TECRÜBE İLE SABİT -35-

 

İkizpınar’ın Domolar mezrasından Bayram Toto anlatıyor:

 

Yaşanmışlığı olsun veya olmasın hikâyelere duyulan ilgi hiçbir zaman eksilmediği gibi yeni hikâyelerle etki alanını genişletmekten de geri kalmamıştır. Tarihin derinliklerinden kopup gelen hikâyeler filmlere, romanlara konu olmuş, yeni anlatımların zenginleştirmesiyle de her toplumun, her milletin kendi hikâye kültürünü oluşturmasına zemin hazırlamıştır.

Toplumlar hikâyelerini oluştururken tahayyüllerini, beklentilerini hatta karakterlerini o hikâyelerin içine yerleştirirler. Bir bakıma toplumlar hikâyeleri, hikâyeler ise toplumları yansıtır. Hikâyeler insan hayatındaki boşlukları ustaca dolduran aktörlerdir aslında. Doğal olarak, hikâyesi olmayan bir toplumun varlığı bile düşünülemez, desek pek haksız sayılmayız.

Anonim hikâyeler güçlü karakterler oluşturur. Önderlik, örneklik yapan kahramanlardır bunlar ve iyilikle kötülüğün, güzelle çirkinin çatışmalarıyla doludur. Toplumların geleceğe ilişkin tasavvurlarını hikâyelerinde gözlemleyebilir, hikâyelerinden bir toplumun karakter analizlerini yapabilirsiniz bir bakıma.

     Bir de anlık yaşanan hikâyeler vardır. Kahramanları hayatın içinden kanlı canlı insanlardır. Bildik tanıdık insanlar… Beklemediğiniz anda bir hikâyenin anlık kahramanı olabilirler. Aslında her insanın bir hikâyesi ve her hikâyenin de bir kahramanı vardır doğal olarak. Bu hikâyelerden bir kısmı kayıt altına alınır, dilden dile aktarılarak yaşatılır, anlamlandırılır. Toplum bu tür hikâyeleri içinde yaşatarak onu kalıcı hale getirir. Bir kısmı ise yaşandığı ana ait bir yaşanmışlıkla kalır ve kahramanıyla birlikte mezara gider.

Toplumsal yaşantımızın bir parçası olan her hikâye ya bizim topluma ait bir değer olarak bizimle beraber yaşayacak ya da unutulmuşluk diyarında kaybolup gidecektir. Rahvan bir at ile bir ağacın gölgesinden geçme mesafesinde olan ömür hazinemiz göz açıp kapayıncaya kadar bitiyor. Bu bitiş o hazineden geriye birtakım izler bırakarak sonlanıyor. İşte bu izler bir hatırayı içinde barındırıyor. Yaşayanları için belki bir buruk tebessüm olan bu hatıralar duyanlar/dinleyenler için birer ibret ya da neşe taşır mesafelerin ötesinde.

 Hepimizin zaman zaman dalıp gittiğimiz hatıralarımız vardır. Kimisini acı bir iç çekişle kimisini esrarlı bir tebessümle geçiririz içimizden. Ne garip bir şey değil mi! Çocukken gençliğe, gençken yarınlara dair hayal kuran insanoğlu ömrünün bir durağında, ileriye doğru kurulu hayal saatini geriye doğru işletmeye başlar. Artık yaşanacak yeni şeyler değil yaşanmış eskiler günlük hayatına yavaş yavaş sokulmaya başlamıştır bu devrede. Kısacası, hatıralarıyla baş başa kalan ve onları dinleyecek birini bulduğu zaman anlatmaya can atan insan ihtiyarlamış demektir. Biz onlara ihtiyar demek yerine -güngörmüş- diyoruz. Güngörmüşlük kavramına muhatap olan bu insanlar, hayatın her anına temas ederek ‘tecrübe ile sabit’ özdeyişinin öznesini oluştururlar. Her yaşta içinde yaşadığı toplumun önemli bir öznesi olan bu insanlarla her an karşılaşma ihtimalini göz ardı etmemek gerek. Toplumun yitik hikâyelerinin kahramanlarıdır bunlar çünkü.

