GÜL BÜYÜTENLERE S’ANA

Esmer bir gecenin sonunda söylenen ağıtlara…            

Gözlerinden süzülen bir umut damlasıyla başlıyor yeryüzünün yolculuğu. Bahar türküleri senden sana yol arıyor. Yeryüzü bile kendini sana hazırlamıştı sen gelmeden önce. Sensiz, sessiz ve kimsesizdi burada geceler. Sıcaktan kavrulmuş çöl kumları kadar yalnızdı düşlerimiz. Ceylanlar daha ürkek bakışlarını düşürmemişti yağmur yüklü bulutlara. Cemre toprağın ve suyun kalbine dokunmasını öğrenmemişti daha.            

Sen yoktun. Sen olmayınca düşlerimizde büyüttüğümüz gül kokulu sevdalarımız da yoktu. Yeryüzü, yağmuru bekler gibi adımlarını bekliyordu. Biz, sana hasret, sana susuz, sana meftunken; sen kendine bile yabancıydın, güller arasında. Sonra bir bahar günü gül kokulu sesin yankılandı cennet bahçelerinde. Artık her mevsim bahardı yoldaşınla yaşadığın. Kalbine bir kara rüya dokundu tan vaktinde. Acı bir yolculuk düştü payımıza. Oysa yüreğin emanetini sahibine ulaştırmak için yaralı bir kuş misali çırpınıyordu.           

Sonra yaratılmışların özü olmak için sürgün yedin. Ayrılık ve hüzün düştü hepimizin payına. Sen yeryüzünde hüzünlenince esmer geceler esir aldı bakışlarını. Gözlerin yağmura hesap sordu sevgiliyi her hatırladığında. Çileli bir yola vurdun yüreğini. Yol bilmeden dolaştın çöl kumlarının yakıcılığında. Sen, hasret türküleri söylerken, gözyaşların döküldü toprağa inci niyetine. Göçmen kuşlar sevdanı taşımak için kanatlandı. Ve yağmur; Ruhumuzu yıkayan o nazlı türkü, birazdan çıkacak olan gökkuşaklarının müjdesini getirdi sana. Ve artık mevsim bahardı. Kalpleri çekip çeviren kavuşmanızı murad etmişti. Bir bahar günü kavuşunca kutlu yolcular, kelebekler kanat çırpmasını öğrendi gözlerinden süzülen tebessümlerden. Sonra bir sabah kıpır kıpır bir heyecanla gülümsedin hayata. Artık; yeryüzü ‘ana’ olmasını öğrenecekti senden. İçinde cennet kokulu bir emanet taşıyordun. Şimdi kalp atışlarınla türküler yakıyorsun oğul tadında. Ürkek ürkek bakıyorsun masum bir kız edasında.  

Yıldızların duaya durduğu bir gece, telaşlı adımlarından ürperdi toprağın teni. Yepyeni bir ses yankılandı semada. Melekler müjdeli haber ulaştırdı can yoldaşına. Sevgili emaneti kucağına alınca, gül kokulu tebessümler döküldü yüzünden. Tenin cennet, elin cennet, dokunduğun her şey cennet kokuyordu. Adı can olsun, evlad olsun diyordun; mutlu gözlerle onaylıyordu seni cennet yoldaşın. Seninle başladı yeryüzünün yolculuğu. Sen olmasaydın ‘anne’; ben, biz olmayacaktık. Sen olmasaydın, yeryüzü sesini bile hatırlamayacaktı. Sen geldin, sana geldim. Ellerimde kır çiçekleri. Sen, Havva’nın yüzündeki tebessüm, Meryem’in yanağından süzülen damlaydın. Sen Amine’de yudum yudum büyüyen umut, Hatice’nin kalbinde solmayan muhabbet, Aişe’de kördüğüm gibi bir aşk oldun. Şimdi, bakışlarından süzülen her damla yeni bir umut taşıyor yarınlarımıza. Şimdi, ekmeğimizde, aşımızda, aşkımızdasın.            

Beni ben yapan her öğretide, beni benden alan her bakıştasın.         

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Akif Dut - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.