TECRÜBE İLE SABİT -24-

 

Emminin Kızının Dın Demişliği Yok!..

 

Bir zamanlar; uzay yaklaşıp komşu uzaklaşmamıştı. Küçük evlerde büyük aileler yaşardı. İletişim araçlarının kıtlığına inat muhabbet alabildiğine fazla idi. Vicdan ve güven bu denli yaralanmamıştı. Ben'lerin küçük, bizlerin büyük olduğu bir zaman diliminden geçip geldi bu toplum.

Her şeyin kıymetini içinde taşıdığı o demde, Türk toplumunda kadın anne sıfatından ötürü çok mübarek bilinmişti.

Hanım olarak da her erkeğin bir hân’ı olduğunu şu rivayetten anlıyoruz:

Cengiz Han ‘Çok yaşa hânım’ diyerek tezahürat yapan halka ‘Evet, ben sizin hânınızım’ dedikten sonra, arkasında duran hanımını göstererek ‘Bu da benim hânım’ karşılığını verir.

Benim kanaatime göre, 'karı' sözünün 'hanım' sözünden daha eski olması gerekir. Zira, modern hayatın içinden gelenler 'hanım' derken, kırsal kesimdeki erkekler kadınlarına 'karı' derlerdi. Günümüzde ise topyekûn 'eş' denilmeye başlandı.

Eş’e göre 'karı' sözünün daha ilkel durduğuna bakmayın. Ruhu vardır kelimelerin... 'Karı-koca' 'eş'ten çok daha fazla şey anlatır. Ve unutulmuş bir şeyi söyler. Sahi biliyor musunuz, neden erkeğe 'koca', kadına da ‘Onun kar'ı’ demiş eskiler?..

Kedilerin eşi olur... ve de terliklerin… Ayakkabıların, çorapların… İnsanınsa eşi olmaz. Sevgiliye, bir ömür eşlik ediyor diye mi böyle deniyor? Yalnızca eşlik etmek yeterli midir? Fazlasını beklemez mi insan yârinden?

Kelimeleri yitirmeseydik anlardık belki, evlenecek erkeğe eskilerin neden 'koca' dediklerini... Çünkü 'koca' 'bilge' demektir, 'yüce' demektir. Koca demek, 'dağ' demektir. Öte yandan, ne kadar yüce olursa olsun, üstünde 'kar'ı olmayan dağ olmaz. ‘Dağların yücesine kar yağar’ derler. Karlı dağlar daha ulu, daha yüce, daha büyük, daha ihtişamlı ve daha heybetli diye kadına da ‘Kocanın kar'ı’ demişlerdir.

Yani demem o ki; şimdikilerin ‘Canım, aşkım, cicim!..’ diyerek içini boşalttıkları, anlamı yitirilmiş bu dönemle o dönem kıyaslanamayacak kadar uzak düşmüştür birbirinden...

İşte o dönemin son halkası bizim babalarımızdı.

Ne ise, sözü daha fazla uzatmadan esas konumuza gelelim…

Afşin'in Tanır mahallesine bağlı Yeşiloba beldesinden Kadir Emmi (Topaktaş) Mustafa Emmi'nin (Ekinci) emmisinin kızı Şerife'yle evlidir.

Şerife oldukça iri cüsseli ve bir o kadar da ciddi görünüşlü, sert bakışlı, güldüğü pek görülmemiş, Osmanlı görünümlü bir hanım abladır.

Onun bu özelliklerine karşılık Kadir Emmi alabildiğine mülayim, şen-şakrak, latifeyi seven, oldukça sempatik bir yapıya sahip biridir.

Bir gün, Kadir Emmi'nin kendilerine doğru geldiğini gören Mustafa Emmi, oğlu Eflatun’a dönerek, Kadir Emmi'nin duyacağı şekilde;

‘Oğlum, garılarınızın sözünü çok dîniyorsuñuz!..’ der. Eflatun'un;

‘Baba, sen de anamın sözünün dışına pek çıkmıyorsun!..’ demesi üzerine de,

Mustafa Emmi sözün kendine dokunan yerini törpüleyip sesine yumuşaklık katarak;

‘Haklısıñ ôlum! İşin sonunda ananın dediği oluyor ammâ ben biraz olsun direniyorum. Siz ise direk teslim oluyorsunuz!’ der

Bu arada yanlarına gele Kadir Emmi, sohbetin, Eflatun'dan çok kendisine laf atılmak için kurgulandığını bildiği için, sözü sağa sola paslamadan doğrudan kaleye çekiveriyor:

‘Ula Mustafa, emmiyiñ gızı bana dın bile diyemiyor!?..’

Bu söz karşısında şaşkınlığını gizlemeye ihtiyaç duymayan Mustafa Emmi;

‘Sen ne dediğinin farkında mısın Kadir?..’ diyor.

Ve aralarında şu konuşma geçiyor:

-Vallaha Mustafa, dın diyemiyor!..

-Yapma Kadir, benim tanıdığım emmimiñ gızı ise...

-Yahu, yemin ederim dın dedirtmiyorum.

-Peki nasıl oluyor bu?..

