ELBİSTAN MÜKRİMİN HALİL LİSESİNDEKİ TALEBELİK YILLARIM VE SAYGIDEĞER HOCALARIM! (Onuncu Fasıl)

Dokuz hafta önce yazmaya başladığım Elbistan Mükrimin Halil Lisesindeki talebelik yıllarıma dair hatıralarımı kaldığım yerden yazmaya devam ediyorum.

Geçen haftaki makalemde Felsefe Hocamız merhum Lütfi Yenel ile ilgili olan anılarımdan bahsediyordum. Şimdi bu anılara birkaç tane daha ilâve etmek istiyorum.

Yanılmıyorsam Lise ikinci sınıfta okuyordum…

Okulda ikmâl (bütünleme) imtihanlarının yapıldığı bir yaz gününün sonlarında, okulun bahçesindeki ana giriş kapısına yakın olan bir ağacın altındaki beton duvara sırtımı yaslamış etrafı seyrediyordum.  

Bir müddet sonra 55- 60 yaşlarında, sırtında kısa kollu bir gömlek, gömleğin ön kısmının bir-iki düğmesi açık, sarışın ve uzun saçlı, ayrıca bileğinde sarı renkli metalden yapılmış aksesuar özellikli bileklik olan uzun boylu ve modern görünümlü bir adam yanıma kadar geldi, selâm verdi ve selâm-sabahtan sonra başladık sohbet etmeye…

Hikâyesini anlatmaya başladı:

İki oğluyla birlikte İstanbul’dan gelmişler. Oğullarından birisiyle adaşmışız. Kendisi Fenerbahçe Spor Kulübü’nün yönetim kurulu üyesi ya da sade üyesiymiş.

Lise son sınıfta okuyan çocuklarından bir tanesi Felsefe dersinden ikmâle kalmış, ikmâli verip de liseden bir türlü mezun olamıyormuş…

Nasıl olmuşsa olmuş, birilerinden şöyle bir şey duymuş:

“Elbistan Lisesinde imtihana giren herkes, girdiği derslerden sınıfı geçermiş…”

Bunun üzerine çocuğunun tasdiknamesini alan baba, çocuklarıyla birlikte Elbistan’a geliyor ve mezun olur umuduyla çocuğunun kaydını okula yaptırıyor. İşte Elbistan’a geliş amaçları buymuş. Kısaca hikâyeleri bu şekilde…

Biz babasıyla bunları konuşurken, meğerse o sıralarda çocuğu da Felsefe dersinden içeride imtihan oluyormuş.

Neyse, biraz sonra adamın çocuğu imtihandan çıkmış, kardeşi de yanında -ki ikisi de uzun boylu ve modern görünümlü idi- hızlı adımlarla bize doğru gelirken, babaları heyecanla oğluna sordu: “-Nasıl geçti imtihanın oğlum?”. Çocuk büyük bir sevinç ve mutluluk içerisinde “-Çok iyi geçti baba, 10 gelir!” dedi. (10’luk sisteme göre).

Hep birlikte çok sevindiler ve biraz sonra yanımdan ayrılarak gittiler...

Bu olaydan birkaç gün sonra çarşıdan eve doğru gidiyordum. Bizim eve yakın olan Lise Caddesi üzerindeki Soysalların evinin hizasına geldiğimde; bir de baktım ki rahmetli Felsefe Hocamız Lütfi Yenel, yine rahmetli Hamido lakaplı Sabri Özkara ve Şükrü Erman hocalarımız herhâlde okuldan çıkmışlar hep birlikte karşıdan geliyorlardı.

Aramızda şöyle 50-100 metre kadar mesafe ya vardı ya yoktu. Esasında biz talebeler, o zamanlar hocalarımızla yolda pek karşılaşmak istemezdik. Hocalarımızı görünce mümkün olduğu ölçüde yollarımızı değiştirirdik. Bunun sebebi; biraz utanma duygusu, biraz saygı ve biraz da korkudandı!..