Hikâyesi olan insanlar her zaman ilgimi çekmiştir. Şair olmam hasebiyle halk kültürü beslenme kaynaklarımın başında geliyor doğal olarak. Bu da beni, ilginç hikâyeler arama-bulma ve yayımlama konusunda teşvik eden bir husus olarak her zaman heyecanlanmıştır. Bu ilgi alanımın farkında olan dostlarım sağ olsunlar etraftan duydukları ya da bildikleri hikâyeleri ve kahramanları bana bildirmeyi bir görev gibi görerek yardımcı oluyorlar. Böyle bir hikâyeli kahramanı daha tanıma mutluluğuna erdim 2021’in Kasım ayında. Bizim Elbistan toprakları bu tür insanları yetiştirmede çok cömert davranıyor işin doğrusunu söylemek gerekirse. Kim bilir aramızda nice hikâyesi olan insan yaşayıp gitmiştir kimsenin haberi bile olmadan.

21Kasım 2021’de Ali Demir ile ziyaretine giderek misafiri olduk Toto Bayram’ın. Elbistan/İkizpınar köyünün Domolar mezrasından Toto Bayram (1932) ilginç bir hayat hikâyesinin kahramanı. Yaşı doksana bir adım kalmış olan Toto eşi vefat ettiği için yalnız başına yaşıyor. Daha doğrusu anılarıyla birlikte yaşıyor yalnızlığını. Elbistan Şoförler Odası’nın kurucularından ve aynı zamanda da ilk başkanı. Sen kalk, bir köy bile değil, mezrasından çık ve bir meslek odasını kurarak ilk başkanı ol…

‘Bunun bir hikâyesi olması lazım. Nasıl oluyor da Domolar’dan kalkıp geliyor ve Şoförler Cemiyeti’ni kurup başkanı oluyorsun,’ diye soruyorum doğrudan doğruya. Gerçekten iliği çekmemesi mümkün değil böyle bir hikâyenin. Sorum karşısında neşeleniyor, gözlerinin içi gülüyor. Ve başlıyor hikâyesini anlatmaya:

‘Yıl 1961.Fenerbahçe’nin sağ bek oyuncusu Avni Kalkavan asker öğretmen olarak Domolar’da göreve başladı.’ Araya girerek lafa karıştım:

‘Onunla bu hikâyenin ne alakası var?’Toto hafifçe gülümsedi:

 ‘Avni Kalkavan’ın toto oynama merakı vardır. O zaman kadar öyle bir şey bilmezdim ben, ilgimi çektiği için Avni Bey’den nasıl oynanacağı konusunda epeyce bilgi aldım. Ondan sonra ben de toto oynamaya başladım.

Olacak bu ya… Koyunun 5-6 lira, kuzunun 3-4 lira arasında satıldığı o dönemde, üst üste iki defa büyük ikramiyeyi tutturur. Her iki ikramiyenin para karşılığı tam 19 bin lira. Büyük para. İnsanın aklını başından alacak kadar büyük bir paradır o dönem şartlarında. Malatya’ya giderek bir bankadan paranın tamamını çeker ve bir miktarıyla bir çip satın alır. Bu havalide ilk çip alan kişi olan Toto dayı ciple Elbistan’a geldikten sonra bir anda ünlenir. Öyle ya hem iki kez üst üste totoyu tuttur hem de o havalide ilk cipi sen alıp getir… Ünü dilden dile dolaşmaya başlar. Artık herkes tarafından tanınmaya başlayan Toto’nun ünü devletin üst düzey amirlerinin de ilgisini çekmekte gecikmez tabi ki. Hâkim ve savcılara varıncaya kadar her kademeden tanıdıkları ve dostları vardır gayrı Toto dayının. Her kesimden insan için konuşulacak bir kişi haline gelen ve kısmetli kabul edilen Toto’ya herkes toto oynatmaya çalışır kısmetinden faydalanabilmek için.

‘Öyle ünüm yayıldı ki hiç sorma. Hâkimler savcılar dahi totoyu bana oynatıp yatırıyorlardı,’ diyor.

