ELBİSTAN MÜKRİMİN HALİL LİSESİNDEKİ TALEBELİK YILLARIM VE SAYGIDEĞER HOCALARIM! (Altıncı Fasıl)

Beş hafta önce yazmaya başladığım Elbistan Mükrimin Halil Lisesindeki talebelik yıllarıma dair hatıralarımı kaldığım yerden yazmaya devam ediyorum.

Biz ortaokul ve lisede okurken, sanırım şapka kanunundan dolayı şapka giyerdik. Bu bir mecburiyetti. Şapkalarımız model olarak subay şapkalarına benzerdi. Şapkaların ön kısmında sarımtırak renkte ay yıldızlı armalar vardı. Ama şapkalarımızın rengi lacivert idi. Bir de yağmurdan ıslanıp bozulmaması için şapkalarımızın üzerine naylondan yağmurluk geçirilmişti.

Biz sabahları ve hafta sonları okul bahçesinde tören için toplandığımızda, âdeta askerî subay öğrencilerinden oluşan bir ordu gibiydik. O sıralarda Elbistan’a bir yabancı turist gelse ve bize şöyle Şar dağının tepelerinden bir nazar atfetse; “-Acaba ben yanlışlıkla askerî bir mıntıkaya mı geldim?!..” diye herhâlde endişe ederdi!..

Eee, biz ne de olsa irfan ordusunun neferleriydik ve “Her Türk anasından asker doğar!” anlayışına sahiptik!..

Bize o zamanlar resmî ideoloji olarak empoze edilen değerler, fikirler ve duygular bunlardı!.. Biz böyle eğitilir ve böyle yetiştirilirdik!..

Hatta tören alanındaki Atatürk büstünün gövdesindeki mermerin üstünde, Namık Kemal’in “Vatan Mersiyesi” şiirinden alınmış şu mısralar yazılıydı:

“Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini…

Yok mudur kurtaracak bahtı kara mâderini?”

Buna nazire olarak da Mustafa Kemal Atatürk’ün 1921 yılında Meclis’te yaptığı konuşmasından alınan şu sözleri yazılıydı:

“Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini…

Bulunur kurtaracak bahtı kara mâderini!..”

Ben bu sözlerden çok etkilendiğim için gider gelir sürekli olarak okurdum ve üzerinde derin derin düşünürdüm. Bundan dolayıdır ki bu sözler, hâlâ hâfızamdaki tazeliğini büyük bir önemle muhafaza etmektedir!.. Sanırım bizde vatan duygusunun gelişmiş olmasının sebeplerinden bir tanesi de bu olsa gerektir!..

Bu vesile ile şu noktayı da hatırlatmak icap eder ki gerek Çanakkale Harbinde olsun gerekse Millî Mücâdele yıllarında olsun çeşitli liselerde okuyan binlerce genç evlâdımız, sömürgeci ülkelere ve emperyalist devletlere karşı bu aziz vatanın müdafaası için harbe katılmak zorunda kaldılar ve hayatlarının baharında toprağın kara bağrına düşerek sıra dağlar misâli sıra sıra dizilerek şehit oldular!..

Örneğin Kayseri Lisesi’nden, Galatasaray Lisesi’nden yüzlerce, binlerce öğrenci bu şekilde harbe gittiler ve ne yazık ki bir daha da geriye dönemediler!..

Bu konuda daha fazla bilgi edinmek isteyenler, geçmiş yıllarda bir oğlu Elbistan Adliyesi’nde hâkim ya da savcı olarak görev yapan ve birkaç yıl önce bir konferansta kendisiyle bizzat sohbet etme imkânı bulduğum Tarihçi Prof. Dr. Mehmet Çelik’in “Tarihin Hafızası” adlı kitabına müracaat edebilirler.

Konuyla ilgili olarak ben bu kitabı okuduğumda gözyaşlarımı tutamamıştım!..

Mehmet Çelik’in kitabında anlatıldığına göre; kendisi bir konferans için Kayseri Lisesine dâvet ediliyor.  Konferanstan sonra okul müdürüyle birlikte okulu gezerken bir kapının önüne geliyorlar. Burası arşivdir ve kapısı da kilitlidir.

