YAŞAMAK İÇİN Mİ YEMEK, YEMEK İÇİN Mİ YAŞAMAK

İnsanoğlu teknolojinin hızına yetişemiyor. Bilgi bombardımanı yaşıyoruz.

Küreselleşen dünyada bir odada gibiyiz. Bir tıkla istediğimiz bilgiye ulaşabiliyoruz. Her şey insanlık için desek de hayat standardımızı yükseltmek için desek de nafile… Geçen yıl da ülkemizin gündeminde olan ama bu yıl yine unuttuğumuz, teknolojinin gelişmesiyle büyüyen ve adına küresel felaket denen; Buzulların eridiği, havanın, toprağın, suyun kirlenmesinden dolayı dünyanın ısınması sebep olan iklim değişiklikleri. Nedeni insan olmasına rağmen, zararının yine insana olması düşündürücüdür. Hayatımıza kolaylık ve renk getiren bu yenilikler insanları hareketsizliğe ve tembelliğe itmiştir. Okumayı, araştırmayı sevmeyen, bilgiyi paylaşmayan, azla yetinmeyi bilmeyen, lüks hayat yaşama hırsı olan ve mutsuz bir nesil yetişmekte. Sanayileşme ve kentleşmenin sonucunda sözde çağdaşlaşma nedeniyle her şeyin insanlık için düşünülmesine rağmen sağlık da dahil olmak üzere getirdikleri götürdüklerinden az değil. Hastalıkların çoğunun sebebi doğanın dengesinin bozulması ve yanlış beslenmeden kaynaklı. Hastalık kanser, kalp, şeker, tansiyon, depresyon ve şişmanlık (obezite) çağın hastalıkları oldu. Bu hastalıklar öncede vardı ama son yıllarda hızla artış olduğu bilinmekte. Bu endişe verici rakamlara ulaşmış olmalı ki her geçen gün bu hastalıklarla ilgili nedenleri, erken teşhis ya da korunmaya yönelik tv programları, kitaplar yayınlanıyor.

Dünyada olduğu gibi ülkemizde de sağlıklı beslenme ve hastalıklardan korunma ile ilgili konu uzmanları tarafından her kanalda saatlerce bilgilendiriyorlar. Dün bol bol yiyin dediklerine aman haaa dikkat diyorlar. Bir kanaldaki uzmanın yiyin dediğini diğeri tehlikeli buluyor. Kitapçıların beslenme ve sağlıkla ilgili kitapları dünya klasikleri rafını üçe katladı. Ortada bu kadar bilgi ve demeç varken insan kime inanacağını şaşırıyor. Bu arada mankenlerin rejimleri diyetleri de cabası. Proteinler, karbonhidratlar, vitaminler, organik ürünler, otlar, kökler, diyetler, rejimler derken kafalar karıştı, ağzı olan konuştu. Uzmanlığı tartışılır beyler bayanlar bağıra çağıra tehditlerle korkutarak şaşkınlığımıza panikte kattı.

Dünya Türk mutfağına hayran kalıp taklit ederken, Avrupa bizi örnek alıp yemek kültürümüzü kopya ederken biz kalktık her konuda olduğu gibi sözde medenileşmeye Avrupalılaşmaya çalıştık. Sonuç ortada.

Çağın hastalıklarının artışı ülkemizde de dünya ortalamasıyla aynı, hatta büyük şehirlerde daha fazla. Her ülkenin asırlardır beslenme alışkanlıklarından dolayı genleri farklıdır. Yemek alışkanlıkları ve yöntemleri değişince genlerde deformasyona uğradı. Fast food yiyecekler hayatımıza girdi gireli hastalıklarda artış olduğu aşikâr. Donmuş gıdalar, konserveler, konsantre içecekler, yok Çin mutfağı, yok Japon mutfağı. Marketlerde reyonlar bunlarla dolu. Hazır çorbalar, tablet et ve tavuk suları daha neler neler. Plastik petrolden üretiliyor içlerine de yiyeceklerimiz konulup raflarda rengârenk albeniyle satılıyor. Renkli, resimli, albenili o harika ambalajlardaki ürünleri de kapış kapış sepetlere dolduruyoruz. Hayatımızı kolaylaştırmak için sunulan bu ürünler hayatımızı elimizden mi alıyor bilinmez. Buzdolabı, fırın, derin dondurucu, mikrodalga fırın, bulaşık makinesi, televizyon ve buna benzer elektronik ev eşyaları da hayatımızı kolaylaştırmak için ama yaydığı radyasyon toplamı azımsanmayacak kadar tehlikeli boyutta. Eh plastik ambalajda aldığımız dondurulmuş gıdaları sözde beslenmek için de radyasyon yayan cihazlarda saklıyoruz pişiriyoruz.