‘Sana oynatıp yatıranlar arasında hiç ikramiye çıkan oldu mu?’ demem üzerine:

‘Yok, çıkmadı,’ diyor gülerek.

Bu şöhret soyadının ilginç bir şekilde değişmesine de yol açıyor kısa bir zaman sonra. Münferit bir olay için Domolar’dan Mamo Temel isminde bir arkadaşının ifadesine başvurulur. Mamo’nun ifadesini alan mahkeme reisi,’şahidin var mı?’ diye sorar. Mamoda:

Şahidim var,’ diye cevap verince hâkim:

‘Şahidin kim?’

‘Bayram Tut gördü efendim’.

‘Senin Bayram Tut dediğin şu bizim meşhur Toto Bayram mı?’

‘Evet efendim.’

O güne kadar Toto namıyla anılan Bayram Tut’un soyadını, mahkeme kararıyla Toto olarak değiştiren hâkim kararını Nüfus Dairesi’ne de göndererek resmen tescillettirir. Bu karardan kısa bir süre sonra da Bayram Tut’a kapalı bir zarf gelir. Gelen zarfı açan Bayram;’bugüne kadar Tut olan soyadınız mahkeme kararı ile Toto olarak değiştirilmiştir.’ yazısıyla karşılaşır. Yapacak bir şey yoktur. Bir oldubittiyle o güne kadar kendiyle özdeşleşen Toto namını soyadı olarak almış olur böylece. Bayram Tut Bayram Toto olmuştur kendisinin haberi bile olmadan. Toto dayı cipin hikâyesini anlatmaya devam etti gülüşmelerden sonra.

‘Çipten çok para kazandık ama nasıl olduysa tutamadık. Vesaitten pek anlayan yoktu, bir şoför tuttum. Gittiği lokantada yemek beğenmez, sipariş verdiği yemekten bir kaşık alır, bunu kaldır şunu getir, derdi. Demem o ki, anlayanın az olduğu o dönemde cipin çok kahrı vardı.

Bir gün Sevdilli’den gelirken bizim şoför cipi bir çukura düşürdü. Kendi ifadesiyle cip haraba oldu,-harap oldu, yani çok fazla hasarlandı-’diyor. ‘O günün parasıyla beş yüz lira masrafımız çıktı. O an nakit param yoktu ben de mecburen faizle para alarak cipin tamir işini hallettim. Aldığım bu parayı bir haftada kazandık.’O günün şartlarında böyle bir paranın bir haftada kazanılması imkânsız gibi bir şeydi.

‘Bu nasıl oldu? Bir haftada 500 lira çok para değil mi?’

‘Öyle. Çok para. Çok para olmasa faizli para alır mıydım? Öyle her zaman bir arada bulunabilecek bir para değil, haklısın. Ama madem merak ettin anlatayım sana nasıl kazandığımızı.’ Gerçekten merak etmiştim. ‘Valla merak ettim.’ Dedim. O da anlattı.

‘O zamanlar Elbistan’a otobüsler işlemezdi. Elbistan’a gelecek olanlar Kozluca’dan geçen Zafer Turizm otobüsleriyle gelirler, biz de ciplerle Elbistan’a getirirdik. Cip için borçlandığım hafta Kozluca’da Elbistan yolcusu bekliyoruz. Cipçi Osman’da yolcu bekliyor. Onun cipi küçük, benim cip büyük yani uzun şase.

Bir otobüs geldi. Ondan üç beş yolcu indi bizim cipe bindi. Biraz sonra ikinci otobüs geldi. Ondanda on bir kişi indi.

Önce bize sordular. ‘Biz Elbistan’dan sonra Çiflik, Ambar ve Nergele’ye gideceğiz. Bizi köylerimize kaç liraya götürürsünüz?’

Bizim şoför;’100 liranızı alırım,’ dedi. Aslında içinde yolcumuz olduğu için bilerek çok istedi. Onlar da Osman’a kaça götürebileceğini sordular, Osman ‘60 liraya götürürüm,’ dedi.