Burasının arşiv olması ve kapısının da kilitli olması Tarihçi bir akademisyen olan Hocanın merakını celbediyor. Onun için Hoca burasını büyük bir arzu ile görmek istiyor. Ama okul müdürü pek göstermek istemiyor. Çünkü içerisi çok kirli ve tozludur. Müdür bey, Hocanın takım elbiselerinin kirlenmesinden korkuyor.

Hoca ısrarla görmek istediğini beyan edince, müdür bey mecbur kalıyor ve müstahdemi çağırarak kilitli olan kapıyı açtırıyor ve birlikte içeriye giriyorlar. Hoca içeride bir müddet gezinip bakındıktan sonra, tozlanmış olan kalın ve büyük bir defter dikkatini çekiyor. Müdür beye “-Bu nedir?” diye sorduğunda; müdür bey, “-Talebe kayıt kütük defteri” diyor.

Müdür beyin toz olur endişesiyle itirazlarına rağmen, Hoca kolları sıvıyor ve defteri eline alarak başlıyor incelemeye!..

Hoca, bu kayıt kütük defterini eline alıp incelediğinde şaşırtıcı ve çarpıcı bir şeyle karşılaşıyor. Defter sayfalarının bir tarafında lise son sınıfa kaydedilen öğrencilerin adları ve fotoğrafları var ama diğer tarafında sayfaların tamamı boş!..

Hoca bu sayfalara göz attığında şok edici bir gerçekle yüz yüze geliyor ve donup kalıyor. Bu boş sayfalarda tarihe not olarak düşülen ve büyük harflerle yazılan sadece bir cümlecik bir yazı vardır.

O da şudur:

“HARB-İ UMÛMİDE HEPSİ ŞEHİT OLDUĞU İÇİN BU SENE MEZUNİYET VERİLEMEDİ!..”

Ben de bu yazıyı okur okumaz şok olmuştum ve gözyaşlarımı tutamamıştım!..

İnanır mısınız, şu an bu satırları yazarken yine duygularıma mağlup oldum ve gözyaşlarıma hâkim olamadım!..

İşte gerçek ve samimi empati (diğer gamlık) budur. Duymak, hissetmek ve yaşamak!..

Yoksa, -bazı gençleri ve bazı insanları tenzih ederek söylüyorum- günümüz gençliği ve insanlarının çoğunun yaptığı gibi ağızlara pelesenk edilerek kullanılan bu moda ve modernist tâbirin, yani empatinin, olur olmaz her yerde şuursuzca kullanılması mârifet değildir.

Bununla beraber sabah-akşam bohem hayatı yaşamayı mârifet sayanlar, biraz bu hayata ara versinler de bir düşünsünler bakalım; üzerinde tepindikleri vatan denilen bu coğrafyanın bağrında nice genç canlar yatıyor!..

Bu topraklar üzerinde twist yapıp sabah-akşam dans edenler, bir düşünsünler ve gerçek mânâda bir empati yapsınlar bakalım; hayatlarının baharında bu toprağa taze bir fidan gibi düşen bu liseli gençler, ne için düştüler ve hangi değerler uğruna tatlı canlarından vazgeçerek şehit olmayı göze aldılar!..

Lütfen bir düşün genç kardeşim!..

Lütfen sen de bir düşün genç kızım, kız kardeşim!..

Lütfen sizler de bir düşünün sayın anne ve babalar!..

Ve en nihâyetinde ortak vatanımız olan bu coğrafyada yaşayan siz saygıdeğer vatandaşlarımız; hepiniz, evet hepiniz, sizler de düşününüz lütfen!..

Düşünmeye vakit bulamıyorsanız bari H. N. Atsız’ın “Topal Asker” şiirini okuyunuz!..

Ya da hiç değilse şairin (M. Âkif Ersoy) şu dizelerine kulak veriniz:

Bastığın yerleri “toprak” diyerek geçme, tanı,
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır atanı,
Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı.

NOT: Devam edecek…

28 Ağustos 2021

İlhan AKAR

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İlhan Akar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.