İbn Ecâ Seyahatnamesi'nde Elbistan

  
 
Başlığı okuduğunda “İbn Ecâ da kim?..” diyecekler olacağını biliyorum. Çünkü, benim gibi, çoğunuz da bu ismi muhtemelen ilk kez duymuşlardır.
Peki, kimdir bu İbn Ecâ...
Adı Muhammed bin Mahmud b. Ecâ et-Türkî olan İbn Ecâ, 1417-78 yılları arasında yaşamış ve Memlûk devletinde ordu kadılığı (kazaskerlik) ile elçilik görevlerinde bulunmuş, Türk asıllı bir müverrih/tarihçi ve gezgindir.
İbn Ecâ, Sultan Kayıtbay dönemine rastlayan 1471 yılında, Memlûk kumandanı Emîr Yeşbek ed-Devâdâr'la birlikte, Dulkadiroğlu Şehsüvar Bey'e karşı düzenlenen son sefere iştirak eder. Ve bu seferde, Yeşbek'in elçisi olarak Şehsüvar Bey'in huzuruna çıktığı gibi, yine Memluk elçisi sıfatıyla Akkoyunlu Uzun Hasan'a da gönderilir.
İbn Ecâ, bahsi geçen elçilikleri sırasındaki gözlemlerini Kitâb fî-Tarîhi Yeşbek ez-Zâhirî ismiyle kaleme alır. Dr. Mehmet Şeker tarafından tercüme edilerek, yakın zamanlarda, Ötüken Yayınları'nca İbn Ecâ Setahatnamesi - Bir Türk Seyyahın Kaleminden ismiyle neşredilen eser;
Hakimiyet alanları Mısır ve Suriye olan Memlûklerle, Elbistan-Maraş ve Çukurova bölgesinde hüküm süren Dulkadiroğulları ve Doğu Anadolu, Azerbaycan ve Irak'ta varlık gösteren Akkoyunluların coğrafyaları, kültür ve siyaset tarihi hakkındaki ana kaynaklardan biridir.
Memlûklere ait Rumkale, Besni, Birecik, Gerger gibi sınır kentlerini topraklarına katan, 1467 ve 68'de gönderilen üç Memluk ordusunu yenerek Darende’yi ve kendileriyle birlikte hareket eden Ramazanoğulları'nın topraklarının büyük bir kısmını ele geçiren Şehsüvar Bey, Memlûkleri çok rahatsız etmişti. 1469’da gönderilen Atabey Özbek kumandasındaki Memlûk ordusu da Şehsuvar Bey tarafından hezimete uğratılmıştı. Üstelik, bu savaşta birçok emîr de öldürülmüştü. Bir süre sonra Ramazanoğulları Kozan’ı geri almışlarsa da Şehsuvar Bey Adana, Tarsus, Ayas ve Kozan’ı tekrar alıp Ramazanoğulları’nın neredeyse tüm topraklarını ele geçirdikten sonra Halep taraflarına yönelmişti. Bunun üzerine Memlûkler, Emîr Yeşbek komutasında bir ordu sevkettiler.
Emir Yeşbek, bu seferinde, önce Anteb’i ele geçirdi. Şehsuvar Bey’in ailesiyle malları Zamantı kalesine nakledildi. Sehsüvar Bey’in barış istemesi üzerine, elçi olarak İbn Ecâ gönderilerek Kozan ve Darende’nin geri verilmesi şartı öne sürüldü. Yapılan görüşmeler sonuçsuz kalırken Şehsuvar Bey’in adamlarından bazıları da taraf değiştirdiler. Nihayet, yapılan savaşta Dulkadirlilerin yenilmesiyle Memlûkler Çukurova bölgesine hakim oldular.