-Sabah erkenden kalkıyorum. Parmaklarımın ucunda yürüyerek odadan çıkıyordum. Akşamdan külünü alıp sabaha hazır ettiğim sobayı yakıyorum ve üstüne çay suyunu bırakıp ahıra geçiyorum. Malların altını temizledikten sonra sağılması gereken inekleri sağıyor, buzağıları emzirip sağdığım sütü süzerek sobanın boş tarafına bırakıyorum. Bu arada çay suyu da kaynamış oluyor, çayı demleyip emmiyin kızının uyanıp gelmesini bekliyorum. Şerife kalkıp geldiğinde kahvaltıyı hazır, sütü pişmiş, işleri yerli yerine yerleşmiş buluyor. ‘Sabah şerifleriniz hayrolsun hanım!’ diyorum, ‘Senin de sabah şeriflerin hayrolsun herif!..’ diyor.

Evlendiğimiz günden belli daha bana Şerife'nin bana dın demişliği yok Mustafa...

Mustafa emmi, Kadir Emmi'nin bu tavrından işgillenir. Ve kendi aklınca kendisini emmisinin kızı aleyhine söz söylemeye zorladığını, Şerife’ye söyleyemediği sözleri aklı sıra kendine söyletmeye çalıştığını düşünerek elindeki değneği saz gibi yatırarıp sözü darasız söyleme yoluna giderek, şu dörtlükle, kendisine söyletmek istediği şeyleri Kadir Emmi'nin ağzından dökmeye yönelik ilk hamleyi yapıyor:

 

Ne diyeyim ne söyleyim ben sana

Kağnı tek çekilmez aslan Kadir’im

Eşref-i mahlûksun denir insana

Kadrini bilmeli insan Kadir’im.

 

Kadir Emmi de şu karşılığı veriyor:

 

Heybetli dağların başı kar olur

Sürüden sorumlu çoban Mustafa’m

Sarp yolların bir tarafı yar olur

Düşenler oluyor pişman Mustafa’m

 

Yaptığı hamleyi kolaycacık atlatıveren Kadir Emmi'nin bu denli hikmetli söz söyleyeceğini aklının ucundan geçirmeyen Mustafa Emmi hayrete düşse de pek belli etmiyor. Ve hiçbir şey olmamış gibi bir hamle daha yapıyor:

 

Nebatı besleyen nebatın kökü

Kıymetin artıran kervanın yükü

Tilkiye düşmandır tilkinin kürkü

Daim dıştan gelmez düşman Kadir’im

 

Kadir Emmi bu sözlerin ne manaya geldiğini biliyordu: ‘Nebatı besleyen nebatın kökü’ sözünün içinde ‘Her işin bir tabiatı vardır. Kökünden, özünden uzaklaşırsan sen sen olamazsın’ anlamı yatıyordu. ‘Kıymetin artıran kervanın yükü’ söyleyişiyle de ‘İnsan taşıdığı değerler kadar kıymetlidir. Tabii ki buğday taşıyan kervanın değeri ile inci-mercan taşıyan kervanın değeri bir olmaz’ denilmek isteniyordu. Bunlar gibi, ‘Tilkiye düşmandır tilkinin kürkü’ sözünü de anlıyordu, ama kendisiyle ilişkilendirmekte zorlanıyordu. ‘Acaba’ diyordu kendi kendine, ‘senin değer verip hizmet ettiğini söylediğin Şerife’n sana düşmanlık mı ediyor. Değer verse, sevse, saygı duysa bu duruma düşmezdin, insanın bu duruma düşmesini ancak düşman olan mı reva görür’ denilmek isteniyordu. Bu karmaşık duygular arasında aklı bir gidip bir gelen Kadir Emmi sonunda;

 

Duvar duldalıdır ağaç gölgeli

İnsan irfanıyla aşar engeli

Her şey merkezinde her şey dengeli

Derdi verendedir derman Mustafa’m

 

diyor. Bu sözler karşısında Mustafa Emmi'nin şaşkınlığı bir kat daha artıyor. Kadir her şeyin farkında olup oldukça bilinçli söyleyişleri vardı. Ne ise, sözü uzatmayarak Mustafa Emmi'ye kulak verelim:

 

Alttan yer yakıyor yukardan güneş

Akıl bedavadır tavsiye beleş

Ağzın tatlı olsun geçimin keleş

Uyma Mustafa'ya aman Kadiri’m

 

Tabii, Mustafa’nın bu denli alttan alması Kadir Emmi'nin hoşuna gidiyor. Neticede Şerife emmisinin kızı olup ‘Ona da haksızlık etmemek lazım!..’ diye düşünmüş olmalıydı.

Son olarak Kadir Emmi şunları söylüyor:

 

Akıl kârı değil feleğin işi

Bize hizmet eder Ay’ı Güneş’i

Bitmez Gözükara’m dünya telaşı

Aleyhe işliyor zaman Mustafa’m

 

Böylece, ikisi de sözü burada bağlıyorlar. Karşılıklı hissiyatlarını paylaştıkları bu deyişme her ne kadar ikisi arasında geçiyorsa da, bizim de kısmetimize bir şeyler düşüyor. Ehl-i dil ‘Yürekten gelen söz yüreği vurur, dudaktan çıkan ses kulağı vurur’ şeklinde kelama dökmüşlerdir.

Ağız tadınız daim olsun kıymetli okuyucularım…

 

-Allah; merhum Mustafa ve Kadir Emmilerle Şerife Bacı'ya ve tüm geçmişlerimize rahmet eylesin!-

 

Not: Bu yazıya kaynaklık eden Sayın Şeref Topaktaş'a teşekkür ederim

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Gözükara - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.