TECRÜBE İLE SABİT -10-

Yaprakları baharın, çiçekleri ise yazın habercisi olan iğdenin esen rüzgarın karşısında yalın-kılıç savaşan bir süvari gibi sağa-sola ileri-geri sallandığı bir dönemde, kaynatılan bulgurluklar öğütülmüş, kış ekmekleri yapılmış, hayvanların samanı kevikliğe, kurutulan tarhanaların, yayıkta çıkarılmış tereyağlarının ve duttan kaynatılma pekmezlerin hazın damına yerleştirilmesiyle kış hazırlıklarının sonuna gelindiği ve dışarı işinin bitip içeri işinin en aza indiği günler yaşanmaktadır. Yazın sarı-kızıl sıcağı ile güzün esmer serinliği yer değiştirmiş, harman sonunda nişanlıların düğünleri yapılmış, köy halkı tam manasıyla kışa hazırlanmış; yükseklere yağan karın enginlere inmesi beklenmektedir.

Bu saatten sonra, hâli vakti yerinde olanlar için fazla iş kalmasa da, geçimini emeğiyle temin edenler için aynı şeyi söylemek mümkün değildir.

Onlar için bu saatten sonrası gurbet yoludur.

Çalışmak için çıkılacak gurbetin bir diğer ismi de Aşşâ'dır. Aşşâ'ya gidenlerin varacakları yer de Aydın tarafları, Maraş-altı veya Çukurova'dır.

İş bulup çalışmanın şansa kaldığı bu gurbet yolculuğunda Maraş'a Kısık yolundan yaya olarak gidilirdi. Sabah namazında yola düşen yolcuların hangi saatte hangi mevkie vardıkları da hane halkınca bir bir bilinirdi.

İşte bu yolculuklardan birinde, anadan dedem Hırro Hacı ile babamın da içinde bulunduğu bir kafile Maraş'a giderken kışa tutulurlar. Dağların arasından cılgı şeklinde uzayıp giden yolda giden yolculardan Cafer (Aygün) Dayı'nın sırtında, kafilenin konalga yerlerinde yemeleri için, evden  konulmuş çörekler bulunmaktadır.

Havanın fırtınaya çevirmesi karşısında zor anlar yaşayan yolcular kendilerini en yakın hana dar atarlar. Handa biraz ısınıp kendilerine geldikten sonra açlıkları akıllarına düşen arkadaşları, Cafer Dayı'ya "Cafer Ağa, sırtındaki çöreği aç da karnımızı doyuralım" derler. Bunun üzerine Cafer Dayı

"Arkadaşlar, fırtına-borana tutulunca kurtulma ümidimiz kalmadı diye düşündüm. Ve, bizi soğuktan donmuş olarak bulanlar, 'Çöreklerini bile yiyememişler, aç ölmüşler!..' demesinler diye de, yol boyunca çöreklerin hepsini yedim" der. Arkadaşları onun bu sözleri karşısında şaşkınlıklarını gizlemeseler de, yapılacak çok fazla bir şey olmadığının da farkındadırlar.

Onlar orada, kıştan kurtulduklarına sevine-dursunlar, sabah ezanında yola düşüp gurbete giden dedem için ebem;

 

Şimdiye vardılar hana

Çantayı koydular yana

Ya ben kurban olmayım mı,

Kuru yerde yatan cana?...

 

Ne anam var, ne de bacım

Onun için keskin acım

Kuru yerlerde yatıyor

Kara gözlü nazlı Hacı'm

 

Dizeleriyle derdini şiire dökerek, kabaran gönlünü yatıştırmaya çalışmaktadır.

Karacaoğlan da;

 

Gurbet-eli bizim için yapmışlar

Çatısını çok muntazam çatmışlar

Ölüm ile ayrılığı tartmışlar

Elli dirhem fazla gelmiş ayrılık

 

demiyor muydu?!

Eskiler, ayrılığı ölümle eş tutmuşlardır.

Yoklukla terbiye ve ayrılıkla sınanma kolay olmasa gerektir...

 

***

 

Fakirin çocuğu aş diye, zengininki iş diye ağlarmış.

Çocuğum aş diye ağlamasın diye gurbete gidenlerin oldukça çok olduğu o vakitler Mehmet (Sarı) Dayım da bir sene Söke'ye çalışmaya gider.

Giderken, Kayseri-Pazarören'deki öğretmen okulunda hocalık yapan Ali Rıza Dayımın da yanına uğrar. Hoş-beşten ve karşılıklı hal-hatır soruştuktan sonra, Mehmet Dayım, harçlığının gısa olduğunu belirterek bir miktar para ister.

Ali Rıza Dayım da, abim haklı, gurbete gidiyor; ha deyince iş bulabilir mi, bulamaz mı diyerek bir miktar para verir ve o gecenin sabahında da kendisini uğurlar.

Mehmet Dayım, iki ay sonra, gittiği yoldan geri dönerken yine Pazarören'e uğrayarak, Ali Rıza Dayımın evine misafir olur.

O da, çalışma'dan gelen kardeşini elinden geldiğince ağırlar, yedirip içirir. Ertesi sabah, memlekete dönecek olan Mehmet Dayım, kardeşinden yine harçlık ister.

Bunun üzerine Ali Rıza Dayımın;

"Kardeşim, giderken harçlık istemeni anladım. Çalışmaya gidiyordun. Şimdi çalışma'dan dönüyorsun, yine para istiyorsun. Doğrusu buna bir anlam veremedim?!.." demesi karşısında, Mehmet Dayım;

"Söke'den gelirken Hüseyin'in -diğer kardeşi- yanına uğradım. Birkaç gün onunla vakit geçirdik. Olan paramı orada, Ankara'da harcadım" der...

O zaman Ali Rıza Dayım;

"Abi, kazancını Hüseyin'le yiyor, benden de harçlık istiyorsun.

Pazarören'den Göksun kaç lira, şu kadar; peki, Göksun'dan Elbistan kaç lira, bu kadar. Aha sana 5 lira da fazladan..." diyerek eline bir miktar para tutuşturur. 

Verilen parayı az bulan Mehmet Dayım;

"Vallaha cip dardayım, yoksa bu parayı senin yüzüne çarpardım!.." diyerek memnuniyetsizliği belirtir.

 

Ezcümle: Yokluk mu insanı şaşkınlaştırıyor, yoksa şaşkınlar mı yoksullaşıyor, tam bilemedim.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Gözükara - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.