KÜ­ŞAD-I AYA­SOF­YA-İ KEBİR CA­Mİ-İ ŞE­Rİ­Fİ VAAZI

Ey Ana­do­lu mes­ci­din­de ve Âlem-i İslâm câ­mi­in­de­ki kar­deş­le­rim!
Ey İslâm'ın fetih anah­tar­la­rı hük­mün­de olan Bedir, Uhud, Hen­dek, Hay­ber, Mekke, Şam, Kudüs, Kıb­rıs'ın ve ni­ha­yet İstan­bul'un kutlu ne­fe­ri ve mah­bub-i mih­man­dâr-ı nebî Ebû Eyyûb el-En­sâ­rî Haz­ret­le­ri­nin kom­şu­la­rı!
Ey bu muh­te­şem CAMİ-İ KEBİR, Aya­sof­ya'daki Eha­dis-i Ne­be­vi­ye­ye maz­har olmuş Fatih'in ve Ak­şem­sed­din’in to­run­la­rı!
Ey âlem-i İslâm!
Uyan! Kur'ana sarıl! İslâ­mi­yet'e maddî ve ma­ne­vî bütün var­lı­ğın­la mü­te­vec­cih ol!
Ve ey Kur'an’a bin yıl­lık ta­ri­hi­nin şe­ha­de­tiy­le hâdim olan ve İslâ­mi­yet nu­ru­nun zemin yü­zün­de na­şi­ri bu­lu­nan yük­sek ec­da­dın ev­lâ­dı!
Kur'an’a yönel ve onu an­la­ma­ya, an­lat­ma­ya çalış!
Li­sa­nın, Kur'an’ın ayet­le­ri­ni âleme du­yu­rur­ken, hal ve etvar ve ah­lâ­kın da onun ma­na­sı­nı neş­ret­sin; li­san-ı halin ile Kur'an’ı oku!
O zaman sen, dün­ya­nın efen­di­si, âle­min reisi ve in­sa­ni­ye­tin va­sı­ta-i sa­ade­ti olur­sun.
Ey asır­lar­dan beri Kur'an’ın bay­rak­tar­lı­ğı va­zi­fe­siy­le ci­han­da en mu­kad­des ve muh­te­rem bir mev­ki-i mu­al­lâ­yı ihraz etmiş olan ec­da­dın evlat ve to­run­la­rı!
Uya­nı­nız!
Âlem-i İslâm'ın fecr-i sa­dı­kın­da gaf­let­te bu­lun­mak, kat'iyyen akıl kârı değil!
Yine Âlem-i İslâm'ın in­ti­ba­hın­da reh­ber olmak, ar­ka­daş, kar­deş olmak için Kur'an’ın ve ima­nın nu­ruy­la mü­nev­ver ola­rak, İslâ­mi­yet'in ter­bi­ye­siy­le te­kem­mül edip ha­ki­kî me­de­ni­yet-i in­sa­ni­ye ve te­rak­ki olan Me­de­ni­yet-i İslâ­mi­ye­ye sa­rıl­mak ve onu, hal ve ha­re­kâ­tın­da ken­di­ne reh­ber ey­le­mek lâ­zım­dır.
Av­ru­pa ve Ame­ri­ka'dan ge­ti­ri­len ve ha­ki­kat­ta yine İslâm'ın malı olan fen ve san'atı, nur-u tev­hid için­de yo­ğu­ra­rak, Kur'an’ın bah­set­ti­ği te­fek­kür ve ma­na-yı harfî na­za­rıy­la, yani onun san'at­kâ­rı ve us­ta­sı na­mıy­la on­la­ra bak­ma­lı ve sa­adet-i ebe­di­ye ve ser­me­di­ye­yi gös­te­ren ha­ka­ik-i ima­ni­ye ve Kur'anîye doğru "İleri, arş!" de­me­li ve de­dirt­me­li­yiz!
