IRMAĞIN TÜRKÜSÜ

 Toprak damlar, dut ağaçları, yorgun halaka, yakıcı güneş, sessiz bir ırmak, deli poyraz bir gölge gibi geçip kayboluyor gözlerimin önünden.

Poyrazın şarkısının insanı huzura davet ettiği bir dağ köyünde başladı benim yolculuğum. Çocukluğum toprak damların gölgesinde, dut ağaçlarından süzülen serinliği kovalayarak ve ulu çınarın dallarına asılan umutlar gibi büyüyerek geçiyordu.

Sabahları ılık sesiyle türküler yakan küçük bir derenin koynunda yarpuz kokularına tutunarak uyanıyordum. Boy attı içimdeki yaşama tutkusu. Yürüdüm. Dağları ağaca küsmüş bir şehre düştü çok sonraları yolumuz. Yudumladı ayaklarım kaldırımları yağmur kokan bu şehrin yalnızlığını. İçimde büyüyen şarkılar yağmura dönüştü. Durgun bir ırmak gördüm düşümde. Hayra yordum yalnızlığını. Sonra heyecanı elinden alınmış, beton kanallar arasında akmaya zorlanmış, tutkusuzlaştırılarak uysal bir akıntıya dönüştürülen ırmağın türküsüne eşlik etmek düştü payıma.

Gençtim. Şehrin yüreğinde ince bir sızı gibi yatan ırmak gibi yarım kaldı umutlarım çoğu zaman. Ya erken uyandım alaca düşlerden ya da geç kaldım umut kervanının yolculuğuna. Çok sonraları… İçimin ırmaklarından bir söz yansıdı yüreğime: ‘‘ Heleciler helak olur.’’

Sustum. Yağmur niyetine toprağa düştü bakışlarım. Yorgun ırmağın türküsüne eşlik ederken duruldum. Bu yüzden boz bulanık bir bakış, yağmurdan kaçan telaşlı adımlar, ansızın bastıran bir kalp çarpıntısı, rüzgârın telaşlı türküsü çok az uğradı gönül ülkeme.

Umutlarım çoğu zaman bir kelebek rüyası gibi kanatlandı avuçlarımdan. Kül renkli bir yaprak gibi düştü toprağa. Bu yüzden sessiz bakışlar biriktirdim semer gecelerde. Sustum. İçimin ırmaklarının sesini senden başkası duymadı. Senden başkası ıslanmadı yağmurlarımda.

Okudum. Yoruldum. Okudum, yoğurdum kendimi. Sayfalar dolusu bir iklimde boy attı içimin çiçekleri. Kitap kokularına emanet ettim umutlarımı. Büyüdü esmer bakışlarımdan süzülen sürgünler. Her yağmur sonrası duaya durdu içimin kurak yanları. Saçlarımdan süzülen türküler gibi itidale sığındım. 

Çok sonraları… Suskunluğumdan kalbi ve kitabi kelimeler süzüldü aşk tadında. Kalbim kaleme; kalem kelama gülümsedi usulca. İçimin ırmakları hatırlayınca gördüğü düşü, salkım söğütler gibi yeşerdi umutlarım. Sözlerim bakışlarından süzülen satırlara düştü gözlerindeki umuda dokununca.

Bu yüzden ansızın bastıran yangınların alevinde kavrulmadan, geç kalmışlığıma aldırmadan senli düşlerin yorumlarını damlatıyorum satırlarıma.

Şimdi…

Toprak damlar kimsesiz kaldı. Dut ağaçlarının gölgesinde serinlik kovalayan çocukluğum yok artık. Deli poyraz içli bir türkü gibi kendisiyle söyleşiyor. Yeryüzünün kederli göçmenleri yorgun halakalarda biriktirdikleri yalnızlıklarını toprağa emanet ederek ayrıldı aramızdan. Şehrin kalbinde bir sızı gibi duran ırmağın hüzünlü türküsü yankılanıyor beton duvarlarda.

Bütün bunlardan geriye ihtiyar bir çınar, yorgun bir halaka ve gördüğü düşleri hayra yormaya çalışan ben kaldım.

Kabul ola, affola…

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Akif Dut - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.