ELBİSTAN MÜKRİMİN HALİL LİSESİNDEKİ TALEBELİK YILLARIM VE SAYGIDEĞER HOCALARIM! (Üçüncü Fasıl)

 İki hafta önce yazmaya başladığım Elbistan Mükrimin Halil Lisesindeki talebelik yıllarıma dair hatıralarımı kaldığım yerden yazmaya devam ediyorum.

Yine ortaokulda okurken Derya ve Şeref adlarında ele avuca sığmaz cevval mı cevval yakışıklı iki arkadaşımız vardı. Bunların işi gücü onunla bununla kavga etmekti. Biraz kabadayı havalarında idiler. Pek ders çalışmazlardı. Bir gün Hamza isminde köylü olan bir arkadaşımızla sınıfta iyi bir kavgaya tutuşmuşlardı. Detaylarına girmeyeyim!.. Hamza ismiyle müsemma olup; iri yarı, güçlü-kuvvetli, yiğit, sakin ve efendi bir arkadaşımızdı.

O dönemlerde şehirli-köylü çekişmesi vardı. Şehirliler, köylüleri biraz hor ve hakir görürlerdi. Sanırım bu arkadaşlar şehirli idiler. Ancak, Sosyolojik olarak her iki tarafın da haklı olduğu konular elbette ki vardır.

Şehirliler, şehir şartlarında yaşamanın vermiş olduğu özgüvenle biraz şımarık, kibirli ve üstünlük kompleksine sahip idiler.

Köylüler ise, yoksulluğun ve kültürel yoksunluğun mevcudiyeti sebebiyle biraz ezik ve mağlubiyet psikolojisine sahiptiler.

Ancak bazı köyler de vardı ki; kibirlilikte şehirlilerle yarışır hatta onları geçerlerdi bile!..

Ama ne olursa olsun, köylerde ve şehirlerde yaşayan çok değerli, çok zarif, çok kibar ve çok nezih insanlar da vardı elbette ki!.. Özellikle onları tenzih ederim!..

Benimkisi Sosyolojik bir tespit. Ben masanın her iki tarafında da bulunduğum için (aslımız köylü olmasına rağmen, babamın memuriyetinden dolayı yaşantımızın ve eğitim hayatımızın çoğu şehirde geçmiştir), daha kolay ve daha objektif mukayeseler yapabilme imkânına sahibim herhâlde!..

İşte benim avantajım budur sanırım!..

Aslında bu konular Sosyologların, spesifik olarak da Şehir ve Köy Sosyologlarının ilgi ve çalışma alanına girer. Akademik seviyede Elbistan merkez ve köyleri baz alınarak o yıllara dair monografik çalışmalar yapılırsa, sanırım çok faydalı olur.

Ama ister şehirler olsun, isterse köyler olsun; nasıl ki zamanında bedevî Yesrip, Medine’ye dönüşerek “medenîleşti” ise; işte asıl olan bütün köylerimizin ve şehirlerimizin de aynı ruhla medenîleşmesidir. Yani gerçek manada şehirli (Medineli) olabilmektir. 

Yeri gelmişken bu vesileyle hatırlatmış olalım ki; bu konuları daha iyi özümsemek için, Farabi’nin “El Medînetü’l Fâzıla (Erdemli Şehir/Toplum)” adlı eserine müracaat etmekte büyük faydalar vardır.

Diğer yandan şunu da ilâve etmek gerekir ki; Tarihî süreç içerisinde Elbistan çok önemli bir merkez konumunda olmuş, Dulkadiroğlu Beyliği’ne başkentlik yapmış ve nice büyük devletlerin savaş alanına sahne olmuştur. Ayrıca Osmanlı padişahlarından bazılarının eşleri ve anneleri de Elbistan kökenlidir.

Bunun yanında Elbistan Türkiye’nin dördüncü büyük ovasına sahip olup, ülkedeki linyit kömürü rezervlerinin yarısına yakını bu havzada bulunmaktadır. Bu topraklarda kurulan termik santrallerle ülke elektriğinin dörtte biri bu havzadan karşılanmaktadır.

