KADERİ İNSANLAR MI YAZAR, YAZILAN KADERİ Mİ YAŞAR ?

Ortaokula geçtiğim sene taşınmıştık o mahalleye. Herkes birbirini tanıyor ve seviyordu. Diğer mahallede ki okula gidiyorduk ağabeyimle. Ben ortaokula ağabeyim liseye. Mahalleden arkadaş edindikçe biz kızlar önde erkekler arkada gidip gelemeye başladık. Ağabeyimin Zehra ablaya bakışını ilk gün fark etmiştim. Zehra abla mahallenin hatta okulun en güzel kızıydı dersem yalan olmaz. Ağabeyim de yakışıklı bir delikanlıydı. Okulda Zehra abla hariç herkesin dikkatini çekmişti. Ağabeyime utanıp veremedikleri mektupları bana verirlerdi ama ağabeyim cevap vermez okumazdı hatta. Ben gizlice okur yırtmaya kıyamaz yatağın altına saklardım.

 

Ağabeyimin Zehra ablaya duygularını açamadıkça benden de uzaklaşmaya içine kapanmaya başladı. O kadar kızmıştım ki Zehra ablaya, bir gün karşısına çıkıp ağlayarak ‘ senin yüzünden ağabeyim benden uzaklaştı ‘dedim. Zehra abla şaşırdı. Beni tutup kenara çekti ona âşık olduğunu ve söyleyemediği için üzüldüğünü anlattım. Zehra ablanın da ağabeyime sevdalı olduğunu öğrendiğim an bu kez de sevinçten ağlamaya başladım. Zehra abladan ertesi gün mektup alana kadar ağabeyime hiçbir şey söylemedim, ağzımdan tek kelime kaçırmamak için çok uğraştım. Mektubu alır almaz ağabeyime yetiştirmek için nasıl koştuğumu görse öğretmenim kesin beni bayrak yarışlarında ilk sırayı verirdi.

 

 Mektubu ağabeyime uzattığımda ki hali gözlerimin önünden hiç gitmez. Dünyayı vermişim gibi sevindi. Dünyası Zehra ablaydı ve evet dünyalar onundu artık…

 

  Lise bitene kadar ben ve birkaç kişi haricinde onların aşklarını bilen olmadı. Her akşam bana Zehra ablayla yaptığı planları anlatırdı. İkisi de üniversite okuyacak, okul bitince hemen işe girip evlenmek için ailelerinden onay alacaklardı. Lise son sınıfa geldiklerinde Zehra ablayı kaç kişi istemeye gelmişti ama Zehra abla inatla okuyacağını söylüyordu. Ağabeyimden hep sakladık bu görücüleri. Öğrenirse çok üzülürdü ve onu üzgün görmek Zehra ablanın da benim de isteyeceğimiz son şeydi.

 Üniversiteyi ayrı şehirlerde okudular. İkisinin de gözlerinde hüzün ama kalplerin de aşkla gittiler okullarına. Okul bitene her geçen gün arttı sevgileri. Diplomayı aldığı hafta askere gitti ağabeyim. Yazdığı mektupları benim adıma gönderiyor ben Zehra ablaya veriyordum.

Her hafta gelirdi mutlaka mektup.

  Çalan kapıyı koşarak açtım postacı amca gülümseyerek verdi mektubu. Er mektubudur görülmüştür damgasını görür görmez postacı amcadan önce fırladım bahçe kapısından. Zehra ablagilin kapısını çaldım. Kapıyı ablası açtı. İçerde birkaç kişi vardı ve kahve içiyorlardı. Korku kapladı tüm bedenimi. Zehra ablanın odasına girdim. Yatağın üzerinde oturmuş gözleri kan çanağı oturuyordu. Beni görünce arkasını döndü. Usulca oturdum yanına. Ellerini tuttum buz gibiydiler. Gözyaşları ellerime düşmeye başladı. Sildim yanaklarını, kan oturmuş gözlerine bakamadım eğdim yüzümü. Mektubu vermek için elimi cebime görürken havada yakaladı elimi. İkimizin boğazında ki düğüm engel oldu konuşmamıza.

 

Babası evlendirecekti Zehra ablamı. Ne Zehra ablam ne de annesi mani olamamıştı.

 

Ağabeyime Zehra ablanın memlekete dayısının yanına gittiğini dönünce cevap yazacağını yazdım. Zorla evlendiriyorlar diyemezdim ki. Terhisine kısa bir süre kaldığı için ağabeyim sevinçliydi ve neyse ki Zehra ablanın memlekete gitmesini sorun yapmadı. Nasılsa kavuşmalarına çok az kalmıştı.

