KÜLTÜR VE KÜLTÜR DEVRİMİ

 

Kültür (Culture)

Kültür kelimesi, köken itibariyle (etimolojik olarak) Latince’ye dayanır. “Cultura, Colere” gibi kökleri vardır. İngilizce ve Fransızca’da “Culture” kelimesi kullanılır. Arapça’da kültüre “Hars” denilir. Türkçe’de kültürün karşılığı olarak bir zamanlar “Ekin” kelimesi üretilmişti ama pratik hayatta pek tutmamıştı.

Etimolojik olarak bütün bu kelimelerin her dildeki sözlük anlamlarının muhteviyatında tarım, tarla, ziraat gibi ortak kelimeler bulunduğu için, Türkçe’de de kültürün karşılığı olarak üretilen kelimeye “Ekin” denilmiştir. Ayrıca salt ziraat ve tarım yapmakla ilgili olarak yabancı dilde “Agriculture” kavramı da kullanılmaktadır.

Kültür kelimesinin epistemolojik olarak anlamı ise, insanlık tarihinde insanların tarih boyunca maddî ve mânevî olarak sosyal yaşamlarında ürettikleri her şeydir. Tarımda, ziraatta, bağda, bahçede, san’atta, mimaride, zevkte, estetikte, gelenekte, görenekte, âdette, törede, dinde, dilde, duyguda, ahlâkta ve dahî hayatın her alanında üretilen her şey, kültür kavramının içine girer.

Kültürel etkileşim

Evet, “kültür” kelimesi, kelime olarak bize yabancıdır ama, ne yapalım ki târihî şartlar; savaşlar, göçler, iktisâdî faaliyetler, sosyal ve siyâsî temaslar sonucunda kültürel etkileşimler, kültürel ve sosyal yapıdaki değişimler kaçınılmaz olarak oluyor ve olmakta olan da olmaya devam ediyor. Hele de modern zamanlarda, iletişimin ve dijitalleşmenin alabildiğine arttığı günümüz şartlarında bundan kaçış da yoktur.

Bundan dolayı insanlık tarihine bakıldığında; yüzde yüz oranda bir saf ve ârî kültürün varlığından söz etmek mümkün değildir. Belki lokal seviyede ve istisnâî habitatlarda bu görülebilir (meselâ, Amazon ormanlarının ya da balta girmemiş Afrika ormanlarının derinliklerinde bulunan ve medeniyetin nimetlerinden tamamen yoksun bir şekilde yaşayan ve hiçbir sosyal temasta bulunmamış olan ilkel kabilelerde bu durum görülebilir).

Kendi tarihimize baktığımız zaman da, savaşlar, göçler, iktisâdî faaliyetler ve birtakım sosyal ve dînî münâsebetler yoluyla nice farklı kültürel unsurlarla sosyal temasta bulunmuşuzdur. Kimi zaman kültürel olarak onları etkilemiş, kimi zaman da onların kültürel ve sosyal yapılarından etkilenmişizdir. Bunun en bâriz örnekleri, Acem (Pers, Fars, İran) ve Arap kültürleriyle olan etkileşimdir.

Türklerin, târihî süreç içerisinde Acem ve Arap coğrafyasındaki halklarla olan kültürel ve sosyal temasları ve zaman içerisinde bu coğrafyalarda hüküm süren hükümranlıkları, ister istemez bu kültürlerin birbirleriyle mecz ve herc ü merc olmasına yol açmıştır.

Bu etkileşim ve karışım, dilde, dinde, san’atta, mûsikîde, mimarîde, edebiyatta, siyâsette, örfte, âdette, gelenekte, görenekte, törede, hülâsa hayatın her alanında vukû bulmuştur.

Örneğin, dilimizdeki Arapça ve Farsça kelime ve terkipler, din kültürümüzdeki inanç şekilleri ve halk inanışlarından tutunuz da, yemek kültürümüze varıncaya kadarki birçok uygulamalar bu cümledendir. Meselâ, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevi’sini Farsça yazmıştır. “Peygamber” kavramını biz çok sık kullanırız ama, Peygamber kavramı Farsçadır. Kur’an’da Peygamber kelimesi geçmez. Sadece Nebî ve Resûl vardır.

Dominant kültür

Ayrıca, şu nokta hiçbir zaman unutulmasın ki, siyâsî, iktisâdî, ilmî ve teknolojik olarak üstün olan toplumların kültürleri, dominant olarak diğer toplumların kültürleri üzerinde etkin ve baskındır. Bu durum, sosyolojik bir realite olarak kaçınılmaz bir olgudur ve dahî determinist bir prensiptir.

İşte, öyle hamâsî nutuklar atarak ve içi boş sloganik sözler sarfederek ne kendi kültürümüzü ecnebî kültürlerin baskısından ve sultasından kurtarabiliriz, ne de yeni kültürel değerler üretebiliriz. Biz de kendi kültürel değerlerimizi korumak ve yeni kültürel unsurlarımızı yabancılara empoze etmek istiyorsak, o zaman çok çalışarak bilim, teknoloji üretmek, iktisâden ve siyâseten de çok güçlü olmak zorundayız.

Kültür devrimleri

Görüldüğü gibi, kültürel ve sosyal değişmelerin kendi içerisinde bir sürü dinamikleri vardır. Gönül arzu eder ki, bu değişim ve dönüşümler kendi tabiî seyri içinde olsun ve kendi tabiî mecrasında tabiî bir şekilde vukû bulsun.

Ama her zaman böyle olmuyor maalesef! Kimi zaman, belki de çoğu zaman radikal yöntemlerle bu değişim ve dönüşümler gerçekleştiriliyor.

Ülkelerin yönetimlerini zorla ele geçiren ve yaptıkları ihtilâllerle iktidar gücünü elinde tutan kimi siyâsî kişilik ve gruplar, meta zorla, otoriter ve inkılâpçı bir anlayışla, “kültür devrimleri” yapabiliyorlar. Bunun örneklerine gerek ülkemizde gerekse dünya tarihinde rastlamak her zaman mümkündür.

Meselâ, yakın tarihimizde olanlar bu minvâl üzeredir. Mao’nun Çin’de yaptığı “kültür devrimi” de böyledir.

Ama şu noktayı da vurgulamak gerekir ki, tabiî seyri içerisinde vukû bulan her kültürel ve sosyal değişim ve dönüşüm mutlaka müspet ve doğru, her meta zorla yapılan kültürel ve sosyal değişim ve dönüşümler de menfi ve yanlıştır demek de doğru değildir.

Öyle toplumlar ve bu toplumlarda öylesine akıl dışı, bilim dışı, ahlâk dışı, vahiy dışı kültürel ve sosyal yaşantılar ve uygulamalar vardır ki, toplumun maslahatı ve insanlığın menfaati için bunların radikal tedbirlerle behemehâl saf dışı edilmesi gerekebilir.

İşte Kur’an, vahiy marifetiyle ve Resûl’ün uygulamalarıyla câhilî şirk toplumundaki kültürel ve sosyal değişim ve dönüşümleri gerçekleştirmemiş midir?

Kur’an nezdinde Resûl’ün uygulamaları bir yönüyle “vahiy temelli kültürel bir devrim” değil midir? Ama unutulmasın ki bunun kaynağı Kur’an’dır, beşer değil! Yoksa bunu başka türlü nasıl izah edeceğiz, söyler misiniz bana?!..

14 Şubat 2022

İlhan AKAR

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                                                      

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İlhan Akar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.