bir Elbistan daha vardır.

İşte, Elbistan'ı mazide yaşatmakta olan bu kaynaklardan bir tanesi de gazete sayfalarıdır, ki bunlardan özellikli bulduğumuz bir kısmını, bundan önce neşrettiğimiz Bir Zamanlar Elbistan-I ve Bir Zamanlar Elbistan-II isimli çalışmalarımızda (ELMÜHAY/Elbistan Mükrimin Halil Yinanç Aile Vakfı, İstanbul, 2012-2015) yayımlamıştık.

Bu eserlerde yayımladığımız metinler, 1867 Ekim'inde Halep vilayet gazetesi Fırat'ta yayımlanmış olan “Elbistan'ın hükümet konağı, hamamı, suyu, yolları, muhacirleri, tuvalet teşkilat, cami ve mescitleriyle” ilgili bir mektubun dışındakiler, ulusal basınla Elbistan ve Maraş'ta çıkan mahallî gazetelerden alınmıştı.

Bu yazımızda sunacağımız metin ise, uzakça bir coğrafyada, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde İzmir'de çıkmakta olan yerel Anadolu gazetesinden alınmıştır.

Adana, Mersin, Antep, Adıyaman, Urfa vilayetlerinde dolaşan bir gazeteci, bu vilayetlerin merkez ve kazalarıyla ilgili “Doğu illerimizden röportajlar” üst başlığı altında uzun bir yazı dizisi yayımlamıştır. Bu yazılardan, söz-konusu gazetenin 7555 numaralı ve 30 Haziran 1938 tarihli nüshasında (s. 3) yayımlananı da Elbistan'ımıza ayırılmıştır.

Yazıyı kaleme alan, Milli Mücadele'de Mardin, Yiğitler Konuşuyor-Kahramanlık Menkıbeleri (Gaziantep-Maraş-Hatay-Mardin) gibi kitapları bulunan, dönemin gazete ve mecmualarında yazıları yayımlanan ve İller ve Belediyeler Dergisi'nin yazı işlerini idare eden Ali Enver Toksoy'dur.

Ali Enver Bey, Elbistan'ı ‘Elbestan’ şeklinde yazdığı, “Elbistan'a toplu bir bakış” alt başlığını taşıyan yazısına Elbistan'ın coğrafi konumu ile nüfusu hakkında verdiği bilgiyle başlamaktadır. Buna göre: [Aynen alıntıladığımız kısımlardaki parantez içlerinin bize ait olduğunu belirtmeliyiz. (ÖHÖ)]

“Maraş'a bağlı ve vilayet merkezine 70 kilometre mesafede olan Elbistan, doğu-güneyinden batıya doğru uzanmıştır. Nüfusu, kendisine bağlı 135 köyle birlikte yetmiş bin kadar olup, nefs-i kasabanın (kasaba merkezinin) nüfusu yedi bindir. Kasaba, Şardağı eteğinde ve Ceyhan nehrinin yaptığı ada üzerinde kurulmuştur.”

Ardından, ismi hakkındaki rivayetlere değinerek şunları söyler:

“Elbistan adı üzerinde muhtelif rivayetler vardır. Arap tarihleri, bahçeye benzemesinden Elbustan (el-Büstân), bazı kitaplar da şeytan manasına gelen İblistin şeklinde yazar. Halk arasında, yiğitler yatağı manasına gelen Elbistan (Albıstan/Alpstan) ismi kullanılmaktadır. Fakat, muhakkak ki, Elbistan, İslâmlardan (müslümanlardan) evvel başka bir isim taşımakta idi.”

Bu arada, sözü, Elbistan'ın kuruluşu hakkındaki bir halk rivayetine getirir:

“Kasabanın kuruluşu hakkında halk arasında şöyle bir rivayet vardır: Kasabanın kurulu bulunduğu yer evvelce bataklık imiş. Üç kardeş (her birinin ismi bir mahallede yaşayan Hacı Hamza, Hacı Yakub ve Hacı Şaban) buraya gelerek yerleşmiş ve şehri, ilk gelen bu üç kardeş tesis etmiş... Hakikat; Ceyhan'ın ilk anlarda iyi bir yatak bulamayarak taşması yüzünden hasıl olan bataklıkta kurulduğu ve buraya yerleşenlerin, eski savaşlarda önemi olan Şardağı'na arka vererek sığındıklarıdır.”

