TECRÜBE İLE SABİT -38-

Tek başına bir mezar düşünün. Ya bir yol kenarında ya da yabanın ortasında, gelip geçeni farklı duygulara sürükleyen yapayalnız bir mezar. Yolu öylesine buraya düşenlere sebepsiz bir ürperti veren bu mezar yöre sakinleri için kim bilir ne kadar büyük bir anlam taşır o ıssızlığın içinde. Belki, ‘vakti zamanında köye bir garip gelmiş, hastalanmış buralarda. Kimi kimsesi yokmuş, hekim hoca da yok ki bir çare bulsun. Ölüp gitmiş garibim,’ diye anlatılan bir hikâyenin hatırasıdır burası. Bir Fatiha okur geçersiniz. Biraz hüzün ve belki bir iç çekiştir hepsi.

Değil mi? Bir şehit mezarı mı yoksa eskilerden kalan… Gidenin gelmediği, gelenin tanınmadığı dönemlerde nice hikâyeler duyulur buna benzer. Yemen’den, Çanakkale’den, Irak’tan ve belki Arap çöllerinden… Düşüp kalmıştır buraya ebedi yurdumdur diye.

Ya şuna ne dersiniz? Yer ve mekân isimleri vardır. Duyduğunuzda bile ürpertir sizi, arkasındaki yaşanmışlık ihtimali nice hikâyeleri oluşturur ahalinin dilinden. Bir kan davasının masumu, yanlışlığa kurban giden bir delikanlı, kaçarken yakalanıp öldürülen âşıkların kanlarının döküldüğü yerdir burası, olamaz mı? Neden olmasın ki? Anadolu her güzelliğin yanısıra bir ‘güzellikler mezarlığı’ da değil midir aynı zamanda.

Değişen bir şey yok!..

***

Anlatacağım olay vesaitin kıt olduğu dönemden kalmadır:

Şehirde işlerini bitirerek yayan yola revan olan üç arkadaş köylerine dönebilmek için acele ediyorlardı. Gece karanlığına kalmak işlerine gelmezdi. Güle oynaya yürüyorlardı, geçmişten, gelecekten, işten-güçten bahsederken vakti tüketmişlerdi farkında olmadan. Bir de ne görsünler, hava iyice kararmaya yüz tutmuş, güneş son ışıklarını tepenin ardına çekmek üzere. Göz göze geldiklerinde hepsi de konuşmaya ihtiyaç bile duymadan hızlanmaları gerektiğine karar vermişlerdi sessizce. Bir süre hiç ses çıkarmadan yürüdüler, sadece ayak sesleri ve çevreden gece ortaya çıkan böceklerin ötüşleri duyuluyordu.

Gökyüzünde yeni yeni belirginleşen yıldızların yaydığı ışık loş bir aydınlık oluşturmasına karşın ağaçların gölgesi toprağa düştükleri yeri esmerleştirerek diğer bölgelerden ayırıyor, oraya sıkıntılı bir karanlığın hâkim olduğu hissini veriyordu insana.

Her adımda şehirden biraz daha uzaklaşıp köye yaklaşan bu üç kişi kendi aralarında yeniden konuşmaya başlamışlardı. Oradan buradan sohbet ederken, söz döndü dolaştı hortlak, zemheri karısı gibi karanlıkta korkutucu olabilecek konulara yöneldi. Gerçi köy odalarında ya da evlerde, uzun kış gecelerinin vazgeçilmez konularıydı bunlar ama burası için pek uygun bir konu değildi.

Bulundukları yer yöre halkı tarafından ‘Arab’ın düşeği’ diye anılan bir mevkiiydi. Efsaneye göre köyün gençlerinden olan iki kardeş, bacılarını sevdiğini düşündükleri Arap isimli kişiyi at üstünde giderken pusuya düşürerek burada öldürmüşlerdi. Köyün büyükleri kendi büyüklerinden duyduğu bu hikâyeyi fırsat buldukça anlatmaktan geri durmazlardı. Nerden akıllarına düştüyse konu gelip bu efsaneye dayanmıştı. İçlerinden birinin,’işin aslının böyle olmadığı, kızın yakınlarının dedikodulara inanıp zanlarıyla hareket ettiklerini’ söylemesi üzerine bir diğeri lafa karıştı:

‘Dedikoduyla adam mı vurulur. Suçsuzsa şehit olmuştur,’ dedi. Diğeri de;

‘Bence de,’ dedi. Sonra uzunca bir sessizlik oldu. Üçü de dalgınlaşmıştı. Sessizliği bozan ikinci kişi oldu.

‘Arkadaşlar, o Arap eğer şehit olmasa ‘Arab’ın düşeği’ dedikleri mevkiye gece yolu düşenlere görünür müydü?’ dedi. Diğer ikisi meraklı bakışlarla, ’nasıl yani,’ dediler. Belli ki onlar bu konuyu duymamışlardı.

‘Siz duymadınız mı?’ diye tekrarladı ikinci.

‘Hayır,’ dediler.

‘Kaç kişi görmüş. Hatta benim kaynım Durmuş da görmüş.’

Nasıl görmüş? Arabı mı görmüş yani?’

‘Evet, Arabı vurdukları yerden geçerken Arabı görmüş.’

‘Nasıl görmüş anlatsana.’

