KADIN VE AİLE

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 16 Aralık 1977 tarihinde almış olduğu bir kararla, her yıl 8 Mart gününün, “Dünya Kadınlar Günü” olarak kutlanmasını ve anılmasını kabûl etmiştir. Evet, bu önemli bir gelişmedir ama tek başına yeterli midir?

Kutlanan ve anılan günler

Başta kadınlar olmak üzere gün kutlayanlar beni bağışlasınlar ama, oldum olasıya şu gün kutlamalarını hiç sevemedim. Hemen hemen hepsini yapay ve samimiyetten uzak bulurum.

Evet, kutlamalar ve anmalar bir farkındalık oluşturur ve tarihte olan olayların ve târihî kişiliklerin unutulmasını önler ama, neticede kutlamalar ve anmalar genellikle kutlama ve anma olarak o “an”da ve “o âna” özgü olarak kalır.

Üstüne üstlük kutlama ve anmalar için harcanan onca paralar, yapılan masraflar, verilen emekler, kullanılan zamanlar da boşa harcanmış ve boşa gitmiş olur. Çünkü olay, çoğu kez ritüel boyutunda kalır.

Yapılan organizasyonlar, düzenlenen toplantılar, bu toplantılarda göstermelik olarak atılan nutuklar çoğu zaman samimiyetten uzaktır ve ânı kurtarmaya yöneliktir. Bu bakımdan bütün bu kutlamalar ve anmalar, hiç kimseye faydası dokunmadan zamanın girdabında kaybolup giderler.

Ama, târihî olaylarla ve bir milletin eğitim, kültür ve ilim dünyasına damgasını vurmuş âbidevî şahsiyetlerin anılmasıyla ilgili olarak yapılan bilimsel toplantılar ve düzenlenen organizasyonlar bundan müstesnâdır.

Çünkü, bu gibi anma toplantıları târihin hâfızasını oluşturur ve yeni nesillerin millî ve mânevî yönden şuurlanmasına katkıda bulunur.

Diğer gün ve kutlamalar ise (anneler günü, babalar günü, sevgililer günü, doğum günü kutlamaları vs.) Batı’nın ve vahşi kapitalizmin ürettiği değerlerdir. Bizim ruh köklerimize aykırı olan bu değerlerin temel parametrelerini de, tüketim kültürü üzerine oluşturulmuş materyalist bir felsefe teşkil eder.

Bunun yöntemi de insan psikolojisi üzerine oynamak ve algı operasyonları ile duygu sömürüsü yaparak zihinleri esir etmektir. Esaret altına alınmış olan zihinler ve zihniyetler ise artık köleleşmiştir.

Artık bu aşamadan sonra insanlar vahşi kapitalizminin birer kölesidir ve hiç ihtiyaçları olmadığı hâlde kendilerine reklâmlar yoluyla sunulan her türlü ürünü satın alarak alabildiğine tüketmek zorundadırlar.

İşin ilginç tarafı, insanlar bu köleliği gönüllü yaparlar. Ne zorluklarla kazandıkları paraları bir hiç uğruna har vurup harman savurarak boş yere harcarlar.

Hâlbuki kazandıkları bu paraları kendilerinin ve çocuklarının eğitim, sağlık, barınma gibi aslî ihtiyaçları konusunda harcasalar ve eğitim, bilim ve kültürel olarak kendi kariyerlerini geliştirmede kullansalar, hem kendileri için iyi olacak hem de ülkelerine katma değer sağlayacaklardır.

Diğer yandan işin ilginç olan başka bir tarafı da, Müslümanların durumudur. Tamam, modern insanları bir noktada anladık da, peki ya İslâmî konularda hassas olduğunu iddia edenlere ne demeli!..

Herhâlde onlar da kapitalist modern Müslümanlar oluyor sanırım. Böyle olmakla da, İslâmî mânâda bütün iddialarını yaşantılarıyla kaybetmiş ve yaptıklarıyla da kendi kendilerini tekzip etmiş oluyorlar. Böylece, Batı’nın ve Batı değerlerinin karşısında bir kez daha mağlûp olmaktan kurtulamıyorlar. Ne acı verici ve ne hüzünlü bir hikâye değil mi?!..

Yılbaşı kutlamaları da ayrı bir hikâye!.. İnsanlar zamandan medet umuyorlar. “Yeni yıl hayırlar getirsin, iyilikler getirsin, sağlık, mutluluk, huzur getirsin, bol kazanç ve bereket getirsin vs.” gibi söylemler ve beklentiler…

İnsanlar bilmiyorlar ki; bu bir nevî zamanı tanrılaştırmaktır. Her ne istenecekse, doğrudan Allah’tan istenir, zamandan değil! Çünkü zamanı da yaratan Allah’tır. Gecenin de, gündüzün de, Doğu’nun da, Batı’nın da ve tüm zamanların sahibi de Âlemlerin Rabbi olan Allah’tır.

Yeni yıl, başlangıcından bitimine kadar bir zaman peryodunu içerir. Zaman Tanrı değildir, sadece akıp giden bir süreçtir. İnsanların algısı itibariyle zamanın göreceli (izâfi) bir yapısı vardır.

Tarihte zamana tapıcılar vardı. Zamanın yaratıcılığına inanılırdı. Buna “Dehrîler” ya da “Dehriyyûn” denilirdi.

Kadının önemi

Yeryüzünde elbette ki tüm insanlar önemlidir. Ama bir toplumda, bir ailede kadınlar daha da önemlidir. Kadınlar, toplumun ve ailenin temel taşı, stratejik unsurlarıdır. Kadınlar olmadan ne toplum ayakta kalır ne de aile!

Aileyi çekip çeviren, çocukları eğitip yetiştiren kadınlardır. Her türlü kahrı çeken kadınlardır. Onun için her şeyden önce kadınları eğitmek ve onların kıymetini iyi bilmek lâzımdır.

Kadınlar annelerimizdir. Her erkeği doğuran bir kadın vardır. Nasreddin Hoca’nın hesabı bir evde kadın ölürse, o evde kıyâmet koptu demektir.

Kur’an’da kadınlara yönelik ve onların haklarını koruyan müstakil bir Nisâ Sûresi vardır. Resûl’ün Vedâ Hutbesi’nde kadınlara verilen muazzam değerler vardır. Bu arada Mûsâ Cârullah Bigiyef’in “Hâtun” adlı kitabını okumakta da büyük faydalar vardır.

Bu bakımdan çok değerli kadınlarımızın, muhterem annelerimizin, sadece senenin bir günündeki kutlamalara ve anmalara sığamayacak kadar toplum üzerinde büyük hakları vardır.

Onun için ben de bu makalemi, üzerimde ödenmez hakkı bulunan ve bugün rahmet-i Rahmân’a kavuşan muhterem anneme ithaf ediyorum…

21 Şubat 2022

İlhan AKAR

 

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İlhan Akar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.