Elbistan’ın nüfusu (merkez yüz bin, köyleriyle birlikte yüz elli bin civarında) birçok ilin (18 il) nüfusundan fazla olup, okuyanı kesretten kinaye olarak bir o kadar da çoktur.

Ortaokulda okuduğum yıllarda, sınıfımızda Nedim adında (soyadı bende kalsın) bir arkadaşımız vardı. Nedim çok yaramazlık yapardı. Yanlış hatırlamıyorsam söğüt ağacının uzun dallarından düdük yapar sınıfta öttürürdü. Nedim, genç Gülümser Hocaya yapmadığını bırakmazdı.

Nedim o kadar yaramazlık yapardı ki; bir gün ben Köprübaşında Ceyhan Nehrine doğru eğilmiş bakarken, ortaokul şapkamın üzerinden tepemde tapalı tabanca patlatmıştı. Canım çok yanmış, kendisini epeyce kovalamıştım. Yıllar sonra sağ gözümde bir sıkıntı olduğunu fark ettim. Acaba bunun etkisi oldu mu? Bilemiyorum!..

Köprübaşı, Elbistan’da yaşayanlar için çok önemli bir buluşma, kaynaşma ve hoşça vakit geçirme yeriydi. Özellikle de akşamları…

Akşamları herkes Köprübaşında buluşur, sohbet eder, volta atardı. Hele de akşamları kâğıttan külahlara konulmuş sıcak sıcak tuzluca (kaynamış tuzlu ve kimyonlu nohut), mangal kömüründe pişirilmiş taze mısır ve sadece uçları görünen özel keskin bıçaklarla karınları yarılmış kestanelerin tezgâhlarda pişirilerek sapsarı bedenlerini yemenin tadına hiç doyum olmazdı.

Köprübaşı şehir merkezindeydi ve biraz ötedeki Pınarbaşı denilen yerden doğan ve bir gelin edasıyla salına salına nice şehirleri dolaştıktan sonra Akdeniz’e dökülen o ünlü ve büyük nehrin, yani Ceyhan Nehri’nin üzerine kuruluydu.

O nehir ki; o yıllarda, soğuk, temiz ve tatlı sularında kırmızı benekli alabalıklar ve sapsarı sazan balıkları bol miktarda bulunur ve sazlıkların altında oynaşarak zevkle dans ederlerdi. Biz bunları köprünün demir korkuluklarından tutunarak heyecanla seyrederdik. Kimi insanlar oltayla bu balıkları avlardı. Hele de kelebek olta diye tabir edilen üçlü oltayla bu balıklar daha kolay avlanırlardı.

Ama özellikle Battal Köprüsü ve Karaelbistan taraflarında kendini bilmez bazı insanlar dinamit atarak ve suya elektrik vererek bu balıkları avlarlardı ki; balıklar kısa bir süre içerisinde ölür ve suyun yüzeyine çıkarlardı. Bu insanlar da bu balıkları toplayarak yerlerdi.

Ancak bu şekildeki balık avlama yöntemleri, aynı zamanda balık yavrularının ve balık yumurtalarının tümden yok olmasına sebep olurdu ki; bugün Ceyhan Nehri’nde kırmızı benekli alabalıkların kalmaması ve bu tür balık popülasyonunun tükenmesi, işte bu cahilce ve hoyratça balık avlama yöntemlerinden kaynaklanmaktadır.

NOT: Devam edecek…

Düzeltme: Geçen haftaki yazımda Avukat Mustafa Çolakoğlu için Nurhak’lı demiştim ama rahmetli Hocamız aslında Darende’li imiş. Düzeltir, ruhaniyetinden ve yakınlarından özür dileriz. (Düzeltmeye vesile olan kaynak: Kamil İmrekoğlu).

07 Ağustos 2021

İlhan AKAR

 

 

 

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İlhan Akar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.