HERKESİ MEMNUN EDEN TERZİ

Gecenin karanlığını ve sessizliğini gaz lambasının ışığında tık tık tık iğne sesleri bozuyordu. Elinin altındaki kumaşa şekil veren Ahmet Efendi sabahtan oturmuş, akşama kadar bir yemek bir çayla çalışmıştı. Yorgunluk hiç de önemli değildi onun için ama gözleri bu gaz lambasının kör ışığında az görür olmuştu. Elindeki elbisenin kolunu da dikip, ekleme işini yarına bıraktı. Lambayı kapattı, dükkânı kilitledi ve evinin yoluna koyuldu.

Ahmet Efendi eşini 1 yıl önce kaybedince Işıklı köyüne annesinin yanına taşınmıştı. Evlatları evlenmiş başka şehirlerde yaşıyordu. Eşini de kaybedince yalnız olan anasının yanına yoldaş olarak gelmişti. Çok güzel elbiseler, takımlar diker; kimsenin beğenmediği kumaşlar elinde sanata dönüşürdü.

Tüm köylü çok memnundu Ahmet Efendi’nin diktiği elbiselerden. Genç kızlar düğünlerde, bayramlarda onun biçip diktiği elbiseleri giyer, övgülerle anarlardı Ahmet Efendi’yi.

Bir gün yine dükkânda elbise dikerken; kapıdan uzunca boylu, burma bıyıklı, çizmelerinin parıltısı göz kamaştıran, burnunu adeta kokmuş bir yemek görmüşçesine kırıştırmış, çokça ciddi suratlı bir adam girdi.

-Selamünaleyküm,

-Ve aleykümselam dedi, Ahmet Efendi. Önündeki kumaşın dikimini bırakıp beyefendiye yöneldi.

İlyas Efendi köyün biraz dışında yaşayan, pek de köy meydanlarına gelmeyen, köylünün içine karışmayan, kimseyi beğenmeyen biri olarak köyde memnuniyetsiz İlyas olarak bilinirdi.

Ahmet Efendi kendi halinde pek dedikodulara kulak kabartmayan, hayatını dikiş makinesinin yanında, anasının evinde ve bu dükkânında çalışarak geçirirdi.

<![if !supportLists]>-          <![endif]>Terzi Ahmet Efendi, duydum ki siz çok güzel takımlar, elbiseler dikiyormuşsunuz. Benim büyük kızımın düğünü var bir ay sonra bana da bir takım dikin, parası neyse veririz. Kumaşını seçmedim, siz çok güzel kumaşlar seçiyormuşsunuz onu da ayarlarsınız, dedi.

<![if !supportLists]>-          <![endif]>Ahmet Efendi, hay hay elimde bitireceğim bir işim var o biter bitmez başlarım, bir aya da yetişir, siz hiç merak etmeyin, kumaşını da en güzelinden seçerim dedi.

                Ahmet Efendi ölçüyü aldı. Ölçüyü alırken hayal etti diktiği takımı, bu beyefendiye çok yakışacak lacivert bir takım dikecekti.

Ahmet Efendi’nin işleri bir hafta sonra bitti. İlyas Efendi’nin takımını dikmeye başladı. Gece gündüz demeden heyecanla çalıştı. Su içmeyi, yemek yemeyi unuttu, lakin hayal ettiği takımı dikmeden alıkoyamadı kendini. 1 hafta içinde takım hazırdı. Haber saldı İlyas Efendi’ye ‘’Takım harikulade oldu, gelsin alsın ‘’ diye.

İlyas Efendi dükkâna geldi, takımı denedi. Çıktı kendine bir de aynada baktı. Ahmet Efendi içinden ‘’Pek de yakıştı, ne de güzel diktim, verdiğim emeğime değdi, elime sağlık ‘’ diye düşünüyordu.

İlyas Efendi kendine baktı, bir daha baktı. Suratını daha da ciddileştirdi, burnu sanki leş koklar gibi kıvrılmıştı.

-Olmamış beğenmedim, Kolu uzun duruyor, lacivert bana yakışmadı, başka bir renk yap, kaldı ki bu takım bana dar oldu, ölçüyü de yanlış almışın dedi.