 

Zehra abla kısa sürede çok kilo vermiş yüzünden sadece hüzün akan biri olmuştu. Bu değişimi herkes görüyor ama babasının inadını kimse kıramıyordu. Düğün dernek kuruldu. Zehra ablayı beyazlar içinde görenler ‘ sanki kefeniyle oturuyor’ dediler. Annemle gittik düğün evine, iliştim hemen yanına Zehra ablanın ‘ bir derdin olursa ben buradayım’ dedim, öptüm tuz tadı gelen yanağından.

Zehra ablayı gelin arabasına bindirilirken ki hıçkırıklarını benden hariç kimse duymadı…

Eve yeni girmiştik ki kapı çalındı. Annemin çığlığıyla koştum kapıya ağabeyimi karşımda görünce elim ayağıma dolaştı. Ağlamış halimize bakıp şaşırdı ‘ hayırdır bu haliniz nedir ?  mahalleden kim evlendi gelin arabası yanımdan geçti ama göremedim’ dedi. Gözyaşlarımız konuştu o an. Ağabeyim hiçbir şey sormadı o günden sonra.

 

  Her gün eridi gözlerimizin önünde.  Annem her defasında ‘ evlen artık, bırak bu sevdayı’ dese de ikna edemedi..

İşten gelince odasına kapanır saatlerce günlüğüne yazardı. Sabah işe gidince de ben okurdum o günlüğü.

 

‘Zehramm iyisin ya çok şükür, seni uzaktan görmek bile bana ne kadar iyi geliyor bir bilsen…Nefes aldığım süre hep seni seveceğim, sen benim kaderimsin… ‘ bu satırları ben okumaya dayanamıyorken ağabeyim nasıl yaşıyordu…

 

Dört koca sene geçmişti Zehra ablanın baba evine tekrar geldiğinde. Biz çoktan taşınmıştık o mahalleden ama bağlarımız hiç kopmamıştı. Evlerine gittim Zehra ablam açtı kapıyı. Beni görünce hemen doldu gözleri.’ Ev kalabalık dışarıda konuşalım mı?’ dedi. Evin karşısında ki parka oturduk. Ben sormadan anlatmaya başladı. ‘Zorla yapılan bir evliliğe ancak bu kadar dayanabildim. Bir senedir zaten ayrı yaşıyorduk ’ dedi. Ona ağabeyimin sevgisinin hiç azalmadığı anlattım. Önce inanmadı bana inanamadı. Ben anlattıkça ağladı. Sen biraz toparlan konuşursunuz dedim kalktım yanından.

Eve geldiğimde ağabeyim işten gelmiş odasına çekilmişti bile. Yanına gittim ve ‘ evlenmek ister misin? Dedim. Yüzüme bile bakmadan ‘ hayır’ dedi. ‘ Zehra ablaya istemediğini söylerim yarın’ dememle birlikte ayağa fırlaması bir oldu. Bugün ki olanları uzun uzun anlattım. Hem ağlıyor hem beni dinliyordu.

 Zehra benim kaderim biliyordun değil mi… dedi bana.

 

Boşanma aşamasında görüşmediler. Biraz uzun sürdü ama sonunda birbirlerine kavuşacakları için ikisi de çok mutluydu. Aileler sorun çıkarmadan yüzük takıldı. Düğün yerine sade bir nikâh istediler. Zehra ablam beyaz bir elbise giydi. Ağabeyimle kuaföre almaya gittik. Ben arabadan inip ilerledim. Tam arkamı dönüp önce ben göreyim güzel gelini diyecektim ki acı bir fren sesinden başka bir şey duymadım. Kalbimi tuttum hemen bıçak saplanmıştı sanki kalbime. Olduğum yere yığıldım ne kalkabiliyor ne konuşabiliyordum. Yanımdan insanlar geçiyor ama beni kaldırın diyemiyordum. Zehra ablanın çığlığı geldi kulağıma. Koşarak geçti yanımdan. Başımı çevirdim nereye gittiğine bakmak için yerde oturmuş kucağına birini almıştı. Elbisesi kıpkırmızıydı. O feryat ettikçe kalbimde ki bıçak daha derine gidiyordu.  Bir el tuttu elimi. Ona bakıp ‘ Zehra ablam neden kırmızı elbise giydi beyaz giyecekti’ dedim.

 

Beni kaldırdıklarında gördüm yolda ki kan gölünü. Zehra ablanın ağabeyimi kimseye vermeyişini….

 

Kaderi ağabeyim yazmıştı, Zehra ablamdan başka kimseyi sevmedi. Son gördüğü şey sevdiğinin gözleri oldu….

 

Kaderi insanlar mı yazar, yazılan kaderimi yaşar bilmiyorum.

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Sevda Küçük - Mesaj Gönder

# son

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.