İŞ GÜVENLİĞİ NE SEVİYEDE?

Satrançta oyun bittiği zaman tüm taşlar aynı heybeye konulur…Şah ve piyonun hiçbir önemi kalmaz… Bizlerde tüm modern insan gruplarında olduğu gibi, 24 saatlik zaman dilimimiz içerisinde farklı gruplar içerisinde farklı ‘Rol’ ler üstleniriz; Evde ebeveyn, okulda öğrenci, otobüste yolcu, mağazada müşteri, iş yerinde çalışan gibi. İşte bu rolleri ne kadar iyi yaparsak yani rol yapma sanatımız ne kadar güçlü ise hayattaki başarımız da bu rollerimize kattığımız çabamız ile bağlantılıdır. Bu rollerden en önemlilerinden birisi olan iş yerindeki çalışan rolümüz hayat kalitemizin geri kalanını maddi ve manevi açıdan derin bir şekilde etkiler. Bu girişi yaptıktan ve satranç taşlarından örnek verdikten sonra, işteki rolümüz ne olursa olsun Türk işçisinin iş güvenliğine olan yaklaşımını bu yazıda beraber sorgulayacağız…

İş güvenliği yeni keşfedilmiş bir kavram gibi zihinlerimizde yer alıyor, fakat HİPOKRAT (M.Ö 460- M.Ö 370) ’ın kurşun işinde çalışanların kurşun zehirlenmesi geçirdiğini tespit etmesi ile iş ve işçi kavramlarının doğması hemen hemen aynı zaman denk gelmiştir. Daha sonraları Platon, Aristo ve Gelen gibi düşünürlerin bazı çalışmalarında da özellikle işçi sağlığı, işçi psikolojisi üzerine görüşleri bulunmaktadır. İş sağlığı ve güvenliği kavramı ülkemize biraz geriden gelmiştir ancak günümüzde dünya standartlarını tam anlamı ile sağlayan uygulamaları, ülke içerisindeki ‘insan değerini’ ön planda tutan kuruluşlarda mevcuttur. Dünyada çalışanı koruma hareketleri James WATT’ ın ilk buhar makinasını icat edip, buhar gücünün organizma gücünden tartışmasız üstün olduğunu ispatlaması ile başlamıştır. Buhar gücünün her alanda kullanıma girmesi fabrikalaşmayı, küçük atölyelerin büyüyerek dev imalathanelere dönüşmesini sağlamış ve doğal olarak çalışan insan gücü sayısı da fabrikalarda olağanüstü bir şekilde artmıştır. Birinci sanayi devrimi dediğimiz bu dönemde bu devrimin can damarı olan buharı üretebilmek adına kömür madenciliği ve kömüre olan ihtiyaç ta muazzam derecede artmıştır. Bir diğer tabir ile bağımlılık diyebileceğimiz kömür sevdası günümüzde bile aklınıza gelen her ülkede halen devam etmektedir. 1770’ li yıllarda başlayan buhar ve kömür ihtiyacı çok hızlı büyümüş, yeni maden alanları açılmasına yer altı ve yerüstü madenciliğinin gelişmesine ön ayak olmuş ve geçim sıkıntısı çeken kitlelere gelir kapısı haline gelmiştir.

