ALBUSTANDA BİR KARYE (İkinci Fasıl)  

Geçen hafta itibariyle yazmaya başladığım “Albustanda Bir Karye” adlı hikâye denemesini kaldığım yerden yazmaya devam ediyorum.

Karye-i Til’in târihi pek eski imiş. Devlet-i Aliyye-i Osmâniyye’nin “Tahrir” defterlerinde, müteveffa rahmetli Refet Yinanç nâmında bir ben-î âdem-i âlimin (ki bu âlim, daha azâmetli başka bir âlim olan Mükrimin Halil Yinanç Hâce’nin mahdum-u manevisi imiş), sa’y-ü sebat ve dahi ilmî tedebbuatları neticesinde, mezkûr karyenin tarihinin en azından sene-i bin beş yüzlere kadar takaddüm ettiğini bellemiş, tâyin ve tespit etmiş bulunmaktayız.

Ol karyede nice kabileler, nice sülâleler yaşarmış. Gafarlar, Karacalar, Hocalar, Çöçenler, Alikiyalar (Ali Kâhyalar), Şekirâlar (Şâkir Ağalar), Kökümarlar (Kök Ömerler), Hürüler, Hüsünler, Hamitler, Hatipler, İmirzeler, Kebeller, Tatikler, Madenler, Köseler, Musalar, Müslimler, Melekler, Solaklar, Azizler, Kınalılar, Duranlar, Samanolar, Çalolar, Hacolar, Sertolar, Lellolar (Urumluoğlular), Miççolar, Yakuplar, Panikliler, Çileşeler, Çürükler, Şekirler, Deli Durmuşlar, Hırrılar, Tıngırlar, Zobular ve dahi niceleri.

Mezkûr karyede yaşayan ol kabileler birbirlerinden kız alup kız verdikleri içün, aslında zaman içre hepsi akraba-i taallûkat hâlinde herc ü merc olmuşlar.

Nâcizâne bu satırları yazan bendenizin, ana tarafından sülâlesine Gafarlar, baba tarafından sülâlesine de Karacalar derlermiş.

Gafarların, meşhur sahâbî ve hakkında çok eser yazılan âlim şahsiyetli Ebû Zer el-Ğıfârî ile bir akraba-i taallûkatları var mıdır? Bilinmez. Amma velâkin pek de ihtimâl verilmez. Çünkü kendileri pek câhil imişler. Mamâfih, belki de yüzyıllar içinde câhilleşmiş olabilirler.

Bunlar pek mektep-medrese bilmez, ilim tahsil idenin kıymetini anlamazlarmış. Hatta ilim tahsil iden yakın akrabaları dahi olsa onları önemsemez, kıskanırlarmış. Böylesine acâip ve garâip bir tıynetleri ve zihniyetleri varmış.

Gafarlar (ana tarafından dedemler), aslında çok zengin imişler. Ben henüz beş- altı yaşlarında sâbî bir tıfıl iken, karyedeki Alaman menşeyli otuzbeşlik ya da ellilik Deutz marka kasnaklı üç adet yeşil motordan bir tanesi dedemlerin imiş (Şahit olduğum üzre, kasnağa kalın urgan sarılup üç-beş âdemin urganı kavice çekdikde traktör ancak öyle çalışırdı).

Dedemlerin bağları-bustanları ve dahi toprakları çok imiş. Til-i Sagîr’de çok şirin bir bahçe-i cemîl ve ol bahçenin içinde bin bir çeşit şifalı meyveler var imiş. Bahçenin yemyeşil çayırları, çayırlarında otlayan koyunları, melül melül meleyen kınalı kuzuları, sığırları ve dahi koca koca camızları varmış.

Bu yemyeşil çayırlarda sığırlar otlanırken, vıcıt tâbir idilen ürkek mi ürkek amma velâkin bir o kadar da güzel mi güzel rengârenk kuşlar onların arkalarından yemlenirmiş.

Aynı zamanda bu çayırlarda çok hoş ibiği ve yay gibi gagası bulunan ibibik (hüdhüd) kuşları da rızkını arar ve dahi sevinç içinde gezinir dururlarmış.

Ol çayırların ortasında tatlı bir göl, gölün başucunda da ayn el pınardan billûr gibi akan sadra şifalı sular varmış. Biz çocuklar, toprağın gözlerinden fışkırarak çıkan bu buz gibi ve tatlı suları ya avucumuzla ya da ellerimizi yere koyup eğilerek içerdik.

O kadar zevkli olurdu ki, târifi nâ mümkün!

Filhakika, Til-i Sagîr’de Cennet misâli daha nice bahçeler var imiş. Ol bahçelerin altında buz gibi Kevgilli suyu akar, bahçeleri şenlendirir ve ilerideki değirmeni çalıştırarak buğday danelerinin un edilmesine yardımcı olurmuş.

Ol bahçelerde nar gibi kırmızı kırmızı, iri iri elmalar yetişir, ben-î âdemin çoğu bunlardan müstefîd olurmuş.

Bu bahçe sahiplerinin kimisi Kökomarlardan Hacı Abdullah nâmında hayrât sahibi bir ben’î âdem, kimisi Çiçeklioğlu nâmında oldukça uzun boylu bir âdem, kimisi de Hürülerin Durmuş nâmında kara terlikli kendi hâlinde bir fakir-i fâni.

Mamâfih, bahçelerin bol olduğu bu Til-i Sagir’de târihî bir hüyük ve dahi Âpınar (Ak pınar) nâmında bir âb-ı hayat da varmış.

Fâni olan bendeniz henüz ufakken, babamın memuriyetinden dolayı her zaman olmasa da yazları dedemin bu cemîl bahçesinde ve yemyeşil çayırlarında oynar, hoşça vakit geçirirdim. Hatta bahçenin altından geçen deredeki Kevgilli suyundan dayımın mahdumu Hilmi ile ellerimizle nice balıklar avlardık. Bâzen de elimize ince ince, yeşil yeşil su yılanları gelirdi amma velâkin biz hiç korkmazdık. Ne de olsa aslımız karye idi.

Karyeli çocuklar şartlar gereği her zorluğa katlanır, hayata pişerek hazırlanırlardı…

NOT: Devam edecek…

06 Kasım 2021

İlhan AKAR

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İlhan Akar - Mesaj Gönder

# olan

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.