‘50 lira verelim bizi götür,’ dediler. Tam anlaşacaklardı ki nereden akıllarına geldiyse Osman’a ismini sordular. Osman ismini duyunca da yolcuların tamamı bize yöneldi ve bana, ‘senin ismin ne?’ diye sordular.

‘Bayram,’ dedim.

‘Nerelisin?’ O zamanlar Elbistan’da daha yeni Alevi-Sünni çatışması olmuştu. Sormalarının nedenini anlamıştım hemen. ‘Karahasan aşiretindenim,’ desem adamlar bizden de huylanırlar diye’ Alhaslı aşiretindenim,’diye cevap verdim.

Adamlar şad-şadıman oldular. ‘Osman’a 60 lira vereceğimize Bayrama yüz lira veririz,’ diyerek cipe doluştular. Önceden bindirdiğimiz 3 yolcuya,’Osman’ın cipine binin. Çok fazla kalabalık olur,’ dememiz kar etmedi. İnmek istemediler. Sekiz kişilik cipe 14 kişiyi bindirerek Elbistan’a geldik. Elbistan’da inen yolcuları indirdikten sonra şoför hatırlı yolcuları köylerine kadar götürdü.

Köye vardıklarında bir düğüne rast geliyorlar. Cipi görenler Elbistan’a geliyorlar, gelenler tekrar köye gidiyor. Bizim cipin şoförü cebinde 500 lirayla çıkıp geldi. O parayı borçlandığımız şahsa verdik. Anlayacağınız o parayı kazanmamızı biraz da Alevi-Sünni çatışmasının doğurduğu ortama borçluyuz.

İşte böyle, ben az deyim sen çok anla.’

 

***

 

İkizpınar köyü vaktiyle Türkveren köyünün bir mezrası konumunda iken Türkveren’den ayrılarak bağımsız bir köy olur. 1960 öncesi Türkveren’den ayrılarak köy olan İkizpınar’da muhtar seçimi yapılacaktır. Her zaman olduğu gibi köy muhtarlık seçimlerinin çok çekişmeli geçeceği adaylardan bellidir. Çünkü o dönemlerde muhtarlar siyasi partilerden aday olurlardı. Demokrat Parti’den Hako Düzdemir (Kel Hako), CHP’den İbrahim Çoban (eğitmen) aday olurlar.

Seçim yapılır -köy genellikle muhafazakâr bir yapıya sahip olduğu için Demokrat Parti’nin adayı Hako Düzdemir muhtar seçilir. Bayram Toto ve Hacı Demir de azadır. Ancak işler olması gerektiği gibi gitmez ve Türk siyaset tarihi 1960 ihtilaliyle zorunlu kesintiye uğratılır. Bu da bir sürü hak mağduriyetinin doğmasına ve haksız kazanımlara sebep olur.

      İhtilalın hemen ertesinde Demokrat partiden seçilen ne kadar muhtar varsa Jandarma karakoluna çağrılır. Mühürleri ellerinden alınarak CHP’nin kazanamayan adaylarına teslim edilir.

Hal böyle olunca İkizpınar’daki CHP’nin adayı İbrahim Çoban da kazanamadığı bir köy muhtarlığını ihtilal sayesinde elde etmiş olur. Ancak azalar açısından durumda bir değişiklik olmaz, mühür el değiştirse de eski muhtarın azaları yeni muhtarın da azaları olarak göreve devam ettirilir. Bayram Toto ve Hacı Demir yeni muhtarın azaları olarak görevlerine devam ederler.

Eğitmen İbrahim Çoban her ne kadar muhtar olarak mührü teslim alsa da içinden, seçimi kaybetmesinde parmağı olanlara karşı duyduğu öfkeyi yok edememiştir ve intikam almayı kafasına koymuştur. Seçimi kaybetmesinde en çok payı olduğunu düşündüğü Yemliha Edizar ve Hacı Demir’e öfkesi ise özellikle çok fazladır. Bir de Demokrat Parti’den seçilen muhtarın azaları ile çalışıyor olmayı bir türlü içine sindiremiyor, intikam almak için fırsat kollamaktadır.

