KORKULARIMIZ

       Hepimizin korkuları var değil mi? Karanlık, yükseklik, malını kaybetme, sevdiklerini kaybetme, trafik, muhtaç olma, olması gerektiği yerde olamama, işini kaybetme, ölüm korkusu... Korkular bitmez... Korkuları saymaya sayı, yazmaya mürekkep yetmez. Korkular bizi hapseder, görünmez hapishanedir korkular. Sınırları çizilemeyen, tipi belli olmayan, açık ya da kapalı olduğu kestirilemeyen bir hapishane. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm eder korkular bizi. Ömür boyu devam eder ve ağırdır şartları...

            Şartları ağır olan korkulardan biri de annenin evladını kaybetme korkusudur. Bu dünyadaki en güzel bağ ne diye sorarsanız? Anne ile evlat arasındaki bağ derim. Diğer bağlar vardır ama bu bağ kadar kuvvetli değildir. Akraba bağı, eş bağı, arkadaş bağı, iş bağı, mal mülk bağı, tüm fani bağlar bu bağ karşısında güçsüz kalır. Fani bağlar diyorum; bir de Allah ile kulu arasındaki bağ var; fani olmayan hani tarifini yapmaya kelimelerin yetmediği bağ... Bu bağlar insanı bir ağacın gövdesine bağlayan, dalı yapan, yeşerten, nefes aldıran bağlardır. Biri kopsa çatırdar dalımız, ağaçtan kopacağız öleceğiz sanırız, yaralanırız...

            Kimi mücadele eder bu korkularla, kimi teslim olur, eller havaya der ve yaşamaktan vazgeçer. İnsanoğlu yeryüzüne ilk ayak bastığından beri korkuları ile savaşır. İlk ingalarımız pek tanıdık olmayan bir mekâna göç etmemiz sebebi ile değil mi? Rahat olan anne karnından mücadele dolu bu hayata atılmanın korkusu. Annesi odadan ayrılınca ağlayan, hiç susmayan çocuğun korkusu terk edilme ve yalnızlık korkusu değil mi?

            Korkularımız hiç bitmez, peşimizi bırakmayan illet bir düşman gibidir. Çaresi olmayan hastalık. Kimimiz bu korkulara sarılır; dayanak yapar korkuları eline. Ayakta durduran korkularıdır, bir sonraki adımı atmasına sebep olan korkularıdır. Korkuları olmadan yürüyemeyeceğini düşünür insan.

            Kimimiz korkularımızın üzerine gitmeyi, onları görmezden gelmeyi, onlarla savaşmayı ve kendi iç özgürlüğümüz adına galip çıkmayı iyi bilir. İç özgürlüğü olan insanlar; dışarıdan bakıldığında nasıl görünürse görünsün, içinde korkularına karşı çelik yelek giymiş, korkulardan gelen her hamlede yıkılsa da ölmeyen insanlardır.

            En büyük korkularımız değil mi? Akrabadan, eşten, dosttan darbe almak. Eve ekmek götürmek, ölmek, elimizdekileri kaybetmek...

            Bu kadar korku taşıyan insanoğlu çok da cesurdur aslında. Defalarca yıkılır yeniden kalkar, malı biter yenisini biriktirir, işini kaybeder yenisini bulur, karanlığa ışık açar kurtulur. ‘’Cana geleceğine mala gelsin .’’ sözü en büyük korkumuzun ‘’can ‘’ olduğunu belirler. Yeter ki canımız sağ olsun der, tüm korkulara meydan okuruz... Sevdiklerimizin canı sağ olsun. İnsanoğlu ‘’can’’ la olan korkusunu da inancı ile yener. Mevlana’nın ölüme bakışı Allah ’a kavuşmadır. Eğer sevdiklerimizi kaybetti isek; Fatiha’lar ile, cennet ümidi ile, tövbeler, dualar ile yeneriz bu korkuyu. 

            İnsanoğlu yapboz parçaları önceden yerleştirilmiş harikulade bir tablo gibidir. Korkularımız da bu yapbozun bir parçasıdır. Tamamen hayatımızdan çıkartır isek tablomuz bozulur. Görüntü bozulur. Tüm parçaların yerine sadece korku parçasını koyar isek işte o zaman da bozulur.

            Kemal Sunal’ın ‘’Korkusuz Korkak’’ filmini izleyenler bilir. 6 ay ömrü kaldığını öğrenen Mülayim nasıl da korkusuzlaşır. Hayatı bildiğin gibi yaşa der doktoru. Mülayim de hayatı gerçekten bildiği gibi yaşamaya başlar... Ya sonra doktorun yanlışlık yaptığı ve aslında 6 ay ömrü kaldığı bilgisinin yanlış olduğunu öğrenir. Mülayim’in korkusuzluğu gider eski Mülayim olur. Hangimiz biliyoruz ne kadar ömrümüz kaldığını? Hangimiz yarın ne olacağını biliyoruz? Hayat hep sürprizlerle dolu değil mi? Korkularımızı yenmek için birilerinin çıkıp bize şu kadar ömrünüz kaldı demesi mi lazım?

            Korkularımız iyi ki var; yapbozumuzun bir parçası. Bizi biz yapan parçalardan biri. Yanımızda olsun, cebimizde olsun korkularımız lakin bizi hapsetmesin, yormasın, elimizi ayağımızı hayattan kesmesin, yolumuza taş olmasın, gönlümüze yorgunluk getirmesin, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm etmesin bizi... Hangimiz biliyoruz ne kadar ömrümüz kaldığını? Bunu bilmemek korkunç değil mi? Belki bir, belki bin... Hayat korkusuz olmaz, korkulara hapsolarak da yaşanmaz vesselam...

           

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nazife Yetişgen - Mesaj Gönder

# olan, Bilir

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.