Ahmet Efendi, tüm köyün takdir ettiği, genç kızların rüyalarındaki elbiseleri diken, genç delikanlıların takımlarını diken övgüler alan, yılların terzisi, başarılı, özenliydi.

İlyas Efendi’ ye çok şaşırdı. –Tamam, siyah dikeyim, ölçüyü yeniden alayım, düğüne az kaldı ama yetiştireceğim dedi.

Ölçüyü yeniden aldı, rengi değiştirdi daha da dikkatli olmak için tüm gayretini sarf etti. Başka iş almadı. Gece gündüz çalıştı.

Bu sefer dört günde tamamladı takımı. Haber saldı gelsin alsın diye.

İlyas Efendi dükkâna geldi, takımı giydi, yine aynanın karşına geçti. Ahmet Efendi, kendinden emin:

-Oldu, bu sefer oldu, çok yakıştı, oynadı güldü yerini buldu dedi.

İlyas Efendi kendine baktı, sağına soluna baktı, yakasını düzeltti, paçalarını salladı. Yine mutsuz bir surat ifadesi: ‘Olmamış, kumaşı kalitesiz beğenmedim .’ dedi.

Ahmet Efendi daha da şaşırdı, içinden öfke duysa da belli edemedi. Derin bir nefes aldı. ‘’Pek ala, Daha kaliteli kumaş seçeceğim, üç güne hazır edeceğim dedi.

Ahmet Efendi İlyas Efendi gidince durdu düşündü, bu İlyas Efendi kimin nesidir de böyle hiçbir şeyi beğenmezdi. Yüzünü ellerinin arasına alıp düşünürken dükkâna köyün muhtarı geldi.

Muhtar:

-Ahmet Efendi neyi düşünüp durursun böyle? Karadeniz’de gemilerin mi battı? Dedi.

Ahmet Efendi:

-İlyas Efendi’ye takım dikeceğim, iki seferdir beğenmedi, üçüncüyü dikeceğim. Nerde hata yaptığımı anlayamadım, bir türlü beğendiremedim, düğünü varmış düğüne de az kaldı dedi.

Muhtar:

-Ona hiçbir şey beğendiremezsin. Memnun olmaz, ver makineyi kendisi diksin. Asla ama asla beğenmez dedi.

Ahmet Efendi:

-Nasıl olur, benim namımı tüm köy bilir, ben çok güzel takımlar dikerim. Bugüne kadar kimse böyle yapmadı. Elbet O da beğenecek dedi.

Ahmet beyin gözünü hırs bürüdü. Nasıl olur da beğenmezdi?

Yine başladı sabah akşam çalışmaya. Tık tık tık makinenin sesi, geceleri gaz lambası, çay bardağında kaşık sesi. Çıt çıkmadı Ahmet Efendi’den. Sonunda takımı bitirdi.

İlyas Efendi’ye haber saldı. İlyas Efendi geldi. Giyindi aynanın karşısına geçti. Baktı, baktı yine baktı.

‘’Bu sefer oldu ‘’ dedi Ahmet Efendi.

İlyas Efendi yine yorgun ama sinirli bir ifade ile olmamış, beğenmedim yakasının bir tarafı eğri dedi.

Ahmet Efendi yutkundu. İçinden avaz avaz bağırıp, bu adamı dükkândan dışarı atmak geliyordu. Yapmadı. Derin bir nefes aldı.

-İlyas Efendi neden beğenmiyorsun? Ben ki: tüm köylünün takımlarını dikerim, kimse senin gibi yapmadı. Herkes beni beğenir, namım tüm köyde yürümüş gitmiş, yapma böyle, bir derdin mi var? Dedi.

İlyas Efendi: ’’Sen ne dersin be adam, ne derdim olacak? Aynaya bakıyorum ama beğenmiyorum, olmamış işte, tabi kimse ayranım ekşi demez. Sen şimdi beni suçlarsın; lakin beğenmedim, sen de görmüyor musun? Yakışmadı yakası da eğri .’’ dedi.

