TECRÜBE İLE SABİT-14-

Köylerde yapılan ve tam yedi gün süren düğünlere, okuntu gönderilerek tüm komşu köylerin davet edildiği; etraftan toplanan misafir köylülerin, köy halkınca -imkanına göre- ‘Şu köyden gelenler bizde...’, ‘Şu köyden gelenler falancalarda kalacak’ diye misafir edildiği, bir başka deyimle ‘misafirlerin misafir alındığı’ düğünler artık çok gerilerde kaldı.

Uzakta kalan bu düğünlerle birlikte şavlar güreşleri, sinsin oyunları, geceleri oynanarak yenenlerin yenilenlere toraman çalıp deve dizdiği yüzük oyunu, temaşa edenlere inanılmaz ziyafetler sunan ve bazı köylerde 'serçe', bazılarında ise 'kartal' denilen -oyun- gösteride geride kaldı.

Bu tür etkinlikler sayesinde birbirleriyle büyük samimiyet kuran komşu köyler, adeta tek bir köy gibi olurdu. Hasta ziyaretleri gibi ölüm merasimleri de oldukça kalabalık olurdu.

Demem o ki, herkes, iyisi ve kötüsüyle birbirini tanır; acısında ve tatlısında bir arada olurdu.

Komşu köylerin halkları arasında fazla problem yaşanmazdı. Yaşanacak olanların da ilk fırsatta önüne geçilip olay büyütülmezdi.

Bildiğiniz gibi, Çatova (Maraba) ile Küçükyapalak birbirine komşu iki köyümüzdür. Zamanın birinde, bir Marabalı ile bir Yapalaklı arasında su nöbetinin bölüşümü konusunda anlaşmazlık çıkar. Ağız cangaması sırasında, bir ara, Alevi olan Yapalaklı Sünni Marabalıya ‘Alevi!..’ deyiverir. Bunun üzerine Marabalının öfkesi bir anda kaybolur. Ve ‘Komşu, benim sana karşı denilecek bir sözüm vardı. Onu da sen bana söyledin! Şimdi ben sana ne diyeyim!..’ diyerek işi tatlıya bağlar.

O gün bu gündür, kendine ait bir sıfatı karşıdakine yakıştıran kimselere ‘Seninki, Marabalı ile Yapalaklının işine döndü’ diyerek bu olaya atıfta bulunulur.

***

Bir keresinde de, aynı Marabalı, Geçit köyünden bir grup arkadaşın Çukurova'ya pamuk sulamaya gidecekleri haberini alır. Ve kendisinin de ihtiyacı olup uygun görürlerse birlikte gidebileceklerini söylerdi. Onlar da kendileri için bir mahzuru olmadığını, istiyorsa katılabileceğini söylerler.

Ne ise, sonunda Marabalı, lakapsız kimsenin olmadığı Geçitlilerle birlikte Çukurova'nın yolunu tutar.

Oraya vardıklarında, daha önceki yıllardan işini yaptıkları ve karşılıklı birbirlerinden memnun kaldıkları bir Ağa'nın yanında işe başlarlar. Başlarlar başlamasına da, Geçitlilerin kendi aralarında yaptıkları latifeler Marabalının mizacına pek uymaz. Zaman zaman kendi kısmetine de bir şeylerin düştüğü bu şakalardan rahatsız olmasına ve fazla ses etmemesine rağmen, durumu kabullenmede de zorlanmaktadır.

Ses çıkarmamasının bir nedeni de, kafileye kendi talebiyle katılmış olmasının getirdiği mahcubiyettir.

Bir gün, kaldıkları hû'da (tarla başlarında, üstü dallarla kapatılmış haymavari basit kalma yeri) bir fare ortaya çıkar. Fareyi yakalayan Geçitlilerden biri soluğu su çeken motorun yanında alır. Ve yakaladığı fareyi, motordan akıttığı mazota bir iyice bular. Ve çakmağı çalarak, kuyruğundan tutuşturduğu fareyi bırakır. Fare hem yanmakta, hem de can havliyle kaçmaktadır.

Olup bitenleri seyreden ve o güne dek yapılanlara ses çıkarmayan bizim Marabalı:

‘Ula alçak fare!.. Hadi ben bunların içine daralıp düştüm, peki sana ne demeli?!.. Bunca yazıda gelip de bunların eline düştün!..’ demek suretiyle, fare üzerinden kendi halini terennüm eder. Bu terennüm; 'edebiyat dünyasının hakanı, nazım ve nesir ülkesinin sultanı, gönül dilinin tercümanı' olan şiiri de beraberinde getirir.

İçinde bulunduğu hâli terennüm ettiği şiiri okuyalım bakalım neyi nasıl demiş:

 

Gün-gün azar yaralarım

Ah etmekle sızım geçmez

Tüm olmuyor iki yarım

Ömür geçer arzum geçmez

 

Kaygı rahat yatırmıyor

Her dal meyve yetirmiyor

Bulut rahmet getirmiyor

Sevdiğime nazım geçmez

 

Olanlara şaşıyorum

Gam yükünü taşıyorum

Neticede yaşıyorum

Lakin bir tek sözüm geçmez

 

Emeğimi yel götürür

Kazancımı sel götürür

El kış günü gül götürür

Kar boransız yazım geçmez

 

Ben ki kara kaderliyim

Her gün daha kederliyim

Gözüm akar siyim siyim

Aklımdan bir çözüm geçmez

 

Şair, edip nazarında

Metam yoktur pazarında

Gözükara'm mezarında

Aslım turap özüm geçmez

 

Tabii, Geçitlilerin ne farenin yanması, ne de Marabalının söylediği şiir umurlarındadır!..

 

Ezcümle: ‘Vardığın yer körse tek gözünü kırp, topalsa biraz aksa’ diyen atalarımız ne güzel söylemiş.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Gözükara - Mesaj Gönder

# olan

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.