Duygularını kontrol edemez hale gelen Çoban bir gün karakola giderek Yemliha Edizar hakkında ihbarda bulunur. ‘Yemliha Edizar aşiret ağasıdır. Duyumlarıma göre 400 Alman filintası satın alarak adamlarıyla birlikte Yassıada da tutuklu bulunan Adnan Menderes’i kurtarmak için hazırlık yapıyorlarmış.  Bu durumdan azalarım Bayram Toto ve Hacı Demir’in de bilgisi var. Yalnız onlara baskı yapmazsanız doğruyu söylemezler,’ der. Zaten bir dediği iki edilmeyen Çoban’ın bu ihbarı üzerine harekete geçen karakol, bir cemseye doldurduğu müfrezeyle Yemliha Edizar, Hacı Demir ve Bayram Toto’yu evlerinden alarak İlçe Jandarma karakoluna getirtir. İhtilal şartları altında askerin eline düşen bu üç bahtsız adamın anasından emdiği süt burnundan gelir demek, gördükleri eziyeti anlatmada çok hafif kalır takdir edersiniz ki!

Bitmez tükenmez sorgular günlerce sürer. Tüfekler nerede? Kaç kişi gidecek? Gideceklerin ismi ne? Gibi sorulara zavallıların verdiği her olumsuz cevap tekme tokat, hakaret ve küfür olarak geri döner. Allah yarattı demezler verirler sopayı, verirler sopayı…her üçü de artık dayaktan bitab düşerler ama muhataplarında insaf yok. Ayrı ayrı hücrelerde tutulurlar, ancak sorgu ve dayak için -ki en başta meşhur falaka gelir- götürülürken birbirlerini görebilirler. Ben anlatanın anlattıklarından ufacık bir kısmını aktarıp gerisini ehlinin anlayışına bırakıyorum. Bu aktardıklarım belki de yaşadıklarının en kolay geçen kısmıdır, varın gerisini siz hayal edin işten…

Yemliha Edizar içine düştükleri bu durumdan kurtulamayacağını hatta idam bile edilebileceğini düşünüyordur. Zaten gördükleri işkence işle/me/dikleri büyük suçun karşılığı değil miydi? Yemliha -bu işin tasarlayıcısı olduğunu iddia ettikleri için işin ağırlık noktası gibi göründüğünden- diğerlerinden helâllik isteyerek:’Bana hakkınızı helal edin. Benim artık geri dönüşüm yoktur. Bu saatten sonra masum olduğumu ispatlayamam,’ der.

İşlerin bu noktaya kadar geldiğinden hısım akrabanın çok sonraları haberi olur. İş çığırından çıkmış, ölüm-kalım meselesine dönmüştür. Hemen harekete geçerek ne yapabileceklerini konuştular kendi aralarında. Sonunda bir çıkış yolu buldular, çivi çiviyi sökerdi. Bu işten ancak onlardan birinin tavassutuyla kurtulabilirlerdi. Şimdi Halk Partililerin borusu ötüyordu, onlardan birisi bu işi isterse halledebilirdi. Düşündüler taşındılar, çare olarak o dönem CHP’li olan Hilmi Soydan’a durumu anlatmaya karar verdiler. Yemliha Edizar’ın küçük kardeşi Mehmet’i Hilmi Soydan’la konuşması için gönderdiler, Mehmet durumu olduğu gibi anlatarak yardımcı olmasını rica etti. Hilmi Soydan bu duruma duyarsız kalmadı rahmetli.