Ahmet Efendi daha da öfkelendi. Terziliğine çok güveniyor, kimsenin beğenmeyeceği fikrini hiç yaşamıyordu. Bir an bile düşünmeden öfkeyle:

‘’ Görürsün bak iki gün içinde sana takım dikeceğim. Bunu öyle dikeceğim ki gözlerine inanamayacak, çok beğeneceksin. Beğenmezsen pılımı pırtımı alıp gideceğim bu köyden. Dedi.

İlyas Efendi: ’’Hadi bakalım görelim, kesin güzel dikeceksin, bakacağız ‘’ dedi ve ayrıldı.

Aralarında geçen mevzuyu tüm köylü öğrenmişti. Kulaktan kulağa yayıldı bu takım işi. Herkes merakla bekledi. Acaba İlyas Efendi beğenecek miydi? Ya beğenmezse; Ahmet Efendi söylediği gibi köyü terk edecek miydi?

Ahmet Bey koyuldu çalışmaya. Yemek yemedi, su içmedi. Tık tık tık makinenin sesi hiç susmadı. Sonunda yakası da düzgün, rengi siyah, ölçüsü tam bir takım diktim. İşte şimdi oldu dedi.

Haber saldı İlyas Efendi’ye. İlyas Efendi çıktı geldi. Köylü de düştü peşine. Giyindi. Aynanın karşısına geçti. Meraklı gözlerle bakıyorlardı.

İlyas Efendi derin bir of çekti. Defalarca aynada baktı kendine. Sonunda öksürerek, ‘’öhö öhö, beğenmedim olmamış bir paçası uzun bir paçası kısa dedi. ‘’

Derin bir sessizlik oldu. Kimse ne yapacağını bilemedi. Ahmet Efendi öfkeyle bağırmaya başladı.

‘’Ne kısası be adam, görmüyor musun? Sana çok yakıştı, ölçüsü, rengi, boyu, posu harika. Hala ne diye bahane bulursun? Amacın ne senin? Neden beğenmedin? Herkes beğenir benim diktiklerimi, sen niye beğenmiyorsun? Beğen artık be adam? Beğen, beğen diye bağırdı.

Köylü araya girdi. İlyas Efendi homurdanarak dükkândan ayrıldı.  

Ahmet Efendi herkes gidince yalnız kaldı. Elinin arasına aldı yüzünü. Düşündü.

Nerde hata yaptım da beğenmedi? Neden beğenmedi? Şimdi ben ne yapacağım? Beğenmezse köyü terk edeceğimi söyledim. Tam da anamın yanında yoldaştık birbirimize. Sözümde durmazsam olmaz, dursam olmaz diye iç geçirdi.

Sabaha kadar düşündü Ahmet Efendi. Kırk yıllık terziyim böyle müşteri görmedim, beni köyümden, yerimden, yurdumdan etti dedi.

Sabahın ilk ışıkları doğarken anasını uyandırdı. Başından geçenleri anlattı bir bir akıl danıştı.

Anası oğluna şöyle bir baktı: Derin bir nefes aldı:

- Ey oğul, kırk yıllık terzisin kendi söküklerini dikmeye vaktin kalmamış. Hırs gömleğini dikip giymişin,  aynaya da bakıp beğenmişin. Gözlerin hep aynı tarafa bakmış; insanların çeşit çeşit olduğunu, herkesi memnun edemeyeceğini unutmuşun. Memnuniyetsize altın versen gümüş der, İpek versen naylon der. Kaldı ki: ‘’Herkes bakar aynı görür, ben güzel yaparsam herkes güzeli görür sanmışın. Şimdi sen bakıyorsun aynaya kırk yıllık terzi görüyorsun, ben bakıyorum hırsa bürünmüş kocaman bir çocuk görüyorum. Madem gideceğim dedin. Yiğit sözünün eri olur, sen git kendine yeni bir gömlek dik. Giydiğin gömlek dar gelmiş. Sözünde dur. Ananı merak etme.’’ Dedi.

                Ahmet Efendi, makinesini, iplerini, kumaşlarını yüklenip sabahın ilk ışıklarıyla köyü terk etti…

 

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nazife Yetişgen - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.