Ben 30 yıldır 40 yaşını geçmedim

‒ Hocam, küp, bir başka köydeydi. Haber alınca gidip gördüm ki küp, eve sonradan eklenen bir odasının içindeydi. Ne penceresinden sığardı ne kapısından. Yani önce küpü koymuşlar sonra odayı yapmışlar. Satmaya gönlü olmayan sahibini ısrar ile razı ettim. Bana ‘Madem öyle diha orada, nasıl çıharıyorsan çıhar...’ dedi.  Ben de küpü kırmadan çıkartmak için adamın evinin damını tamamen söktürdüm. Küpü yukarıdan çıkarttırdım ve damını yeniden yaptırdım…

Bugün 89 yaşında rahmete kavuşan (12 Şubat 2022) Hamit Çiçek amcaya bahçesinin ortalarında yer alan iki tane büyük tarihi küpü sormuştum, birinin öyküsünü öyle anlatmıştı.

2006 yılında görevli olarak gezerken Hamit Çiçek’in Ferhatpınarı’ndaki evine de uğramıştık; bahçesini adeta cennetten bir köşe yapmıştı. Zahmetten ve masraftan hiç kaçınmadığı belliydi. Bahçesine, hem de bitişik bahçedeki ağaçlarını, çiçeklerini sulamak için iki tane de büyük havuz yaptırmış. Bölgede pek olmayan ağaç, bitki ve çiçek türleri bulup getirmiş ve bunları güzel belli bir düzende dikmiş. Bununla da yetinmemiş bir açık hava müzesi görünümü vermek için hemen her metrekaresine sayısız eski eser yerleştirmiş.

O yıllarda zaman zaman valilerden kaymakamlardan merak edip görmek için misafir olanlar da olmuş.

Bahçesinde ağaçların gölgesinde oturup sohbet ederken bir ara bizi görünce gelen gençlerden birini gönderip büyük bir tepsi ile getirttiği kahvaltıya ‘buyur’ etti. O zamana kadar yediğim en güzel ballardan birini burada yedim diyeyim siz artık tahmin edin sofanın zenginliğini...

Sordum:

‒ Kaç yaşındasın Hamit amca?

Ben 30 yıldır 40 yaşını geçemiyorum Hocam!

‒ O nasıl oluyor Hamit amca, zaman ile anlaşman mı var yoksa, yıllar gelip geçserken sana uğramıyorlar mı?

‒ Aynen öyle hocam, aha bana bak bakalım ben kaç yaşındayım?

Baktım ve tam kanaatimi söyledim:

 ‒ 45-50 yaşında olabilirsin.

‒ Yaa demedim mi, ben tam 70 yaşını bitirdim. Bak sen 45-50 dedin. Demek ki birez yaşlanmışsım.

‒ Peki, bu gençliği, dinçliği neye borçlusun?

‒ Bak hocam, ben güneş doğmadan kalkar, saat 10’a kadar 5-6 saat çalışırım. Yeni ağaç dikerin, bahçeler oluştururum, vaktine göre bellerim, budarım... Kahvaltı için eve gelirken, köyün gençleri işe yeni gidiyor olurlar. Ben bu saate kadar onların bir günde yapacakları işi bitirmişimdir. Yemeğimi yer, biraz dinlenir, tekrar giderim ve onların yaptığı kadar daha iş yaparım; böylece iki kişilik çalışmış olurum...

Ben ekledim:

‒ Hem de böylelikle daha genç, daha zinde kalıyor ve yaşlanmıyorsun...

‒ Hah ben de onu diyom işte.

Sohbet sırasında ilginç notlar da aldım:

● Ferhat Pınarı köyünde etinden ve sütünden faydalanılacak hayvan olarak sadece 3 tane inek olduğu özellikle vurgulandı. (2006’dan söz ediyorum, şimdi belki de o kadar da yoktur)

● “Etin, sütün, yoğurdun, yumurtanın, hatta misafire ikram edilecek tavuğun bile şehirden ( Elbistan’dan) alındığı tek köy bizim burası olsa gerek...” dediler. ‘O zaman belki öyleydi, şimdi hepsi değilse de tamamına yakını öyle oldu)

● Bu bölgenin en güzel suyunun köylerinin yakınında kaynadığını anlattılar. Buradan Elbistan’ın onlarca köyüne su verilirmiş; sonra bostan sulamaya falan alınca aksamalar olmuş...

Hamit (Çiçek) Amca’ya Allah’tan rahmet, ailesine ve yakınlarına baş sağlığı dilerim. Mekanı cennet olsun.

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arif Bilgin - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.