Bakınız benim bile diyecek ne çok şeyim varmış. Sayfalar dolusu eleştir dur. Sonu yok ki. Dediklerimde kimine göre doğru kimine göre yanlış. Gelin hep birlikte eski günlerde kendi kültürümüzdeki yemek yeme ve beslenme alışkanlıklarımızı hatırlayalım. O zaman doğru olan neymiş hiç yoruma gerek kalmadan anlayacağız.

Eskiden, çok değil 15-20 yıl öncesine kadar yemekler alüminyum, plastik, çelik ya da emaye kaplarda değil kalaylı bakır kaplarda yemek pişirilirdi. Eskiden, çok değil 15–20 yıl öncesine kadar hazır gıdalar yoktu, ithal sebze meyvede olmazdı, 1 karış toprağı bile değerlendirir, boş yağ tenekelerinde evimizin ihtiyacı sebze meyveyi yetiştirirdik. Eskiden, çok değil 15-20 yıl öncesine kadar meyve sebzeyi mevsiminde tüketirdik.

Turfanda kelimesini unuttuk. Eskiden, çok değil 15-20 yıl öncesine kadar evimizin ihtiyacı olan konserveyi, salçayı, erişteyi, tarhanayı, turşuyu, reçeli evde yapar bir yıl boyunca afiyetle tüketirdik.

Eskiden, çok değil 15-20 yıl öncesine kadar baharatlarımızı kendimiz kurutur öğütürdük.

Eskiden, çok değil 15-20 yıl öncesine kadar erken yatar erken kalkardık, tv başlarında uyuklamaz, sohbet eder dertleşirdik, yalnız fertler değildik, biz aileydik. Eskiden, çok değil 15-20 yıl öncesine kadar temizlik malzemesi sabundu, sodaydı. Şimdiki gibi bin bir çeşit kimyasalla dolu tehlikeli kanserojen madde ihtiva eden kir sökücüler, deterjanlar yoktu.

Eskiden, çok değil 15-20 yıl öncesine kadar Yer sofrasında yemek yenildiği ve bağdaş kurarak oturulduğu için fiziksel olarak mecburen tıka basa çatlayana kadar yenmezdi.

Eskiden, çok değil 15-20 yıl öncesine kadar sofrada 10 çeşit abur cubur olmaz (başlangıç aperatifi, çorba, ana yemek, soğuk mezeler, sıcak mezeler, salatalar, tatlılar.) Yerine1 ana yemek yanında ya salata, ya turşu, ya da yoğurtlu acık, çorba, kompostolar olurdu.

Eskiden, çok değil 15-20 yıl öncesine kadar sofralarımızdaki yemekler dengeliydi, sebze bakliyat ve etin eşit karışımından harika ve lezzetli yemek çeşitleri olurdu. (erişte çorbası, ekşili köfte, içli köfte sebze yemekleri örnek)

Eskiden, çok değil 15-20 yıl öncesine kadar hileli gıdalar yoktu, Allah’tan korkulur kuldan utanılırdı. Alın teri ile kazanç helal bilinir, haram olandan kaçınılırdı. Eskiden, çok değil 15-20 yıl öncesine kadar sokağın başındaki markete bile arabayla gidilmez arkasından da sözde sağlık için yürüyüş yollarında kan ter içinde 2 gram vermeye çalışılmazdı.

Eh, benim de, televizyondaki ahkam kesen beslenme uzmanlarının da, beslenmeyle ilgili sayfalarca kitap yazan yazarlarında aslında diyecek bir şeyimiz yok. Gerçek gün gibi ortada. Doğru olan neyse atalarımız yapmış. Bizlere kadar bu bilgiler yaşayarak ulaştı. Ama iletişim araçları, teknoloji, çağın getirdiği yenilikler ya da zorunluluklar bu güzel deneyimleri artık unutturdu. Bunların unutulmaması ve yaşatılması için özellikle biz kadınlara büyük sorumluluk ve görev düşüyor.

Teknolojiyi ya da gelişimi elbette reddetmeden, hızlı ve yorucu yaşamın kolaylıklarını da kullanarak ve kendi sağlıklı yemek kültürümüzü sürdürmeliyiz.

…………………………………

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nermin Yılmaz Akbalaban - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.