Sanayi devrimini gerçekleştiren İngiltere’de, süper güç olarak tabir edilen ABD’ de dahi süper olan o güçlerini ellerinde bulunan ‘insan sermayesi’ nden aldıkları için çalışabilme yaş sınırı olmaksızın 1800’ lü yıllarda insanlar madenlerde gün ışığı görmeden, karın tokluğuna günlük 14-15 saate varan çalışmalar yapmışlardır. Buradaki insani zulümü gören yetkililer ilk önce İngiltere’de 1788 yılında baca temizleme kanunu ve 1802 de sağlık ahlakını koruma kanununu çıkartmışlardır. 1802 de ki düzenleme ile işçilerin haftalık çalışma saati 58 saate indirilebilmiştir! Çalışanların 10 yaşından küçük olmama! Şartı ise 1810 da yine İngiltere’de kabul edilmiştir. Yani bu verdiğim bilgiler ışığında sanayi sektöründe bu düzenlemelerden önce yaş ve çalışma saati sınırı olmadan ve çalışanların kendilerini koruyacak, itiraz edebilecekleri bir dayanakları olmadan çalıştırılmak zorunda kalmışlardır. Türkiye’ de ise ilk düzenlemeler Osmanlı devleti döneminde, maden sektöründe gerçekleştirilmiş, 1867 yılında Ereğli madenlerindeki çalışmaların düzenlenmesi amacı ile Dilaver Paşa nizamnamesi çıkartılmış ve bu düzenleme 1922 yılına kadar yürürlükte kalmıştır. Modern Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ise 1936’ dan başlayarak AB uyum yasalarının kabullerini de sayarsak 2004 yılına kadar is sağlığı ve güvenliği çalışmaları devam ettirilmiş ancak 29.06.2021 tarihli ve 6331 sayılı İş sağlığı ve güvenliği kanunu kabul edilip 1 Ocak 2013’te uygulamaya konulana kadar önceki çalışmalar dönemlerinin getirdiği ekonomik şartlar nedeni ile zayıf kalmıştır. Yukarıdaki tarihlerde de görülmektedir ki ilk sanayi devrimini yıllarca geriden takip etmekteyiz şimdilik bu başka bir yazının konusu.

Şimdi gelelim asıl anlatacaklarıma; 1 Ocak 2013 tarihinden bu yana iş sağlığı ve çalışan güvenliği üzerinde artık kapsamlı bir mevzuat alt yapısına sahip olduk. Zayıf kaldığımız kısım ise mevzuatı uygulamaya dönüştürürken çalışanların anlamsız bir şekilde iş sağlığı kurallarına psikolojik olarak direnmesi oluyor. Verilen ekipmanı kullanmamayı bir çeşit işte ustalık veya işe ve/veya içinde bulundukları çalışma grubuna karşı yiğitlik olarak algılıyorlar. Yapılan işe göre seçilen ekipmanların kullanımı çeşitli bahaneler ile çalışanlar tarafından ret ediliyor, eksik kullanılıyor veya göstermelik bir şeymiş gibi görünüyor. Bu çalışan açısından en büyük yanlış oluyor ve basit iş kazaları denilebilecek durumlar ömür boyu iş gücü kaybı ile sonuçlanabiliyor. İş gözlüğü, eldiven, çelik burunlu ayakkabı, emniyet kemerleri vücut bütünlüğünüzü korur birer gösteriş aracı değildir. İkinci büyük hatayı ise işveren/yönetici gruplarında olanlar yapıyor, nasıl mı? İş güvenliği şartlarına uyma çabasının işin özellikle yetiştirilmesi konusunda zaman kaybına neden olacağı düşünülüyor, Çok değerli ve tehlikeli bir görev üstlenen iş güvenliği uzmanlarının çalışmalarını gereksiz bulup iş yerlerinde pasifleştiriyorlar. Aksine programı hazırlanmış bir çalışma da yapılacak iş, kazalar ve ramak kala aksaklıkları nedeni ile aksamaya uğramayacağı için hızlanacaktır, fakat tam kurumsallık anlayışına ulaşamayan pek çok şantiye değerli vakitlerini çalışanlarının kazalarında harcıyorlar. Acil durumlarda kullanacakları bir plan program geliştirmiyor, kaza senaryolarından sonuçlar çıkartmıyorlar. Konunun derinliği çok fazla, ileriki yazılarımda da bu iş güvenliği mevzusuna değinmeye çalışacağım. Yazının başında satranç taşından, rol yapmaktan, sanayiden, madenden bahsetmemin amacı GÜN! bittiğinde mühendisi, işçisi, amiri, çalışanı diye bir şey kalmıyor… Hepsi birer insan, hepsi kendilerinden istenilen rollerini mesailerinde yapıyor, günün sonunda da birer can! a dönüşüyor. Bir canın, bir değerin, bir tecrübenin, bir insanın… Artık nasıl derseniz deyin, kaybının telafisi mümkün değil. Ölüm ölen için değil onu tanıyanlar sevenler için zordur. Bu nedenle iş güvenliği konusunda bulunduğumuz tüm çalışma ortamlarında hep birlikte, biraz daha ciddi olalım, biraz daha gayret gösterelim. İyi okumalar.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Aykut Yıldırım - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.