Ey eski çağ­la­rın, ci­han­gir Asya or­du­la­rı­nın to­run­la­rı olan muh­te­rem din kar­deş­le­rim!
Artık Kur'an’ın sa­ba­hın­da uya­nı­nız.
Yoksa Kur'an'ın gü­ne­şin­den göz­le­ri­ni­zi ka­pa­ta­rak gaf­let sah­ra­sın­da yat­mak­la, vah­şet ve gaf­let sizi yağma edip pe­ri­şan ede­cek­tir.
Kur'an’ın mec­ra­sın­dan ay­rı­la­rak bir­leş­me­yen su dam­la­la­rı gibi top­ra­ğa düş­me­yi­niz.
Yoksa top­rak gibi se­fa­hat ve şeh­vet-i me­de­ni­ye sizi eme­rek yu­ta­cak­tır.
Bir­le­şen su dam­la­la­rı gibi, Kur'an-ı Kerim'in sa­adet ve se­lâ­met mec­ra­sın­da it­ti­had ede­rek, se­fa­hat ve re­za­let-i me­de­ni­ye­yi sü­pü­rüp, bu va­ta­na âb-ı hayat olan, ha­ki­kat-i İslâ­mi­ye su­la­rı­nı akı­tı­nız.
O ha­ki­kat-i İsla­mi­ye su­la­rı ile bu top­rak­lar­da iman zi­ya­sı al­tın­da ha­ki­kî me­de­ni­ye­tin fen ve san'at çi­çek­le­ri aça­cak, bu vatan maddî ve ma­ne­vî sa­adet­ler için­de gül ve gü­lis­ta­na dö­ne­cek­tir in­şâ­al­lah.
Evet, ümit var olu­nuz, şu is­tik­ bal in­kı­la­bı için­de en yük­sek gür sadâ, İslâm'ın sa­dâ­sı ola­cak­tır!
Bugün Aya­sof­ya, inşa edil­di­ği ta­rih­ten iti­ba­ren de­fa­lar­ca şahit ol­du­ğu ye­ni­den di­ri­liş­le­rin­den bi­ri­ni ya­şı­yor.
Aya­sof­ya’nın di­ri­li­şi, Mes­cid-i Aksa’nın öz­gür­lü­ğe ka­vuş­ma­sı­nın ha­ber­ci­si­dir.
Aya­sof­ya’nın di­ri­li­şi, dün­ya­nın dört bir ya­nın­da­ki Müs­lü­man­la­rın fet­ret dev­rin­den çıkış ira­de­si­nin ayak se­si­dir.
Aya­sof­ya’nın di­ri­li­şi, sa­de­ce Müs­lü­man­la­rın değil, on­lar­la bir­lik­te tüm maz­lum­la­rın, mağ­dur­la­rın, ezil­miş­le­rin, sö­mü­rül­müş­le­rin umut ate­şi­nin ye­ni­den alev­le­ni­şi­dir.
Aya­sof­ya’nın di­ri­li­şi, Türk Mil­le­ti, Müs­lü­man­lar ve tüm in­san­lık ola­rak dün­ya­ya söy­le­yecek yeni söz­le­ri­miz ol­du­ğu­nun ifa­de­si­dir.
Aya­sof­ya’nın di­ri­li­şi, Bedir’den Ma­laz­girt’e, Niğ­bo­lu’dan Ça­nak­ka­le’ye kadar ta­ri­hi­mi­zin tüm atı­lım dö­nem­le­ri­ni ye­ni­den ha­tır­la­yı­şı­mı­zın adı­dır.
Aya­sof­ya’nın di­ri­li­şi, şe­hit­le­ri­mi­zin ve ga­zi­le­ri­mi­zin ema­net­le­ri­ne ge­re­kir­se ca­nı­mız pa­ha­sı­na sahip çıkma ka­rar­lı­lı­ğı­mı­zın rem­zi­dir.
