ALBUSTANDA BİR KARYE

(Birinci Fasıl) 

Ol hikâyet böyle başlar

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellâl, pireler berber iken; uzaklarda, çok uzaklarda Albustan denilen bir yerde, bir karye varmış!

Ol karyenin etrafı yüce dağlarla çevrili imiş. Bu dağlardan birisine Cebel-i Şariyye, diğerine ise Cebel-i Nurhakiyye denilirmiş. Cebel-i Şariyye; istikâmet-i Garbiyyeye, Cebel-i Nurhakiyye ise istikâmet-i Cenubiyyeye müteveccih imiş.

Her iki dağda da kuş uçmaz, kervan geçmezmiş. Filhakika, buralarda ancak hayvanât-ı yabâniyye dolaşırmış. Mamâfih; ol dağlarda ot bitmez, ağaç yeşermez, orman olmaz imiş. Çünkü bu yörenin insanları taife-i miskîn cemaatından oldukları içün, akıllarına hiç ağaç dikmek gelmezmiş.

Yine de Cebel-i Nurhakiyye’nin zirvesinde yaz-kış karlar eksik olmaz, ala geyiklerin böğürtüsü hiç kesilmezmiş.

Ol mâlûm dağın eteklerinde, düz ovada kurulu büyükçe bir karye varmış. Karyenin ortasında da azâmetli bir târihî kal’a var imiş. Ol karyede takriben üç yüz hâne ben-î âdem yaşarmış.

Bu karyenin başucunda, Cebel-i Nurhakiyye’nin bağrında beslediği karlardan süzülerek gelen ve dahi soğuk sulardan mürekkep Kevgilli nâmında bir âb-ı hayat ve kırk gözden müteşekkil nice ayn el pınar varmış. Fakat bu karyenin ahâlisi de taife-i tembelden ve dahi medeniyetten mahrum oldukları içün, bu can suyunun etrafına hiç ağaç dikmezlermiş. Ânın içün toprak, uzun seneler hep çıplak kalmış.

Fekat, istisna olarak Böyük Çayır denilen ve Kevgilli’ye yakın olan derenin kenarına, sene-i otuz ya da sene-i kırklarda, aynı zamanda çocukluğu ol karyede geçmiş olan azâmetli Hâce Kemal Aytaç âlimin de pederi olan Karyenin muallimi Abdullah Hâce tarafından bir miktar selvi ve söğüt fidanı dikilmiş.

Ol fidanlar zaman içinde büyümüş ve koca koca ağaçlar olmuştur.

Bu hikâyenin müellifi olan ben-î âdem-i fakir, sene-i seksenlerde şehr-i Ankara’da daha yüksek ilmî tedebbuatlarda bulunurken (master yapar iken), Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nin Dekanı olan Muallim Abdullah mahdumu Kemal Aytaç Hâce’yi ziyâret etmiştim.

Sebeb-i ziyâretim, Dekanlığını kutlamanın yanında hem hemşehrim olması hem çocukluğu bizim karyede geçmesi hem de zât-ı âlisi Dil-Tarih ve Coğrafya Fakültesinde okurken Hâcesi olan meşhur pedagog ve terbiye feylosofu İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu hakkında bibliyografik bir makaleyi kaleme almasıydı.

Çünkü bu fakir, Baltacıoğlu hakkında bir tez hazırlıyor ve Hâce’den bu mânâda müstefîd olmak istiyordu. Zâten daha sonraki senelerde Baltacıoğlu hakkında yazmış olduğum bir kitabı imzalayarak kendisine takdim etmiştim.

Ol ziyâretimde Hâce ile sohbet iderken, bendenize döndü ve bir suâl tevcih etti.

Dedi ki;

“İlhan, sen ‘pisik omacını’ bilirmisin?”

Ben, “Omacı bilirim Hâcem ama ‘pisik omacını’ hiç duymadım” dedim.

Bunun üzerine bana dedi ki;

“Sen nasıl Elbistan’lısın, bak sana târif edeyim de öğren” dedi.

Târif etti velâkin işte benim bildiğim kırk yıllık omaçtı. Tavaya tereyağı konur, yufka ekmek kırntılarıyla kavrulur, içine kırılmış yumurta da ilâve edilerek âfiyet üzre yenirdi. Çok nefis ve leziz olurdu.

