-TECRÜBE İLE SABİT -15-

 

Bir zamanlar, içinde bulunduğumuz dönemden çok farklı bir dönem yaşanmaktaydı.

İyi niyetin bu denli aşınmadığı, aza kanaat edilip sıkıntılara sabredildiği, büyüklere hürmetin erdem sayıldığı, kadınların erkeklerin önünü geçemediği; çoğu köylü kadının, hastalık dışında şehire gitmediği; dişi ağrıdığı için karısını şehre götüren adamın, bir ara dönüp baktığında, eli yüzünde bir metre gerisinden gelmekte olan hanımının arkasında bulunmadığını görünce gerisin-geriye dönüp, eli bağlı bir köşe başında beklerken bulmasıyla, ‘Hatın gişi, neden peşimden gelmedin?’ sorusuna ‘Efendi, bunca erkeğin önünü nasıl geçerim?!’ cevabını alması üzerine, ‘Ocağın geçe avrat, burası şehir, burda erkeklerin gelip geçmesinin bitmesini beklersen bir adım gidemezsin!’ diye ikaz ederek dişçiye götürdüğü o dönem; pozitif ayrımcılık adına kadının önden yürütülüp geriden gelen erkeğin yetişemediği bu dönemden çok farklıydı.

İşte o dönemde, motorlu vesayit sayısı da günümüzdeki gibi fazla değildi. Üzeri tenteyle kapalı, iki kapılı, iki kişinin arkaya, şoförle birlikte iki kişinin öne binebildiği, birbirinden 'uzun' ve  'kısa şase' diye ayrılan, Jeep Williys diye yazılıp Cip diye telaffuz edilen, 1975 yılına kadar hükmünü sürdüren, adına özel durağı bulunan, taksilerin hizmet bayrağını teslim aldığı güne kadar bir devre mührünü vuran vesayitler vardı.

Cip şoförlerinin isminin önüne de 'Cipci' namı eklenirdi. Cipci Hüseyin, Cipci Mehmet, Cipci Ömer gibi...

Bunun tek bir istisnası vardı: Pala Zekeriya (Leventoğlu)!..

Evet, Pala Zekeriya'nın da o dönemde cipi olmasına rağmen, ona 'Cipci' denilmiyordu. Bunun farklı sebepleri var mıdır, bilmem; ama, merhum Zekeriya Dayı'ya 'Pala' namının, 'Cipci'den daha yakıştığı bir gerçekti.

Elbistan'da Cipci Zekeriya diye birileri olabilir; ama, Pala Zekeriya tekti. Kendisi, kıvrak zekalı, nüktedan, şakacı, en zor anlarda bile ironi yapabilen, Hoca Nasreddin-vari bir yapıya sahip olup, bu yönüyle diğer cipçilerden bariz bir şekilde ayrılır, ilgili-ilgisiz herkes onu tanır; dilden dile dolaşan hikayelerini dinleyenler hayrete düşer, şaşkınlıkları geçince de kasıla kasıla gülerlerdi.

Nasıl gülmesinler ki...

 

* * * 

Pala Zekeriya klasiği:-l-

 

Hilmi Küçük (1950) Usta, Elbistan'ın yaşayan en eski birkaç şoföründen biridir. Pala Zekeriya Dayı ile pek çok hatırası olan Hilmi Dayı’ya bunlardan birkaçını anlatmasını rica ettiğimizde, bizi kırmayarak başlıyor anlatmaya:

 

Kedi hikâyesi:

Darende'ye keşfe gidecek ekibi Elbistan adliyesinden alarak oraya götürür, Pala Dayı... Heyet keşif yaparken, Pala da, bir çay ocağının önüne park ettiği cipinden inerek bir çay söyler. Çayı içerken, dikkatini cipe bakmakta olan bir adam çeker.

Ve adamı iyice süzdükten sonra seslenir:

-Yeğen, gel de bir çayımı iç!

-Bu cip senin mi Dayı?

-Evet, senin de cipin olsun ister misin!?.

Adam, bu beklenmedik soru karşısında şaşkınlığını gizleme gereği duymaksızın; -Bu nasıl olacak?!.. Cip nire, ben nireyim ağam, der.

Avın kafese girdiğini düşünen Pala sözünü tekrarlayarak çay davetini yineler.

Bu sıcak ilgiye kayıtsız kalamayan adam, Pala'nın oturduğu masaya gelerek ısmarlanan çayı yudumlamaya başlar.

Bu sırada Zekeriya Dayı da başlar anlatmaya:

-Duydun mu bilmiyorum, Çinliler her türlü hayvanı yerlermiş...

-Hee, duymuştum...

-Türkiye'den de kedi ihracatı yapılıyormuş!..

-Bak işte bunu duymamıştım...

-Ben de daha önce duymamıştım; ama işte şu gördüğün cipi kedi toplayarak kazandım. 

-Nasıl kedi topladın!?..

-Bir yerde, tesadüfen, Türkiye'den kedi ihracatı yapan bir şirketin temsilcisiyle tanıştık. Bana yaptıkları işi anlattı. Ben de kabul ettim...

-Neydi bu iş?

-Ben bir kamyon kedi toplayacağım; o da karşılığında bir cip verecekti...

Adamın şaşkınlığı bir kat daha artar.

-Ama sen ‘Kedi mundar, ben kediden para kazanmam!..’ dersin şimdi...

-Evet öyle!..

-Başta ben de öyle düşündüm çünkü...

-Eee, sonra ne oldu da kedi toplama işine giriştin?..