Sonrasında, Elbistan'ın tarihte geçirdiği devrelerden şöylece bahseder:

“Elbistan, Anadolu'ya gelen Eti Türkleri tarafından alındıktan ve bilahare Flabrnsa tarafından küçük etiliklerin ortadan kaldırılmasına kadar Kubat yahut Komana adıyla anılan bir etilikti. Etileri Asuriler, İranlılar ve İranlıları da Romalılar takip etti.

Emeviler zamanında Bizanslılardan İslâmlar eline geçen Elbistan'da, daha sonra Selçukiler, Danışmendler ve Kadirlioğulları (Dulkadiroğulları-Zülkadiroğulları) hüküm sürdüler. Kadirlioğulları, Maraş'tan daha büyük ve bayındır bir şehir olmasından, Elbistan'ı kendilerine merkez yapmışlardı.

Yıldırım zamanında kısmen Osmanlılara geçen kasaba, Moğollar elinde kaldıktan sonra, Yavuz Selim'in Mısır seferini müteakip kasaba Türklere geçti. Müteaddit istilalara uğrayan, doğu ile batı arasındaki göç dalgalarından müteessir olan (etkilenen) şehir birçok defalar yakılmış, yıkılmış, fakat yeniden yapılmış ve herşeyin rağmına (herşeye rağmen) daima Türk kalmıştır.”

Tabii, “Elbistan'da, geçirdiği bu tarihî devirlere ait birçok eserler mevcuttur.”

Elbistanlıların milli duygularının çok yüksek olduğunu ifade eden yazar, bu özelliğin Kurtuluş Savaşı'nda kendisini gösterdiğini belirterek, işgal güçlerini bir gecede geri püskürttüklerini ve Maraş'ın kurtuluşunda büyük ve kahramanca bir rol oynadıklarını söyler:

“Halkın ulusal duygusu çok yüksek, Türkçülük temelleri sarsılmayacak kuvvettedir. Nitekim, Kurtuluş Savaşı'nda bu hasletini tamamıyla gösterdi. İşgal kuvvetlerini bir gecede geri püskürttü; Maraş savaşında büyük ve kahramanca rolü görüldü.”

Elbistan'a yolu düşen pek çok yabancı gibi, Elbistanlıların zeki insanlar olduklarını söylemeden geçemeyen Ali Enver Bey, Ketizmen bahçelerinden Malatya'ya yiyecek-meyve ihracatı yapıldığına ve Halkevi ile belediye başkanının çalışmalarına da değinmektedir:

“Elbistanlılar çok zeki ve uyanık kimselerdir. Şeytanla arkadaş olan Elbistanlının şeytanı aldatmasına müteallik hurafe meşhurdur. Gedizmen bahçelerinden Malatya'ya bile mide ihracatı yapılmaktadır. Halk, Halkevi çatısı altında toplanmış ve bu kültür müesse(se)si gayet kıymetli elemanlara sahip bulunmuştur. Elbistan urayı (belediye başkanı), verdiği eserlere her sene yenilerini ilave ediyor.”

Ceyhan'ın kaynağıyla şehri bir ada haline getirmesinden bahseden yazarımız, Elbistan'ın çok sulak bir kasaba olmasına rağmen, bunlardan birkaç değirmen dışında yararlanılamadığını ve çok kolay olduğu halde elektrik üretilemediğini belirtmekten de kendini alamamaktadır:

“Elbistan, memleketimizin en sulak kasabalarındır. Kuraklık nedir bilmez. Ne yazık ki, sulardan gergin (verimli) istifade edilememektedir. İlçenin yarım saat kadar şarkında (doğusunda), Yastıdağı eteğindeki bir pınardan çıkan Ceyhan, kasabada iki kola ayrılır ve şehri bir ada haline sokar. Nehrin kasaba içindeki akıntısı kuvvetlidir. Ne yazık ki, bu kuvvet yalnız birkaç değirmen işletiyor. Ne kadar mümkün ve kolayken, elektrik işi tahakkuk etmemiştir. İçme suları ayrıdır.”

Elbistan'ın dağlarla çevrili olup mevsimlerin tam yaşanamadığı ve posta nakliyatında yaşanan zorluklar da yazıya şu şekilde yansır:

“Elbistan, ova denildiği kadar dağlıktır da denilebilir. Yılankavi bir ova ve gene bunu kovalayan bir dağ zinciri... Nurhak, Koç ve Binboğa gibi dağlar, kasabayı üç yandan ihata etmiştir (kuşatmıştır). Mevsimler hükümlerini tamamıyla icra etmez. Bahar yaza, güz de kışa karışır. Kış şiddetlidir. Yaz, kışa hazırlanmakla geçer.