Vakit geçirmeden İlçe Jandarma karakoluna giden Soydan karakol komutanıyla görüşerek durumu anlatır. Ne aşiret ağası ne Menderesi kurtarmak? Ne 400 tane Alman silahı? Yahu bunlar gariban köylüler, sıradan insanlar. Aşiret ağası nere bunlar nere. Bu insanlar sıradan üç köylü. Böyle bir şey ihtimal dâhilinde bile değil… Anlatır, anlatır. CHP adına Elbistan’da ağırlığı olan bir ismin aracı olması neticesinde, bu olayın bir iftira olduğuna karakoldakilerde kanaat getirirler ve serbest bırakılmalarında bir beis görmezler. Hilmi Soydan bunları karakoldan çıkartarak bir cip kiralar ve Mehmet Edizar’ın refakatinde köylerine gönderir. Toto burda biraz nefeslendi. Aklında o günlerden kalma kim bilir neler vardı şimdi. ‘Hele biraz daha de hele,’ demem üzerine:

 

Geçti nevbaharım kışım yaklaştı

Dünyanın kahrını çeker giderim.

Dermanım kısaldı saçım aklaştı

Ömür duvarını söker giderim.

 

1932 doğumlu olan Toto Bayram koca dünyada 90 yaşında tek başına kalmıştı. Bir zamanlar eşle dostla dolu olan çevresi boşalmış, kapısını çalan kimseler de elini ayağını çeker olmuştu. Şiirinde bunu görebiliyordum. Bu yaşa gelip de elden ayaktan düşmemekte bir nimetti tabi ki ama yine de insan ahir ömründe etrafında sevdiklerini görmeyi istiyordu işte. Fakat az yaşa çok yaşa akıbette belliydi. Tüm bunları gizlediği sözlerine karşılık ben de şöyle seslendim:

 

Sözlerin de kahır gizli ah gizli

Dünyaya gelenler çekip gidiyor.

Dikkat et her canlı ölümle sözlü

Canı bedeninden söküp gidiyor.

 

Gelip de gitmeyeni göster, dedim ya, o da biliyordu gelip de gitmeyenin olmadığını ama yine de yaşama hevesi insan nefes alıp verdikçe tükenmezdi. Sözü aldı ve hakikatin tam ortasından söyledi:

 

Hakana kalmamış hana kalmamış

Habibim dediği Can’a kalmamış

Ecdat-atalardan bana kalmamış

Bende gözyaşımı döker giderim.

 

Yukarda söylediği kıtada çıkarılacak çok dersler vardı. Ben de biliyorum kaçınılmaz sonu. Bu yalın gerçek karşısında gözyaşımı dökmemi kimse yadırgamasın demek istiyordu.

 

Yağmur yağar, dolu yağar, kar yağar

Yokluk yağar, kıtlık yakar, var yağar

Alev yağar, ateş yağar, nar yağar

Küpü-küpeciği döküp gidiyor

 

Dünyanın her hali bir olmaz. Gün olur güneş doğar, gün olur kar yağar. Her varlık içinde yokluğu, her yokluk içinde varlığı gizler. Verdiklerini alarak seni yolcu eden bir dünyada yaşıyoruz içerikli kıtayı söylediğimde tekrar söz Toto Bayram’a geçiyordu.

 

Vaziyeti mülahaza eyledim

Söz açıldı birkaç kelam söyledim

Yatan öküzüne kalksın mı dedim

Derdiğim harmanı yakar giderim.

 

Toto bir durum değerlendirmesi yaptığını söylese de verdiğini almasına gerek yok, derdiğim harmanı yakar giderim demesi yeterli zaten. Ben de sözü bağlamak üzere son sözümü söyledim:

 

Seni aldatmasın köşkü sarayı

Felek ile bulan yoktur arayı

Dili bülbül olan Gözükara’yı

İşveli cilveli yakıp gidiyor.

 

‘Dışarıdan bakıp da köşkü sarayı olanların bahtiyar olduğunu düşünme. Onlarında dünya ile araları açıktır.’diyerek sözü yerine bağlıyoruz.

1971’de Almanya’ya gittiğini de anlattı. Yazı uzadığı için ‘bir başka sefere inşallah,’ diyoruz.

Kalın sağlıcakla…

Not: Bu yazıya kaynaklık eden İkizpınar köyünden 2009-2014 İl Genel Meclis üyeliği, 2014-2019 Büyükşehir Meclis üyeliği, 2019’dan bu tarafa da Elbistan Belediyesi Encümen azası olan sayın Ali Demir’e (1960)teşekkür ederim.

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Gözükara - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.