Sonra Hâce anlatmaya devam etdi;

“İlhan, ben Elbistan’a gittiğimde, avukat arkadaşlarım benim şerefime mükemmel bir sofra hazırlamak isterlerdi. Ben de onlara; ‘hayır, bana bir pisik omacı yapın’ derdim. Onlar; ‘ayıp, ayıp, koskoca bir profesör hiç pisik omacı yer mi?’ Diye itiraz ederlerdi. Ama ben, ‘siz ne yapacaksınız, bana bir omaç hazırlayın gerisine karışmayın’ derdim ama keratalar omacı benden önce tüketirlerdi.”

Hâcenin çocukluğu bizim karyede geçtiği içün, karyemizi çok severdi. Ara sıra Albustan’a gittiğinde fırsat buldukça karyeye gider, kal’aya çıkar, etrafı seyr-ü âlem iderek hasret giderirmiş.

Kebeli Hasan nâmında ol âdem ise, zâtının sınıf arkadaşı imiş ve her karyeye gittiğinde onu ziyâret ider, tereyağlı bulgur pilavını yer, buz gibi yayık ayranını içermiş. Zaman zaman bendeniz de Hâce’nin selâmını Kebeli Hasan’a götürmüşlüğüm olmuştur.

Ol karyenin; Til-i Kebîr ve Til-i Sagîr nâmında meskûn iki mahalli varmış. Til-i Sagîr mahallinin ahâlisi daha mazbut, daha mazlum, daha sâkin ve sükûnet içinde hayatlarını yaşar iken; Til-i Kebîr mahallinin ahâlisi daha cevvâl, daha saldırgan ve daha kavgacı imiş.

Ol karyenin arazisi çok olmakla birlikte; umûmiyetle kıraç olup, sulak olmadığından nâşi, toprak pek verimli değilmiş. Bundan mütevellittir ki; karye ahâlisi bir türlü varlıklı olamazmış. Mamâfih; Til-i Sagîr kesimi olabildiğince bağlık-bahçelik, güllük-gülistanlık imiş.

Her şeye rağmen, bu mahâllin arazisinin altında kara elmas diye tâbir edilen nice zengin kömür yatakları varmış.

Ol karyenin bir tarafında komşu aşiretler yaşar iken, bir tarafında da diğer komşu karyeler ve Albustan-u cemîlün nâmında merkez-i kaza varmış.

Bu Albustan-u cemîlün kazası büyük bir kaza olup, içindeki nüfus vilâyet olacak kadar pek kalabalık imiş. Hatta nüfusu bazı vilâyetlerden daha fazla imiş.

Öteden berüdür kaza ahâlisi vilâyet olmak içün can atarmış amma velâkin bir türlü de olamazmış. Çünkü siyâseten pek kavi değillermiş.

Ovası, Türkmen Eli ülkesindeki dördüncü büyük ova imiş. Toprağın altında da nice kömür madenleri varmış. Ol madenler işletilerek Türkmen Eli ülkesi pırıl pırıl, ışıl ışıl aydınlatılırmış.

Bu sayede Ülkenin semaları, samanyolundaki yıldızlar ve mahyalardaki kandiller misâli rengârenk olur ve böylece Türkmen Eli ülkesi renk cümbüşüne bürünürmüş.

Şehrin ortasından taze bir gelin edasıyla salına salına akan, bir kuğu misâli süzüle süzüle giden Ceyhan nâmında bir nehir varmış. Ol nehirde vaktiyle kırmızı benekli alabalıklar zevk-ü safâ içinde oynaşırlar ve birbirleriyle meşk iderek yarışırlarmış.

Aynı zamanda ol nehrin tatlı ve soğuk sularının koynunda, düğün ve toy yapmayı da hiç ihmâl idmezlermiş.

Ceyhan nehri, şehrin ovalarını suladıktan sonra, daha nice diyarlardan geçer, kahramanlar şehrine vâsıl olur, diyâr-ı Selçukî’deki Dulkadiroğulları beyliği ile târihî bir sohbet ider, sonra kurtuluşun ve istiklâlin nişânesi Maraş Kal’asına selâm verüp, bereketli Çukurova topraklarıyla haşir neşir olduktan sonra Ak Deniz deryasıyla vuslata erermiş…

NOT: Devam edecek…

30 Ekim 2021

İlhan Akar

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İlhan Akar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.