TARAF TUTMANIN SOSYO-PSİKOLOJİK TEMELLERİ

TARAF TUTMANIN SOSYO-PSİKOLOJİK TEMELLERİ

 

Geçen haftaki yazımda, “Taraf Olmak” başlıklı bir makale kaleme almıştım (02 Mart 2022 tarihli Elbistanın Sesi gazetesi internet sayfası). Bu makaleyi okuyan Rüştü Ağdayı adlı bir dostum -ki kendisi değerli ve düşünen bir beyindir- konuyla alâkalı düşüncelerini şahsımla paylaşınca, ben de “Taraf Tutmanın Sosyo-Psikolojik Temelleri” adlı bu makaleyi gündeme almaya karar verdim.

Rüştü Ağdayı Beyefendi paylaşımında mealen şöyle diyordu:

“Bu konuda iki nokta üzerinde durmak istiyorum;

1. İnsan niçin taraf tutmak ister? Kendini, topluma daha güçlü bir şekilde kabûl ettirebilmek için olabilir mi acaba? Eğer böyleyse, demek ki insanlarda şahsiyet ve güven zaafiyeti vardır.

2. İnsanlar hür irâdesiyle taraf tutmayı tercih ettikleri zaman, taraf tuttukları grubun veya merkezin günah ve sevabına da ortak olduklarının, sorumlu olduklarının farkındalar mı acaba? Yani taraf tutma bilincine sahipler mi?”

Evet, gerçekten bu iki nokta önemliydi.

Taraf tutmanın sosyolojik temelleri

Şurası bir gerçekliktir ki, “İnsan” denilen varlık sosyal bir varlıktır. İnsan, “Aile” denilen ve toplumsal yapının en küçük birimi olan sosyal bir çevrede dünyaya gelir.

“Doğma, büyüme, gelişme ve olgunlaşma” süreçlerinde insanın bu sosyal çevresi gittikçe artar ve büyür.  Kademeli olarak artan ve büyüyen bu sosyal çevrede insanlar nice toplumsal roller edinir ve nice sosyal statüler kazanır.

Dolayısıyla sosyal bir varlık olan insanın, içinde yaşadığı topluma kayıtsız kalması ve toplumdan kendisini soyutlayarak tek başına bağımsız bir şekilde yaşaması düşünülemez.

Bu durum, çok çeşitli açılardan ve insanların birbirlerine olan muhtaçlığı nedeniyle (sosyal ihtiyaçların interaktif bir şekilde karşılanması zorunluluğunun bir mecburiyet olması nokta-i nazarından) pratikte muhâldir.

Hâl böyle olunca, toplumsal yapıdaki gruplaşmalar kendiliğinden olur. Henüz medenîleşme sürecini tamamlayamayan feodal ve bedevî toplumlarda bu gruplaşmalar, çok daha belirgin ve çok daha keskindir.

Çünkü bu tür toplumlarda iktidar ve muktedir olma gücü çok önemlidir. Herkes güce meyleder ve güç etrafında toplanmak ister.

Binâenaleyh, siyâsî gücü, ekonomik gücü, bürokratik gücü, kanun gücünü, dînî ve sınıfsal feodal gücü elinde bulunduran sosyal gruplar, kendilerine tâbi olan ve olacak olanlara büyük ölçüde ve belki de sınırsız derecede imkânlar sağlar.

Bunu gören ve bilen insanların büyük çoğunluğu ister istemez güç odaklarına meyleder. Çünkü güç odakları her açıdan onları besler.

Bu bakımdan feodal ve bedevî toplumlarda partileşme, aşiretleşme, cemaatleşme ve her türlü sosyal, siyâsî ve dînî gruplaşma son derece önemlidir.

Geçen haftaki makalemde izah etmeye çalıştığım gibi, tabiî ki bu tür gruplaşmalardaki “Taraf tutma”nın vicdanî ve ahlâkî meşrûiyyet zemini sorgulanır ama, böyle bir oluşum sosyolojik açıdan bir realitedir.

Taraf tutmanın psikolojik temelleri

“İnsan” denilen varlık sosyal bir varlık olduğu kadar, aynı zamanda da psikolojik bir varlıktır. İnsanın birtakım duyguları var, düşünceleri var, algıları var, sevgileri var, tutku ve inançları var, arzuları, iştiyakları, hevâ ve hevesleri var, kin, nefret, öfke ve dahî daha neler, neleri var.

İşte bu kadar yoğun ve karmaşık duygulara sahip olan insanın, olaylar, durumlar ve şartlar karşısında tarafsız kalması veya taraf tutmaması beklenemezdi. Böyle bir tutumun realize olması ihtimâli dahî, onun ontolojik olarak varoluşsal gerçekliğine ve psikolojik olarak da duygusal özelliklerine aykırı düşerdi.

Onun için “Tarafsızlık” diye bir şey yoktur. Bu fıtrata aykırıdır. Dolayısıyla tarafsızlık muhâldir, imkânsızdır.

Ama buna rağmen insanların bir kısmı şu veya bu sebepten dolayı tarafsız gibi görünse ve dışından bunu pek belli etmese de, içlerinden mutlaka taraf tutarlar. Çünkü bu, psikolojik ve duygusal olarak bir realitedir.

Ancak, burada asıl olan “Taraf tutmak” değil, “Taraf olmak”tır. Çünkü, geçen haftaki makalemde de belirttiğim gibi, taraf tutmanın referans ve kaynaklarını bizâtihi insanoğlunun indî (sübjektif) ve nefsî yaklaşımları oluşturur.

Hâlbuki taraf olmanın referans ve kaynağını, insanın hür irâdesini ve özgür seçimini serbest bırakmak kaydıyla bizzat Allah oluşturur. Bu bakımdan “Taraf olmak” orijin olarak fıtrîdir ve Sünnetullah’a da uygundur.

Çünkü taraf olmanın yapısında iyilikten, güzellikten, doğruluktan, dürüstlükten, haktan, adâletten yana tavır koymanın temel parametreleri vardır. Taraf tutmanın yapısında ise böyle bir özellik ve güvenilir garantörlük yoktur.

Ne yazıktır ki taraf tutanlar, taraf tuttukları grupların ve çevrelerin günah ve sevaplarına ortak olduklarının çoğunlukla farkında bile değildirler. Böyle bir bilinçleri de yoktur. Onlar nemalanmalarına bakarlar. Onlar için asıl olan budur.

Dolayısıyla bu mânâda herkese “Taraf tutmak” değil, “Taraf olmak” bilinci tavsiye ederim.

07 Mart 2022

İlhan AKAR

 

 

 

 

                                                               

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İlhan Akar - Mesaj Gönder

# olan, son

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.