Neyse, dediğim gibi Lise Caddesinde hocalarımın karşıdan geldiklerini görünce ben şöyle bir toparlandım, kendime çeki düzen verdim, hizalarına gelince edep, terbiye ve saygı içerisinde selâm vermeye hazırlanırken, birdenbire bir kargaşa oldu.

Yanlarına yaklaşınca bir de ne göreyim, İstanbullu adam çocuklarıyla birlikte Lütfi Bey Hocamızla hararetli hararetli tartışıyorlardı. Meğerse çocuğu Felsefe dersinden geçememiş, tâbir-i caizse Hocamızdan hesap soruyorlardı.

Bilmiyorlardı ki; hesap sormaya kalkıştıkları Hoca Lütfi Bey, nâm-ı diğer “James Bond” !..

Derken tartışma, biraz sonra itiş kakışmaya dönüştü. Adam, Hocamızın yakasına yapışmış kravatından çekiştirip duruyordu. Tabiî bu durum karşısında Hocamız hiç boş durur mu? O da aynı şekilde karşılık vermeye çalışıyordu.

Manzara-i umûmiye bu minvâl üzere iken, biraz sonra olay iyice kızıştı ve durum artık fiilî kavgaya dönüştü.

Bu arada adamın çocukları da işin içerisine karışınca, Şükrü Erman Hocamız çocuklara müdahale ederek onları Soysalların evinin önünden geçen yola kadar püskürttü.

Tabiî Hamido lakaplı Sabri Özkara Hocamız da dayanamayarak olaya müdahil oldu ve başladı adamla har dalaşmaya. İtiş-kakış içerisinde birbirleriyle boğuşurken, bir ara her ikisi de caddenin kenarından geçen içi su ve çamur dolu arığın içine yuvarlandılar ve üstleri başları çamur içerisinde bir müddet vuruştular.

Sonra nasıl olduysa kavga, arığın altındaki bahçeye sıçrayarak orada da meydan muharebesi şeklinde bir müddet daha devam etti. Burada kavga sürerken, adam bahçede bulunan uzun ve kalın bir ayçiçeği (günevik) sapını ele geçirerek Lütfi Bey Hocamızın başına sertçe vurdu. Hocamızın alnı açıldı ve açılan yerden küçük çaplı da olsa kan sızmaya başladı.

Zâten Hocamızın başında saç da yoktu ve kovboy filmlerindeki düello sahnelerinde olduğu gibi alnındaki yara çok belirgin bir şekilde görünüyordu. Bu arada o güzelim takım elbisesinin arkası da neredeyse sırtına kadar yırtılmıştı.

Canınız ne ister!.. Adam dişli çıkmıştı. Bu kadarı da artık fazlaydı. Dağdan gelen bağcıyı dövmeye çalışıyordu. Bu andan itibaren durum artık bizim de kanımıza dokunmaya başlamıştı ve bunun üzerine ister istemez biz de olaya müdahil olmuştuk.

Adamın ve çocuklarının üzerine yürüdük, bahçenin içinde kovaladık, onlar da tarlanın içinden kaçarak hızla olay yerinden uzaklaştılar.

Bu arada Lütfi Bey Hocamız gelen bir motosikletlinin arkasına binerek, onları karakola şikâyet edip yakalatmak için olay yerini hızla terk etti.

Daha sonra duyduk ki; polisler onları yakalamış ve yanılmıyorsam birkaç gün nezarette tuttuktan sonra da salıvermişler.

Neyse, olay böylece kapanıp gitmişti...

Lise son sınıfta okurken, bir gün derste bu konu gündeme geldi ve Hocamız olayı kısaca naklederek “- Bir de İstanbul’dan gelmişler, dersimden geçmeye çalışıyorlar; öyle kolay mı benden geçmek? …” mealinde sözler sarf etmişti.

Ben de söz almıştım ve “-O olayda ben de vardım Hocam” demiştim. Rahmetli bana dönmüş; “-Nasıl derslerini verdim, değil mi?” demişti. Ben de “-Evet Hocam” diyebilmiştim!..

NOT: Devam edecek…

25 Eylül 2021

İlhan AKAR

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İlhan Akar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.