Kışı Halep’te geçiren Emir Yeşbek, baharda tekrar dönerek, Darende’yi geri verme karşılığında barış isteyen Şehsüvar Bey’i Zamantı kalesinde kuşattı. Sonunda kaleyi alan Memlûkler, Osmanlıların desteklemekte olduğu Şehsüvar Bey'i esir alarak beraberlerinde Mısır'a götürüp orada idam ederken, yerine –daha önce Şehsüvar Bey tarafından alaşağı edilen– kardeşi Şahbudak Bey'i –ikinci kez olmak üzere– Dulkadiroğulları tahtına geçirmişlerdir.[1]
Emîr Yeşbek, kışı Halep'te geçirip, baharda Zamantı kalesini kuşatmaya giderken, yolu üzerinde bulunan Elbistan'a da uğrayarak, Hurman kalesini zaptedip Zamantı'ya oradan geçer. Şimdi, Emîr Yeşbek'in Hurman kalesini zaptı ile buradan Zamantı kalesine geçişini sözkonusu seyahatnameden takip edelim:
876 Zilkade'sinin sonlarında (Miladi Nisan-Mayıs 1472) bir Salı günü Halep'ten yola çıkan Emîr Yeşbek, iki gün sonraki Cuma günü Ağdeğirmen denilen yere varır. Ayın sonunda buradan da hareketle Kinuk/Hadesü'l-Hamrâ'ya[2] varır. Buradan Pazar gecesi ayrılarak Betelî Beli'ne/Petekli Bel'e tırmanır. Dağda çok büyük taşlar bulunduğundan, bu tırmanış askerleri çok yorar, develerse yürüyemez hale gelir.
Bu sırada, Emîr Yeşbek, Nehrü'l-Ezrak'a/Göksu'ya ulaşıp burada konaklar. Develerse o geceyi de yolda geçirir.
Ardından, Yeşbek, Elbistan'a geçip oraya yerleşir. Şam naibinin askerleriyle Emîr Barsbay Kara, diğer askerlerin yanısıra el-Memâlikü’s-Sultâniye ile birlikte daha önce gelip yerleşmişlerdi.
Elbistan'a varan Yeşbek, oradakilere Hurman tarafına doğru gitmelerini emreder. Kendisi de, öğleye kadar burada kaldıktan sonra, durmaksızın Hurman'a doğru yola koyulur. Akşam ezanı okunurken vardığı bu kale, korunaklı/müstahkem bir mevkidir.
Emîr Yeşbek, ertesi sabah, kaledekilere bir elçi yollayarak, teslim olmaları halinde can ve mallarının emniyette olduğunu bildirir. Red cevabı veren kaledekiler, büyük bir ihtimalle kötü sözler de sarfederler. Bunun üzerine Yeşbek, kaleye, Şehsüvar'ın –bilahare kendisi gibi Kahire'de öldürülecek olan– kardeşi Emîr Erdivâne'yi gönderir; kale sakinleri ona da aynı cevabı verip üzerine oklar fırlatırlar. Erdivâne, fazla beklemeden geri döner.
Bunu gören Yeşbek, atına atlayıp, kaleyi bizzat muhasara eder. Perşembe günü aralarında çıkan ve iki taraftan da bir grup askerin yaralanmasıyla sonuçlanan savaş akşama kadar devam eder.
Yeşbek, o cuma gecesini surların yakınlarında bir yerde geçirir. Bu arada, ahşaptan, içine dört askerin sığabildiği bir araç yapılır. Buna binen lağımcılar, sur yakınlarında kalenin içine çıkan bir tünel kazarlar. Kazı işi cuma günü öğle vaktine kadar sürer.
Durumu gören kale halkı, artık ellerinden birşey gelmeyeceğini ve barış istemekten ve eman dilemekten başka çarelerinin kalmadığını anlayarak, eman dilerler. Emir Yeşbek'se bu teklifi kabul etmeyerek “Ben daha önce eman teklif etmiştim de reddetmişlerdi. Öleceklerini anlayınca mı eman diliyorlar?..” der. Bu sırada kale emîrleri de gelerek, bağışlanmaları ve canları ve malları konusunda eman verilmesini istirham ederler.
Sonuçta, canlarına dokunulmazsa da, kaledeki giyecek, kumaşlar, araçlar ve yenik süvarilerin savaş araç-gereçlerini Memlûk hazinesine bırakmak durumunda kalırlar.
Yeşbek, Kahire eşrafından Emîr Hayırbeg el-Eşrefî’ye kaleye çıkıp orada kalması ve kaledekilere elbise, yiyecek ve içecek götürmesini emreder. Ve eline bir de sultan sancağı verir. Haber bir anda kalede yayılır.