Şimendifer istasyonu olan Kapıdere'den Elbistan'a varan yol muntazam değildir. (P)osta nakliyatı kışın hayvanla, o da müşkülatla yapılır.”

Yazarın dikkatini çeken hususlardan bir tanesi de oda geleneği olup, o tarihten (1938) on yıl öncesine kadar her mahallede beş-altı tane bulunan bu odalar belediyenin kararıyla maziye karışır:

“Elbistan'da, kış hususiyetlerinden birisi de odalardır. Her zengin, halkın toplanabileceği bir oda açmıştır. Burada oturanların meşgalesi dedikodudur. On yıl evveline kadar, her mahallede 5-6 oda bulunurmuş. Belediyenin verdiği kararla odalar da maziye karışmıştır.”

Burada, Ali Enver Bey'in “Burada (odalarda) oturanların meşgalesi dedikodudur” şeklindeki yargısına katılamadığımızı belirtmeliyiz. Odalar, okulların çok yaygın olmadığı eski dönemde, köy ve mahallelerde birer mektep ve kültür evi vazifesi görmüş; yeni neslin eğitiminde, sosyalleşmesinde, âdet ve geleneklerin kuşaktan kuşağa aktarılmasında, sosyal hiyerarşinin oluşumunda çok büyük roller oynamıştır. Buralarda misafir ağırlanmanın yanı-sıra, Ahmediye-Muhammediye gibi kitaplar, halk hikayeleri, Hz. Ali cenkleri vs. okunur, yaşlılar harp hatıralarını anlatırlar, fıkra ve bilmeceler söylenir, çeşitli oyunlar, yarışlar yapılır, köyün-mahallenin dertleri gündeme getirilip çözümler üretilirdi.

Yazarın yazmaya değer bulduğu hususlardan bir tanesi de, Elbistan evlerinin mimari ve sıhhi durumlarıdır:

“Evler iki katlıdır ve birinci katları hayvanâta (hayvanlara) tahsis edilmiştir. Üst kattaki odalar da iç-içedir. Kışlık oda diptedir. Hemen hepsinde, et ve lahana koyacak delikler, tandır kürsüsü için ateş çukuru mevcuttur. İnşa tarzları berbattır. Belediye, evlerin sıhhati ( sağlık) kaidelerine uygun şekilde inşası için yeni kararlar vermiştir.”

Yazıdan öğrendiğimiz bir husus da, Elbistan'ın o tarihteki sağlık işlerinin yetersizliğidir:

“Sağlık işleri yüz-üstü bırakılmıştır; tek bir doktoru vardır. Bilhassa kışın, hastaları, yolsuzluktan, başka bir şehre nakletmek mümkün olmuyor. Her hal(ükar)da, belediyenin önce bu işe ehemmiyet vermesi lazımdır.”

Yazının son paragrafı; güreşçilikle avcılığın –özellikle geyik avcılığı– yanı-sıra, Elbistan ile –o zamanlar bir nahiye olan– Efsus/Yarpuz'da ( Afşin) yapılan geyik boynuzundan baston, bıçak, çakı ve cevizden sedef işlemeli zarif sigara tabakalarına ayırılmıştır:

“Güreşçilik çok ileridir. Küçük-büyük her Elbistanlı güreşçidir. Avcılık da müterakkidir (gelişmiştir). Geyik avı bilhassa fazladır. Boynuzlarından da baston yapılır. Efsus (Yarpuz-Afşin) kamun (nahiye) merkezinde çelik fazla yetişir. Bıçak ve çakıları tanınmıştır. Cevizden sedef işlemeli zarif ve güzel sigara tabakaları da merguptur (aranılmakta-rağbet görmektedir).”

Ali Enver Bey, bu güzel yazısını “Halk misafirperverdir. Orta ve ilkokulların mevcudu yıldan yıla kabarıyor” cümleleriyle sonlandırmaktadır. 

Not: Bu vesile ile, yakın zamanlarda Hakk'ın rahmetine kavuşan, Elbistan âşığı, kıymetli ve vefakar dost, güzel insan sevgili Mustafa Atasayar Ağabeyimi rahmetle anar, Allah Teala'dan bizleri cennetinde buluşturmasını temenni eder ve yakınlarına ve sevenlerine sabr-ı cemîl dilerim.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ömer Hakan Özalp - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.