BENLİK VE BENCİLLİK DUYGUSU

Benlik ve bencillik duygusu, her ne kadar Psikoloji ve Psikiyatri bilim dallarının ana konularından olsa da ve bu bilim dallarının ilgi alanına girse de, yansımaları itibariyle Sosyolojiyi ve sosyal yapıyı da çok yakından ilgilendiren iki önemli duygudur.

Benlik duygusu

Benlik duygusunun orijini, ontolojik olarak fıtrîdir. Psikoloji ve Psikiyatri bilim dallarının bakış açısıyla söyleyecek olursak, genetik ve kalıtımsal faktörlerin belirli oranlarda devreye girdiği bir duygudur, benlik duygusu.

Çünkü, ene (ben), varlıklar arasında insanı insan yapan ve insanlar arasında da “ben”i biricik yapan nev’i şahsına münhasır bir olgudur.

“Ene (ben)”, benlik duygusunun yapı taşıdır ve benim, “ben” olmama yardımcı olan temel bir cevherdir.

Eğer ben, “ben” olmazsam, o zaman benim “ben” olmasının hiçbir değeri ve kıymeti kalmaz. Kendimi ve varlığımı ispat edebilmem için benim, “ben” olmasının hayâtî derecede bir önemi vardır.

Descartes’ın, “Düşünüyorum, öyleyse varım!” önermesi, Descartes’ın, Descartes olmasının değişik bir açıdan ispatı değil midir? Yine bu önerme, Descartes’ın, Descartes olarak önemini ve değerini ortaya koymuyor mu? Aynı zamanda bu ifâde, Descartes’ı diğerlerinden ayıran ve ayırt eden temel bir vasıf değil midir?

Arşimet hamamda yıkanırken, “Buldum!” diye bağırıyor. Bundan sonra da Arşimet, Arşimet oluyor ve bilim tarihinin altın sayfalarına adını altın harflerle yazdırıyor.

Peki, hamamda sadece Arşimet mi yıkanıyordu? Hayır, diğerleri de yıkanıyordu. İşte, Arşimet’in “Buldum!” çığlığı yıkandığı hamamın duvarlarında yankılanırken, Arşimet “ben (kendisi)” olduğunu tarihî olarak ortaya koyuyor ve diğerlerinden apayrı bir insan olduğunu da unutulmaz bir şekilde ispat ediyordu.

O hâlde “ben” olabilmek ve “benlik” duygusu ile benim “ben” olduğumu ispat edebilmek, son derece önemli ve değerli bir durumdur.

O zaman “ben”, gerçekten “ben” olacağım ve “ben” olmanın sırrına ererek ne kadar değerli bir varlık olduğumun farkına varacağım.         

“Ene (ben)” dedikten sonra, bir de “ben” den daha önemli ve değerli olan “O” yu hatırlayacağım ve “O” diyeceğim.

Zâten “O”, benim, “ben” diyebilmem için beni yarattı. Ama bana öyle bir değer atfetti ki, hiç ihtiyacı olmadığı hâlde beni, kendisine, kendi varlığına şahit kıldı.

“Eşhedü en lâ ilâhe illallah…” (‘Ben’ şahitlik ederim ki, Allah’tan başka ilâh yoktur).

İşte “ben” ve “benlik duygusu” bu kadar önemli ve değerli bir duygudur. Buna “öz benlik” de diyebiliriz. Bununla bütünleşen ve o olduğu zaman ayrı bir kıymet ifâde eden bir kavram daha vardır ki, o da “özsaygıdır”.

Modern Psikoloji, “ben”, “benlik” derken, “ego” nun (egosunun) ötesine geçemeyerek bir türlü “O” diyememiş ve kendi benliğini “O” na şahit tutamamış. O zaman o güzelim benlik duygusu, bencilliğe dönüşerek iş çığırından çıkıvermiş.

Bencillik duygusu

Benlik duygusu “bencilliğe (egosantrizm, ben merkezci)” dönüşünce, her şey birbirine karışmış, varlık ve var olma bilinci herc ü merc olmuş, “ben”in, “benlik” duygusunun ontolojik orijini olan fıtrat bozulmuş ve insan tabiatının cevheri olan adâlet terazisi şaşmış, varlık olması gereken yerde olamamış, olmaması gereken yerde olmuş, böylece “insan” denilen varlık hevâ ve hevesine yenilerek nankörleşmiş,  dünyevîleşmiş ve haddini aşmıştır.

Benlik duygusunun pozitifliğine karşılık, bencillik duygusu o kadar negatif bir özellik arz eder ki, sanki birey, kendisini dünyanın tek hâkimiymiş gibi sanır. İster ki, kendisi dünyanın merkezinde olsun, dünya da bir pervane gibi kendisinin etrafında dönsün.

Enâniyeti (bencillik) duygusu yüksek olan bazı şahsiyetlere bakın -özellikle de narsistlere-, âdeta “şu yüce dağları ‘ben’ yarattım” dercesine yeryüzünde böbürlene böbürlene yürürler. İnsanlara tepeden bakarak onları alabildiğine küçümserler. Hele de bu tipler bir makama gelince ve bir yetki sahibi olunca ulaşılmaz olurlar ve insanlara yapmadıkları zulmü bırakmazlar. Tarihte ve günümüzde bunun örnekleri çoktur.

Kimisi kendisini Firavun ilân ederek ilâhlık taslar, kimisi servetine güvenerek ve servetiyle övünerek Karun olur, kimisi Hitler gibi “Dünyanın anahtarını kendi ellerimle Tanrı’ya ben teslim edeceğim” der ve dünyayı kana bular, kimisi insanları kıtır kıtır doğrayarak “Kasap” lakabını alır, kimisi özgürlük ve demokrasi adına insanların tepesine atom bombalarını boca eder ve çocuklar şeker yiyemeden bile ölürler, kimisi kendisini “Kâinat İmamı”, “Mehdi”, “Mesih”, “Peygamber”, “Seyyid” ilân ederek saf ve zavallı insanları istismar eder, sömürdükçe sömürür, semirdikçe semirir, kimisi “Halife”liğini ilân ederek kol kestirir, bacak kestirir, kelle kestirir. Kimisi de eder de eder, eder de eder. Bu işin sınırı mı vardır? Tutabilene aşk olsun!

Son söz

Her insan, Allah’ın “özene bezene” yarattığı özgün ve özel bir “ben”dir. Tâbir-i câizse nadide bir çiçek, nâdir bir elmastır. Bir “ben” vardır, benden içeri! Bu “ben”, hiçbir zaman diğer benlerden bir ben değildir.

Onun için her zaman ve her yerde, her “ben”in kıymetini iyi bilmek lâzımdır.

07 Şubat 2022

İlhan AKAR

 

 

                                                                              

 

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İlhan Akar - Mesaj Gönder

# olan, son

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.