FİLİSTİN- KUDÜS İSLÂMCILIĞI İLE DOĞU TÜRKİSTAN TÜRKÇÜLÜĞÜ

Oldum olasıya şu “-izm, -ist” leri hiç sevemedim. Türkçe karşılığı “-şucu, -bucu” olmak. Çünkü “-izm, -ist” ya da “-şucu, -bucu” olunduğunda her şey çığırından çıkıyor, hakikat sekteye uğruyor, savunulan düşünce ve fikir güdükleşiyor, kelime ve kavramların içi boşalıyor, ideolojiler devreye giriyor, kuşatıcılık ve kapsayıcılık ortadan kalkıyor, kutuplaşma artıyor, insanlığın gerçek mânâda kurtuluşuna imkân verecek ülkü ve mefkûreler ile “İnsanlık medeniyet projeleri” uygulama şansını yitiriyor.

İşte tüm “-izm”ler ve ideolojilerde olduğu gibi, “İslâmcılık” ve “Türkçülük” ideolojisi de bu açmazın ve çıkmazın içine düşüyor, diğer ideolojilerin başına gelen tüm handikaplar “İslâmcılık” ve “Türkçülük” ideolojisinin de başına geliyor. Zâten tüm ideolojilerin buluştuğu ortak paydanın kaderi ve karakteri kaçınılmaz olarak bundan başka bir şey de olamazdı.

İdeoloji diyorum; çünkü İslâm bir dindir, ideoloji değil. İslâm’ın bânisi Allah’tır, ideolojilerin bânisi ise insanlardır. O hâlde bânisi Allah olan bir din, nasıl oluyor da bânisi insan olan bir ideolojiye dönüşebiliyor!

Anlaşılır gibi değil!

İşte makalemizin konusu olan “Filistin- Kudüs İslâmcılığı” ile “Doğu Türkistan Türkçülüğü” de bu minvâl üzeredir.

Siz, Filistin denilen bir coğrafyada yaşayan insanları “İnsaniyet” nokta-i nazarından, Kudüs Müslümanlarını da “İslâm” nokta-i nazarından değil de “İslâmcılık” ideolojisi nokta-i nazarından savunmaya kalkışırsanız, muazzam bir yöntem hatası yaparak “dâvânızı” başarılı bir şekilde savunamazsınız, savunsanız dahi sonuç alamazsınız. Nitekim yıllardan beri yapılan hatalar ve ortaya çıkan sonuçlar da bunlar değil midir?

Hür dünyaya bakıldığı zaman, yeryüzünde ezilen, hakları çiğnenen, zulme uğrayan insanların hakları savunulurken, hangi argümanlar kullanılarak savunma yapılıyor? Tabiî ki temel insan hakları argümanları, değil mi?

İşte Batılılar, ırkçılığa ve dinciliğe karşı çıkarak öne sürdükleri temel insan hakları argümanlarıyla bu konuda sonuç da alabiliyorlar.

Böyle bir yöntem uyguladıklarında, tüm dünyayı arkalarına alarak önemli ölçüde başarılı da oluyorlar. Çünkü öne sürdükleri “Temel insan hakları” argümanı, hiç kimsenin karşı çıkamayacağı, aynı zamanda mâşerî vicdanda da mâkes bulan çok kuvvetli bir argümandır.

(Kendi ülkelerinde ve kendi içlerindeki ırkçılık ve dincilik problemleri ayrı bir tartışma konusudur).

İşte Müslümanlar ve Türkler, dünyanın çeşitli ülkelerinde ezilen, haksızlığa ve zulme uğrayan dindaş ve soydaşlarını kurtarmak ve onlara faydalı olmak istiyorlarsa, bunu “İslâmcılık” ve “Türkçülük” argümanlarıyla değil, “Temel insan hakları” argümanlarıyla yapmalıdır. Gerçek sonuç, ancak böyle alınır.

Aksi takdirde, meseleye “İslâmcılık” ve “Türkçülük” ideolojileriyle yaklaşırsanız, bilerek ya da bilmeyerek karşı tarafın (düşmanın, zâlimin) eline koz (dincilik ve ırkçılık kozunu) vermiş olursunuz. Bu da aklı başında olan insanların yapacağı bir davranış şekli değildir. Çünkü dincilik ve ırkçılık, artık hür ve medenî dünyanın kabûl etmediği, mâşerî vicdanın da reddettiği bir olgudur.

Ayrıca dincilik ve ırkçılık, İslâmiyet’in, aklın, bilimin, insanlığın temel ilke ve argümanlarıyla da çelişir. Yeryüzünde zulme uğrayan kardeşlerimizle ilgili olarak sonuç alınmak isteniyorsa, bu hususlar hiçbir zaman gözden ırak tutulmamalıdır.

Bu konuda hiç vakit geçirilmeden, yeryüzü insanlığının, insâniyet nokta-i nazarından mâşerî vicdanı harekete geçirilmelidir. Çünkü mâşerî vicdan, fıtrî ve ontolojik olarak zulme ve haksızlığa karşı programlanmıştır.

Diğer yandan toplum olarak zaafiyet kesbeden bir meselemiz de, parçacı bir bakış açısına ve bölücü bir yaklaşıma sahip olmamızdır.

