ALBUSTANDA BİR KARYE

ALBUSTANDA BİR KARYE

(Sekizinci Fasıl)

 

Yedi hafta önce yazmaya başladığım “Albustanda Bir Karye” adlı hikâye denemesini kaldığım yerden yazmaya devam ediyorum.

Babamın memuriyetinden evvel karyede yaşarken sürülerimiz ve dahî yüz dönüme yakın arazimiz var imiş.

Karye, düz ovada kurulu olduğu içün, arazileri de düz ovada imiş. Karyenin takriben doksan bin dönüm arazisi var imiş. Ol arazilerde arpa, buğday, nohut, fasulye, mercimek, culban, kara nohut, pancar, patates, ay çiçeği ve benzeri mahsûller yetiştirilirmiş.

Ayrıca bağcılık, bostancılık, bahçecilik de yapılırmış. Küçükbaş, büyükbaş hayvan yetiştiriciliğinin yanında, bir zamanlar camız yetiştiriciliği de varmış.

Karyede bu kadar çok arazi olmasına rağmen, ol arazilerin çoğunluğunun sulak olmamasından nâşî hâsılat düşük olur, bundan dolayı da karye ahâlisi bir türlü zengin olamazmış.

İşte biz de ol arazilerimizde arpa, buğday, nohut, pancar eker idik amma velâkin susuzluktan dolayı pek verim alamazdık.

Gençliğimde orta ve âlî mekteplerde okurken, tarlalarda çok nohut yolduğum, pancar suladığım olmuştur. Çocukluğumda ise, ana tarafından dedemin harmanlarında öküzlerle çok gem (döven) sürmüşlüğüm de olmuştur.

Ol zamanlarda karyede yaşamak ve çiftçilik yapmak hakikaten zor işti. Her şey kol ve hayvan gücüne dayanıyordu. Tarım âletleri olarak orak (kalıç), tırmık, anadut, dirgen, yaba, gem, kağnı vardı. Daha sonra motor (traktör), pulluk, kültivatör, tapan, diskaro, patoz, biçer döver çıktı.  

Zamanımızda ise çiftçilik epeyce kolaylaştı. Çünkü makinanın gücü devreye girdi. Artık her türlü âlet-edevat var. Ama buna rağmen çiftçilik yine de zor bir meslek. Allah çiftçilerimize kolaylık, mahsûllerine de bereket ihsan eylesin inşaAllah!

Allah, rahmetli babamın mekânını Cennet eylesin, yaşayan anneme de hayırlı ömürler nasip etsin. Eğer bizi okutmasalardı (husûsiyetle babamın geniş ufkuyla) acep hâlimiz nice olurdu!

Gerçi büyük ölçüde de belliydi. Çünkü karındaşlarının ve dahî kayın çocuklarının hâlleri ortada idi.

Eski zamanlarda, çocukluğumuz ve gençliğimizin ilk senelerinde, harmanlar dövülüp, savrulup kalkınca, güze doğru düğünler-toylar olur, gençler muradına erer ve hemen akabinde de harman yerlerinde davullar-zurnalar eşliğinde güreşler (güleşler) tertip edilirdi.

Ol güreşler çok iddialı olurdu. Küçük-büyük karye ahâlisi harman yerinde toplanır, genişçe bir halaka (halka) oluşturulurdu.

Davullar-zurnalar Köroğlu, yiğitlik ve mertlik havaları çalar, yaşı küçük olan tıfıllardan başlamak üzre karyenin yiğit ve namlı pehlivanları er meydanına çıkar kozlarını paylaşırlardı. Hatta bâzen komşu karyelerden namlı pehlivanlar gelir, karyenin yiğit pehlivanlarıyla el-ense tutuşarak nice heyecanlı güreş yaparlardı.

Bibimin (halamın) mahdumları ve torunları da (Köseler) çok yiğit ve kavi pehlivan idiler. Onların bileğini kolay kolay hiç kimse bükemezdi.

