VİCDANLAR VE CÜZDANLAR

Vicdan, fıtrî ve ontolojik olarak “insan” denilen varlığa daha doğuştan verilen muazzam bir olgu ve “insânî” bir vasıftır.

Vicdan, insan dışı diğer mahlûkatta bulunmayan ve insanı diğer varlıklardan ayırt eden temel aygıtlardan bir tanesidir.

Vicdan, insan olmanın ve insânîleşmenin bâriz vasıflarındandır. Vicdan, bir meziyettir. Vicdan, bir alâmet- i fârikadır.

Vicdan, özünde müspet bir kavram ve çok değerli bir olgudur. Bu olgu, doğuştan her insanda potansiyel olarak mevcuttur. Başlangıçta potansiyellik arz eden böyle bir olguya negatiflik sıfatı yüklenemez. Başka bir deyişle vicdan, potansiyel olarak iyidir.

Ayrıca vicdan, iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayırt etmeye yarayan muazzam bir terazidir. Vicdan terazisi olmasa, insanların ve toplumların ayakta kalması ve huzur bulması mümkün olmaz.

Bir de mâşerî vicdan vardır ki, işte bu toplumun sağduyusudur. Bu sağduyu çökerse, toplum çöker ve çöken toplumdan da hiç kimseye hayır gelmez.

Vicdanlar tehdit altında

Belki de hiç olmadığı kadar günümüzde vicdanlar tehdit altındadır. İnsanlar ve toplumlar, bu modern zamanlarda vicdanlarını kaybettiler. Başka bir ifâde ile vicdansızlaştılar. Çünkü tek dünyalı oldular ya da dünyevîleştiler.

Modern zamanlar ya da modernizm, insanların heva ve heveslerini tahrik etti. Suflî dürtülerini, nefsânî arzu ve isteklerini motive ederek daha görünür kıldı.

Modernizm, insanlara öyle şeyler sundu ki, insanlar hedonist bir felsefeyle zevkçi oldular. Bu zevkçi anlayışın sınırları o kadar genişledi ve o kadar flulaştı ki, neredeyse artık her şey normalleşti. Ahlâkî sınırlar tamamen ortadan kalktı. Bohem bir hayat insanları esir aldı.

İnsanların gözlerini para ve makam hırsı bürüdü. Dünyevîleştikçe daha hırslı ve saldırgan oldular. Gözleri hiç doymadı.

Vicdanları ve cüzdanları arasında gidip gelenler

Vicdanları ile cüzdanları arasında gidip gelenler, vicdanları ile cüzdanlarının arasında sıkışıp kalanlardır. Bu sıkışmanın iki temel muharriki ve iki temel müsebbibi vardır.

Birinci muharrik ve müsebbip, Yaratan’ın ontolojik olarak insanın fıtratına yüklediği bir yazılım programı olan “vicdan” olgusudur.

Programlanmış olan bu olgu, özünde son derece temiz ve iyiydi. Ontolojik felsefe açısından bir cevher olan bu olgu potansiyeli ve bu yazılım programı, dışarıdan herhangi bir elin ya da hâricî şartların müdâhaleleri olmadıkça hep aynı kalacak, iyilik ve müspetlik özelliğini her zaman ve her durumda muhafaza edecekti. Dolayısıyla cevher, âraza (ârızaya) dönüşmeyecekti.

İkinci muharrik ve müsebbip ise, hâricî şartlardır. Bu hâricî şartlar, “insan” denilen varlığın gelişim ve oluşum süreçlerinde bir ömür boyu karşısına çıkan ve birebir muhatap olduğu şartlar ve çevresel faktörlerdir.

Bu hâricî şartlar ve çevresel faktörler -ki bunlar genellikle olumsuzdur-, tâbir-i câizse Yaratan’ın insan fıtratına ontolojik olarak yüklediği yazılım programına (vicdanına) müdâhale etti ve onu bozarak ya da “hack’leyerek” virüslü yeni bir program yükledi. Dolayısıyla insanın vicdanı “hacker’lar” tarafından “hack’lenerek” ele geçirildi ve kirletildi. Böylece cevher, âraza (ârızaya) dönüştü.

Bu “hack’lemeyi” yapan “hacker’lar”, modern dünyanın ve vahşi kapitalizmin uluslararası temsilcisi olan küreselci aktörleridir.

İşte bütün bu olanlardan sonra insanlar, vicdanları ile cüzdanları arasında sıkışıp kaldılar ve bu ikisi arasında sürekli olarak mekik dokudular.

Böyle bir durum ve oluşum, insanları iki yüzlü ve riyâkâr yapmaya yetti. Yukarı tükürseler bıyık, aşağı tükürseler sakal misâli, ne yârdan vazgeçebildiler ne de serden. İşte modern dünya, günümüz insanlarını böyle samimiyetsiz ve riyâkâr kıldı.

İki tür insan modeli

Bütün bu gelişmeler, iki tür insan modelini karşımıza çıkardı.

Bunlardan birincisi, devletler ve toplumlar tarafından aç ve açıkta bırakılan insanların, karınlarını doyurabilmek ve en asgarî seviyede insanca yaşayabilmek için istemeyerek de olsa vicdanlarından tâviz vermek zorunda kalan insanları ihtiva eden modeldir. Ki insanları aç ve açıkta bırakmak bir insanlık suçudur. Vicdanları örseleyen ve parselleyen, dumura uğratarak körelten işte bu tutumdur.

İkincisi ise, aç gözlü ve doymak bilmeyen bir hırsla ve dahî materyalist bir felsefeyle daha fazla para kazanmak ve siyâseten de güç elde etmek için kırk takla atarak mevki ve makam peşinde koşan insan modelidir. Bunlardaki zihniyet, teşbihte hata olmasın ama bir “Karun” ve “Firavun” zihniyetidir.

Az sayıda da olsa, elini taşın altına koyarak iyi niyet ve samimiyetle halka ve Hakk’a hizmet etmek isteyenler bundan müstesnâdır.

Son söz

Allah, hiç kimseyi vicdanları ve cüzdanları arasında sıkışıp kalanlardan eylemesin. Her şeye rağmen tercih etme noktasında kalınırsa, vicdandan yana tavır koymayı bizlere nasib-i müyesser eylesin!

31 Ocak 2022

İlhan AKAR

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İlhan Akar - Mesaj Gönder

# olan, son

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.