Zulüm denilince her ne hikmetse “İslâmcıların” aklına hep Filistin ve Kudüs Müslümanları, “Türkçülerin” aklına da hep Doğu Türkistanlı Türkler geliyor. Bütün İslâmcılar canhıraş bir şekilde Filistin- Kudüs Müslümanlarını, tüm Türkçüler de Doğu Türkistan Türklerini savunuyorlar. Bu konuda hepsi, ellerinden ne geliyorsa, neye güçleri yetiyorsa onu yapıyor.

Mitingler, yürüyüşler yapıp slogan atıyorlar; sempozyumlar, paneller, toplantılar, konferanslar düzenleyip yardım organizasyonu yapıyorlar, imza kampanyaları düzenliyorlar. Yine de bir sonuç alamıyorlar. Zâlim yine bildiğini okuyor ve zerre kadar geri adım da atmıyor.

Hâlbuki, soy olarak Türk, din olarak da Müslüman olan bizler, hiçbir ayrım gayrım yapmadan yani ne ırkımıza ne de dinimize aşırı ideolojik yaklaşımlarla vurgu yapmadan güçlerimizi birleştirebilsek ve ağız birliği yaparak tek ağızdan konuşabilsek, sanırım daha başarılı olacağız ve daha iyi sonuçlar alacağız.

Böyle bir yaklaşım hem İslâm’a (Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, grup grup, bölük bölük olmayın âyetleri ile Rasûlün Veda Hutbesindeki nasihatlerine) hem de Türk töresine (Atalarım Bilge Kağan, Kül Tigin ve Vezir Tonyukuk’un Orhun Âbidelerindeki vasiyetlerine, nasihatlerine) daha uygun değil midir?

Eğer hepimiz ayrı baş çekersek, İslâm’a, Allah’ın kitabı Kur’ân’a, Rasûl’ün Veda Hutbesinde söylediklerine, atalarımızın Orhun Âbidelerindeki vasiyet ve nasihatlerine aykırı hareket etmiş olmaz mıyız?

O zaman, dirliğimiz bozulur, gücümüz parçalanır, birliğimiz de dağılırsa; Müslümanların ve soydaşlarımızın haklarını kim koruyacak ve haklı dâvâlarını kim, nasıl savunacak?

O zaman oturup ağlaşarak, geçmişte ve şimdi olduğu gibi Türklerin esir edilerek Çin saraylarında nasıl hizmetkâr yapıldığını, bugün toplama kamplarında nasıl işkencelere tâbi tutularak asimile edildiklerini ve Müslümanların da izzetini ve şerefini kaybederek Avrupa ve ABD saraylarında nasıl hizmetkâr olduklarını mı seyredeceğiz?

Şimdi geldiğimiz nokta bu mu olacaktı? İşte armudun sapı, üzümün çöpü diyerek parçalanırsanız, olacağı budur. Başka ne olabilir ki? Nasıl, memnun musunuz hâlinizden ve yaptıklarınızdan?

Ama şimdi gelin de bütün bu handikapları anlatın bakalım anlatabilecek misiniz ideolojilerin bataklığına batmış, girdaplarında ve anaforlarında kaybolmuş, aklını ve idrâkini yitirmiş, beyinleri uyuşmuş ve mankurtlaşmış taklitçi ideologlara?!..

Daha kuşatıcı olmasından dolayı meseleyi İslâm nokta-i nazarından değerlendirecek olursak, genelde İslâmcıların, özelde de devleti idâre edenlerin, bu konudaki yaklaşımlarında da birtakım tutarsızlıkların var olduğu görülür.

İslâm, sadece dar bir bölgeye ve lokasyona hasredilebilir mi? İslâm, cihan şumûl bir din değil midir? İslâm’ın mesajı tüm insanlığı ve tüm Müslümanları kuşattığına göre, bu çevreler, zulüm söz konusu olduğunda Filistin- Kudüs Müslümanlarına gösterdikleri hassasiyeti ve volümü yüksek ses tonunu, neden Doğu Türkistanlı Türklere ve Müslümanlara aynı oranda göstermiyor ve onlara yeterince sahip çıkmıyor.

Hani mü’minler kardeşti. Kardeşlerin ırkı, rengi farklı olunca, sahip çıkma oranında da mı değişiklikler oluyor? İslâm’da ırkçılık var mıdır? Asıl olan Müslüman olmak değil midir? İslâm, sadece Arapların dini midir?

Filistin yakın, Doğu Türkistan uzak olduğu için mi böyle oluyor? Yani gözden ırak olan, gönülden de mi ırak oluyor? Yoksa onlar Müslüman değil mi?

Filistin- Kudüs Müslümanları mağdur olduğunda hemen yardımına koşuyor, üst perdeden konuşuyor, yeri- göğü inletiyoruz da, Doğu Türkistanlı Müslümanlar zulme uğrayınca neden bu boyutlarda ayağa kalkmıyoruz? Bir Müslüman olarak bu çifte standartlardan neden kurtulamıyoruz?

İslâm’ı ideolojiye bulaştırarak “İslâmcılık” yapılırsa, işte olacağı budur. Bundan farklı bir şey de olamazdı zâten…

15 Ocak 2022

İlhan Akar

 

 

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İlhan Akar - Mesaj Gönder

# olan

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.