Yine bir gün, bir karye düğününde harman yerinde er meydanı kurulmuş ve dahî karye ahâlisi, bu fakir de aralarında olmak üzre er meydanda toplanmış idi.

Ol sıralarda bendeniz, henüz bıyıkları yeni yeni terliyor ve dahî orta mektepte okuyor idi. Ol zamanlarda da karyede okuyan-yazan az olduğu içün, herkeste “mekteplerde okuyanlar her şeyi bilir, her şeyden anlar” anlayışı hâkim idi.

İşte bundan nâşî, bibimin torunları Şerif ve kardeşi rahmetli Haşim bana yaklaşıp, “Haydi bakalım dayıoğlu, er meydanına…” deyüp, beni çekiştürüp durdular.

Her ne kadar Albustan ve kahramanlar diyarı Maraş ve kazaları pehlivan yatağı olsa da, dünya çapında nice cihan pehlivanları yetişse de ve dahî her Maraş’lı an’anevî olarak az-çok güreş bilse de, yine de ben pehlivan değildim ve er meydanlarında da hiç güreş tutmamıştım.

Bundan nâşî, bu fakiri er meydanına sokmak isteyen bibimin torunlarına direniyor ve dahî ellerinden kurtulmaya çalışıyordum.

Ama ne mümkün! Beni bana bırakmıyorlardı ki… Kimisi ceketimi, kimisi yeleğimi, kimisi pantolonumu çıkartıp şalvarı (karakucak güreşlerinde giyilen güreşçi kispeti) zorla giydiriyorlardı.

Neyse, baktım ki kurtuluş yok, hemen bağlamıştım uçkurumu, kıvırmıştım şalvarımın paçalarını ve dahî dalmıştım büyük bir heyecanla er meydanına!

Davullar-zurnalar çok sevdiğim Köroğlu koçaklamasını çalıyor, neredeyse karye ahâlisinin tamamı bu fakiri seyrediyordu. Bütün gözler üzerimde toplanmıştı. “Bakalım bu mektepli genç tıfıl ne yapacak” dercesine…

Ne de olsa serde gençlik vardı ya! İşte bu ahvâl ve şerâit içre bu fakir, er meydanının havasıyla mütenâsip bir şekilde peşrev yaparak âdeta havada uçuyordu. Bu minvâl üzre bir müddet daha peşrev yapıp ahâliyi selâmladıktan sonra, rakibiyle el ense yapıp güreşe tutuşuyordu.

Güreşin daha başlangıcında, havanın ve gençliğin verdiği heyecanla ve şimşek hızıyla rakibine dalıyor, İspanyol boğaları gibi şuursuzca saldırıyor ve dahî acı bir kuvvetle rakibine yüklendikçe yükleniyordu.

Bu yüklenişle, evvel emirde rakibini dizlerinin üzerine çökertmişti amma velâkin sırtını yere getirememişti.

Bunun üzerine İlhan Pehlivanla (!) rakibi Teo Pehlivanı (!) ayağa kaldıran cazgır, pehlivanları yeniden tutuşturuyordu.

Derken, bir müddet daha boğuştuktan sonra bir de ne göreyim; nasıl olduysa oldu, sırtım yerde, göbeğim havada, ben yıldızları sayar olmuştum.

Tabiî davullar-zurnalar susmuş, mağlûp ilân edilmiştim. Aslında sırtım tam da yere gelmemişti amma velâkin, güreşte usûldür, göbeğin semâyı görürse, tek omuzun da yere gelirse mağlûp ilân edilirsin.

Neyse, er meydanındaki ilk güreşimizde mağlûp olmuş, üzülerek başımız önde meydanı terk etmiştik. Bunun üzerine bir akrabam dayanamayup er meydanına dâhil olmuş ve dahî rakibimi yenerek bir nebze de olsa hüznümü gidermişti…

NOT: Devam edecek…

18 Aralık 2021

İlhan AKAR

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İlhan Akar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.