Aya­sof­ya’nın di­ri­li­şi, Bu­ha­ra’dan En­dü­lüs’e kadar me­de­ni­ye­ti­mi­zin tüm sem­bol şe­hir­le­ri­ne ver­di­ği­miz bir gönül se­la­mı­dır.
Aya­sof­ya’nın di­ri­li­şi, Al­pars­lan’dan Fatih’e ve Ab­dül­ha­mit’e kadar ec­da­dın ta­ma­mı­na ve­fa­mı­zın ge­re­ği­dir.
Aya­sof­ya’nın di­ri­li­şi, Fatih’in fetih ru­hu­nu şad etme ya­nın­da, Ak Şem­set­tin’in ma­ne­vi­ya­tı­nı, Mimar Sinan’ın es­te­ti­ği­ni ve zev­ki­ni de ye­ni­den gön­lü­müz­de can­lan­dır­mak­tır.
Aya­sof­ya’nın di­ri­li­şi, in­san­lı­ğın öz­lem­le bek­le­di­ği te­me­li ada­let, vic­dan, ahlak, tev­hid ve kar­deş­lik olan me­de­ni­yet gü­ne­şi­mi­zin ye­ni­den yük­se­li­şi­nin sem­bo­lü­dür.
Aya­sof­ya’nın di­ri­li­şi, bu ma­be­din ka­pı­la­rın­da­ki zin­cir­ler ya­nın­da, top­ye­kûn gö­nül­ler­de­ki ve ayak­lar­da­ki pran­ga­la­rın da kı­rı­lıp atıl­ma­sı­dır.
Eza­nın as­lı­na dön­dü­rül­me­sin­den 70 yıl sonra Fatih’in ema­ne­ti Aya­sof­ya’nın da Cami ola­rak hiz­me­te gir­me­si, ge­cik­miş bir ye­ni­den sil­ki­niş­tir.
Bu tablo, İslam coğ­raf­ya­sı­nın dört bir ya­nın­da­ki sem­bol de­ğer­le­ri­mi­ze ya­pı­lan hoy­rat­ça sal­dı­rı­la­ra ve­ril­miş en güzel ce­vap­tır.
Tür­ki­ye, son dö­nem­de at­tı­ğı her adım­la, artık za­ma­nın ve me­ka­nın nes­ne­si değil öz­ne­si ol­du­ğu­nu gös­ter­mek­te­dir.
Mil­let ola­rak ver­di­ği­miz ta­ri­hi mü­ca­de­ley­le, tem­sil­ci­si ol­du­ğu­muz me­de­ni­ye­tin ay­dın­lık ge­le­ce­ği için ma­zi­den atiye tüm in­san­lı­ğı ku­cak­la­yan bir köprü ku­ru­yo­ruz.
İnşal­lah bu kutlu yolda yü­rü­me­ye, dur­ma­dan, du­rak­sa­ma­dan, yıl­ma­dan, azim­le, fe­da­kâr­lık­la, ka­rar­lı­lık­la, men­zi­le ula­şa­na kadar devam ede­ce­ğiz
Âsım'ın nesli... Di­yor­dum ya... Ne­sil­miş ger­çek: İşte çiğ­net­me­di na­mu­su­nu, çiğ­net­me­yecek.
Şü­he­dâ göv­de­si, bir bak­sa­na, dağ­lar, taş­lar...
O, rükû ol­ma­sa, dün­yâ­da eğil­mez baş­lar,
Ya­ra­lan­mış ter­te­miz al­nın­dan, uzan­mış ya­tı­yor,
Bir hilâl uğ­ru­na, yâ Rab, ne gü­neş­ler ba­tı­yor!
Ey, bu top­rak­lar için top­ra­ğa düş­müş asker!
Gök­ten ecdâd ine­rek öpse o pâk alnı değer.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Adnan Yılmaz - Mesaj Gönder

# olan, BAL, son

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.