-Kendi-kendime ‘Kediyi yiyen sen misin ki mundar diyorsun?!..’ dedim. Ve baktım ki menzil yakın, kira da pahalı... bir ay içerisinde bir kamyon kediyi toplayıp cipi aldım...

Pala Dayı bu son sözleri söyleyince, daha önce toplamama hususunda çok kararlı duran bizimki yavaş yavaş işin ayrıntılarını sormaya başlar:

-Demek bir kamyon?!..

-Evet, bir kamyon... Gerçi Derende Elbistan'dan çok küçük. Toplayacak olsan...

-Toplayacak olsam köyleri de gezerim.

-Ama bu seni yorar...

-Ağam, sen bir ayda toplamışsın, ben de kırk beş günde toplarım...

Pala, böylece, kapana düşen adama işin inceliklerini anlatır:

-Yeğen, senin, bu iş için her şeyden önce büyük bir kafes yaptırman gerek!..

Adam duraksar... -Benim kafes yaptıracak param yok ki...

Pala, ‘O iş bende!..’ diyerek, cebinden çıkardığı 50 lirayı adama uzatırken;

‘Sen bu işe kafes yaptırarak başla. Yalnız kafesteki kedileri kuzu ciyeri ile beslemen lazım. İshal olanları, zayıf düşenleri ve tüyü bozulanları almıyorlar’ demeyi de ihmal etmez. ‘Sonra emeğin boşa gider!..’ diyerek de sözlerini pekiştirir.

50 lirayı alan adam, konuya daha bir umutla yoğunlaşır.

Çay sohbeti böylece kedi muhabbetiyle sürüp gider...

Nihayet keşfe giden ekip işini bitirerek Elbistan'a dönmek için hareket ederken, Pala Dayı, son söz olarak;

‘Kedilere kuzu ciyeri yedireceksin, sakın unutma!..’ diye seslenirken, zavallı adamcağızın, dönmekte olan cipin makaslarından çıkan metalik seslerden aldığı keyfin tarifi yoktu.

Pala Dayı'nın, adam için önemli, kendisi içinse sıradan olan bu olayı unutması fazla uzun sürmez.

Ve, aynı ekibi bir ay sonra tekrar keşfe götürdüğünde, gözü yollarda bekleyen adamla karşılaşıncaya kadar da hatırlamaz. 

Adamcağızın ‘Nerde kaldın ağam?! Evimi başıma yıktın!.. Bu kedi işini başıma sardın saralı gözüme uyhu girmiyor...’ diye ağlamsak yapması karşısında,

Hüzün ikliminde dolaşan hissiyatın sırdaşı ve uykusuz gecelerin yol arkadaşı olan şair, şiirin sermayesi olan hayatın içerisinden çekip çıkardığı bu hadiseyi mısra mısra şiir diline dönüştürüyor. Bakalım Pala dayı ne söylüyor Bizim ki diyor ne.

 

Pala Dayı:

Şikayet eylemek ere yakışmaz

Kâr isteyen riski alacak yeğen

Yılan deliğinde yılan sıkışmaz

İş sonunda cipe kalacak yeğen

 

Bizim ki:

Halimi arz etmem şikayet değil

Belayı başımdan salmak isterim

Ameli imandan kaldığımı bil

Eski huzurumu bulmak isterim

 

Pala Dayı:

Aklın bulanmasın kalbin çarpmasın

Ha demeye hemen gözün korkmasın

Kedilere iyi davran ürkmesin

İşler gayet iyi olacak yeğen

 

Bizim ki:

Kuzu ciğerini haşlayıp verdim

Arada kuşları kuşlayıp verdim

Etin kemiğini işleyip verdim

Senin gibi zengin olmak isterim

 

Pala Dayı:

Düşe kalka öğrenirsin gerçeği

Gâh açar gâh solar hayat çiçeği

Ancak Allah bilir tüm geleceği

Gözükara'm senle gülecek yeğen

 

Bizim ki:

Düşmeye vakit yok kalkmaya derman

Akla hitap eder ilahi ferman

Hoşuma gidiyor hâl hatır sorman

Gözükara ile gülmek isterim

 

Demesi karşısında!

 

Pala Dayı ‘Gidip bir bakalım yeğen, ne toplamış, nasıl bakmışsın?..’ der. Bu sözler üzerine tüm sızıları dinen adam, morfin yemiş hasta gibi sakinleşiverir. 

Kafesin başına vardıklarında, onları, gördükleri bakımdan zevkten dört köşe, birbirleriyle oynaşıp kafesin yanlarına tırmanan envai çeşit renkte kediler karşılar... 

Bunun üzerine Pala Dayı ‘Yeğen, bu kediler bir kamyon gelmez... Biraz daha gayret et de tamamla; cipi hazır bil!..’ der 

Adamcağız da çaresiz ‘Tamam!’ der. 

Pala Dayı aynı gün Elbistan'a döner. 

O günden sonra da Darende tarafına ne bir iş çıkar, ne de keşfe gidilir. 

 

Ezcümle: O gün bu gündür, ‘Senin işin Pala Dayı'nın kedi toplatmasına döndü’ deyimi, söyleyenin niyetine, anlayanın kabiliyetine havale edilir. 

 

Not: Bu Yazıya kaynaklık eden, İngiliz lakabıyla anılan Küçük Mehmet Oğulları kabilesine mensup Hilmi Küçük'e -1950- teşekkür ederim.

Devam edecek...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Gözükara - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.