‘Yahu Durmuş gece pancar sulayacakmış. Sucuları tarlaya yerleştirdikten sonra,’suyun gelişini bir takip edeyim. Birisi gelir üstten suyu yıkarsa altta kuruda kalırız,’ diyerek arkı takip ederek ‘karayer’ denilen mevkiye kadar gelir. Arap oradaki köprüde vurulduğu için ‘Arab’ın düşâ’ diye anılır orası.Durmuş köprüden geçerken birden arkadan gelen bir karartıyı fark eder. Dönüp baktığında ne görse beğenirsiniz?’

‘Ne,’ sorusu aynı anda çıkmıştı ağızlarından.

‘Arabı.’

‘Neee, Arabı mı?’

‘Evet Arabı.’

‘Nasıl yani. Nasılmış Arap?’

‘Boyundan geçirilerek giyilen ve omuzdan aşağıya doğru indikçe alt tarafı genişleyen bir elbise varmış üzerinde. Hani şu Mevlevilerin giydikleri elbise var ya, işte ondan. Tennure mi ne diyorlar, tam hatırlayamadım şimdi. Baş tarafında da elbiseye birleşik bir başlık varmış.’

‘Eee.’

‘Eeesi bu işte.’

‘Yüzü tam seçilemiyormuş. Ayaklarını görememiş, zaten yerden yüksekte, uçuyor gibi geliyor, geldikçe de boyu uzuyormuş.’

‘Eee, ne etmiş.’

‘Ne edecek, bir daha arkasına bakmamış. Bildiği ne kadar dua varsa hepsini okumuş. Tarlaya geldiğinde yüzü sapsarıymış. Tarlayı sulayanlar sesimdeki titremeyi fark edince,’sana bir şey olmuş. Doğru söyle ne oldu,’ dediler ama ben onlarında aynı korkuyu yaşamasından çok tarlayı sulamayı bırakarak evlerine giderler, diye anlatmadım, dedi.’

‘Durmuş’un tarlayı sulayanlara anlatmadığını şimdi bize niye anlattın o zaman?’

‘Ben biliyorsunuz da hatırlamıyorsunuz diye hatırlatmak amacıyla anlatmıştım. Demek ilk defa benden duydunuz?’

‘He vallaha, ben yeni duydum.’ ’Ben de,’ dedi diğeri. Tekrar sessizlik oldu. Beriki:

‘Arabın ağıdıda var,’ dedi.

‘Onu da biliyorum deme.’

‘Evet, onu da biliyorum.’

‘Anlattın anlatmaya, ağıdını da söyle de iş tamam olsun.’

‘Tamam. Zaten yolda yarılandı, siz nasıl isterseniz.’

 

‘Karayerin bayırları

Bir Arab’ı saklamamış.

Hayınidi hain gardaş

Düşmanını haklamamış.

 

Arab’ı da getirdiler

Kar üstüne yatırdılar

Zor muyudu Arap oğlan

On beş uşak götürdüler.

 

Belinde kama kuşağı

Sıyrılır ener aşağı

Böylede seymen mi olur

Bura Arab’ın düşeği.

 

Kara koyun ağ mı olur

Susuz yerde bağ mı olur

Sevip sevip ayrılanın

Yüreğinde yağ mı olur?

 

Kara koyun yayılıyor

Saçakları sayılıyor

Yetişsene nazlı eşim

Can cesetten ayrılıyor.’

 

Ağıdı yanık sesiyle söyleyen adam diğerlerinin hüzünlenmesine yol açmıştı. Hikâye zaten yeterince acıklıyken bir de ağıt gözlerinin dolmasına sebep olmuş, içlerini belli bir sızı kaplamıştı.

‘Yeter, yeter,’ dedi içlerinden birisi. ‘Bu geceden sonra arkamızdan gelen bir Arabımız oldu.’

‘He vallaha,’ dedi diğeri.

Arkalarına bakmadan yürüyen üç kafadar tam bu sırada köylerinden bir önceki köyün mezarlığından geçmektedirler. Biri diğerine; ’şu an bu rahmetliler bizden Fatiha bekliyor, bir Fatiha oku,’ der. O da,’ben Fatiha bilmem,’ der. Kendisi de Fatiha bilmediği için diğerine teklif eder, o da bilmediğini söyler.

‘Madem Fatiha’yı hiçbirimiz bilmiyoruz, o vakit eşek taklidi yapalım da rahmetliler bizden Fatiha ummasınlar,’ der.

Bunun üzerine ellerini yere koyarak dört ayaküstünde yürümeye başlarlar.

İlk teklif edenin, ‘arada bir anıralım da daha gerçekçi olsun,’ demesi üzerine, ara-sıra, yer-yer anırarak mezarlıktan geçerler.

Kendi köylerine iyice yaklaştıklarında evlerinin penceresinden sızan ışık huzmelerini görürler, yaşadıkları bu garip vakanın tesirini üzerlerinden bir nebze de olsa atmayı başaran üç arkadaş birbirlerine, bu geceden hiçbir zaman bahsetmeyecekleri hakkında tembihatta bulunurlar.

Unuttukları bir şey vardır ama unuttuklarının bile farkında değillerdir

O gece üç arkadaş bilmemeleri gerekeni öğrenerek gereksiz bir yük yüklenmişler, bilmeleri gerekeni ise öğrenmeyi terk ederek kendilerine zulmetmişlerdi.

Ez-cümle: Allah’ım her ne verirse hayırlısını versin.

Eşekliğini anırarak belli etmeye çalışanlar bilsinler ki, anırmasalar da davranışlarından eşeklikleri belli olur.

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Gözükara - Mesaj Gönder

# olan, yol, kar, son, Bilir

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.