Kaleye çıkan Hayırbeg, orada giyeceğin yanısıra yiyecek ve içecek de bulunduğunu görür. Bunlar, daha önce Mısır askerleriyle Atabey Özbek ez-Zâhirî’den çalınan şeylerdir. Hayırbeg bu yiyeceklerden yeyip içer ve kaledeki silahları Emîr Canım ez-Zerdekeş’e teslim eder.
Kalede iki tane de içki fıçısı bulunur. Emîr Yeşbek, bunları Zamantı kalesine yollar. Oysa, Hurman’dan Zamantı kalesine giden yol çok korkunç ve çetin olup, bu yoldan gitmeye kimse cesaret edemez.
Emîr Yeşbek, Zilhicce’nin 9. Pazar gününe kadar burada kalır ve bilahare Sultanhanı'na geçer. Sultanhanı, suyu bol, meralık bir yerdir. Buradan sonra, Pazartesi günü bir yerde konaklayıp, oradan, merası ve akarsuyu bol, çiçekli bir yer olan Re’sü'l-Ayn'a geçer. Bu bölgenin her tarafından tatlı sular fışkırıp çağlayan gibi akmakta ve suların kenarında ağaçlar yer almaktadır. Vadinin yakınlarında büyüklü-küçüklü su kaynakları bulunup bunları hepsi birleşerek, Adana'ya ulaşan Kızılca Irmak'ı (Aksu?) oluşturmaktadır.
Emîr Yeşbek, Salı ve Çarşamba günleri burada kalıp, Pazar'a rastlayan 13 Zilhicce günü Zamantı kalesine giderek geceyi orada geçirir.
***
Yalnızca Hurman kalesinin zaptıyla ilgili iki sayfasını (s. 107-109) özetlediğimiz seyahatname, Dulkadiroğulları, Akkoyunlular ve Memlûkler ile beylikler dönemi ve bölge tarihine ilgi duyan herkes tarafından okunması gereken önemli bir kitaptır.
Eserin, Dulkadiroğulları ve Şehsuvar Bey'le ilgili bölüm başlıkları şünlardır:
Antep kalesinin kuşatılması ve fethi;
Şehsuvar taraftarlarıyla ilk çatışma;
Şehsüvar'la yapılan barış görüşmeleri (s. 61-70);
Adana kalesinin kuşatılması;
Memlûklerle Dulkadirliler arasındaki savaş;
Kozan kalesinin tesliminin talep edilmesi;
Hurman kalesinin fethi;
Zamantı kalesinin kuşatılması;
Şehsüvar'ın teslimine ilişkin görüşmeler;
Şahbudak'ın Dulkadir tahtına çıkması
Darende'ye yolculuk;
Kahire'ye dönüş;
Şehsüvar ve adamlarının idamı.
Böylesine önemli bir kaynağı bizlere kazandıran sayın Dr. Mehmet Şekerci ile Ötüken Yayınları'na teşekkür ederken, ilgilenenler için, eserin künyesini bir kez daha veriyoruz:
İbn Ecâ Seyahatnamesi - Bir Türk Seyyahın Kaleminden, Muhammed b. Mahmud b. Ecâ et-Türkî, tercüme: Dr. Mehmet Şeker, Ötüken Yayınları, İstanbul, 2018.


[1]          Dulkadiroğulları ile Memlûkler arasındaki bu çekişme, Dr. Mehmet Şeker'in, “Memlûk kumandanı Emîr Yeşbek ile Dulkadir Beyi Şehsüvar arasındaki mücadele ve Şehsüvar’ın idamı” isimli makalesi (Tarih Okulu Dergisi, sayı XXXV, Ağustos 2018, s. 526-533) ile yukarıda bahsi geçen İbn Ecâ Seyahatnamesi'nden özetlenmiştir.
[2] Bir adı da Göynük olan, tarihte çeşitli isimlerle anılan ve toprağının kırmızılığından dolayı ‘Kızıl Hades’ –Hamrâ, Arapça'da kızıl anlamındadır– denilen tarihî Hadesü'l-Hamrâ şehri, Pazarcık'la Çağlayancerit arasında uzanan ovanın kuzeyindeki boğazın ağzında, bugünkü Bozlar köyünün yerinde kurulu olup askerî ve ticari yol üzerinde, birçok geçidin kontrolünü sağlayan stratejik bir konumdaydı.
 


# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ömer Hakan Özalp - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.