Nerede kalmıştık?

Köprübaşı tarafından gelip sağdan bugünkü Candar Gazi İşhanı’na, soldan Foto Üstel’e dayanmıştık.

Candargazi’nin batı (fotoğraftaki beyaz arabanın gittiği sokak) Doğuç Sokak’tır. O sokağın bu tarafında, bugünkü fotoğrafçı dükkânının olduğu binanın tamamında Çankaya Hastahanesi açılmış, epey hizmet vermişti. Daha önce o sıra boydan boya evler vardı; öte baştaki Solaklara ait idi; ama bu taraftaki acaba Doğuçlara mı aitti, yoksa Boynueğri’lere mi emin değilim! Belki bir arkası Boynueğrilere ait olabilir. Buna rağmen oralarda bir zamanlar Doğuçlara ait bazı mülklerin olduğu biliniyor...

Candargazi İşhanı’nın yerinde hal vardı; ondan önce de Çebişoğlu’nun Hanı... Hal iken dıştan iki (doğu ve batı) tarafı (hale girişler hariç) tamamen dükkândı. Mesela sağ baştaki Kurt Yusuf’a ait lokantaydı. Devamında çeşitli dükkânları; Yavan Hasan’ın (Başaran) kap kacak ve daha çok bakır eşya sattığı dükkân, Anteplilerin lokantası, Kamyon Hacı’nın bakkal dükkânı, manavlar (mesela komşum, arkadaşım rahmetli Nazmi Keriöz’ün manav dükkânı), Kaptan’ın dükkânı, bakkallar ve en sonda da Kasap Bodov Duran’ın kasap dükkânı vardı. Hal’in doğu tarafı baştan birkaç dükkân hariç nenedeyse tamamı boştu. Ortaya yakın yerde “Hal Müdüriyeti” diye resmi bir oda vardı. Ümmet Baba tarafındaki iki üç dükkânın önünde Ekinözü, İçmeler, Nergele, Çiftlik, Ambar, Alışar, Hacınınoğlu gibi o zaman Elbistan’a bağlı köylere giden kamyonlar ve cipler bekler yolcular tamamlanınca ikindi sonu yola çıkardı.

Hal’in girişi kuzey (Sırrı Yinanç Parkı’nın olduğu) taraftaydı. Demir parmaklıklarla tamamen kapatılmıştı. Ortasında yine demir bir kapı vardı; orada özellikle pazartesi günleri Belediye Zabıta memurları oturarak (acaba rüsum adında bir fiş keserek “bazı” satıcılardan vergi almak için mi, hatırlayamadım) beklerlerdi. Bu demir parmaklıklarının dış tarafına o hafta sebze ve meyvelerin satılacağı en az ve en yüksek fiyatı belirlenip bunlar NARH[¹] TAHTASI asılırdı. Kara tahtaya tebeşirle alt alta; Üzüm: 50-60 kuruş, Elma: 25-30 kuruş, Armut: 30-40 kuruş, Domates: 15-20 kuruş.. gibi yazılırdı. Bu fiyatlar, pazartesi günleri sabahleyin belediye hoparlöründen de ilan edilirdi.

Halin içinde de esnaflar mevsimlerine göre Adana, Hatay ve Antalya’dan sebze meyve getirirler, köylülerden aldıkları bazı ürünleri de satarlardı. Pazartesi günleri, üst baştan birisi diyelim ki bir kasa üzüm alsa onu halden çıkartıncaya kadar akla karayı seçerdi; zira tıklım tıklım insanla dolardı, ayrıca onların getirdikleri ürünler de kimi sepetlerde, kimi zembillerde, kimi “tay” denilen sandıkların içinde kimi de çuvallarda önlerinde olurdu. Ortalık sakinleşinceye kadar alış veriş yapmak adeta işkence olurdu... Hal esnafından Harınların Mamet (Baykal)’ı sonra oğlu rahmetli Gedik Ahmet’i, Gazi Mercan’ı, Durdu Doğan’ı, Ali Kurtdede’yi hatırlıyorum...

Halin yerinde Çebişoğlu’nun Hanı vardı, dedik. Hanlarda malum köylerden ve uzak yerlerden gelip de Elbistan’da yakın akrabası olmayan insanlar ve hayvanları konaklardı. Elbistan’da sekiz on kadar han vardı. Çebişoğlu hanının güney tarafı iki katlıydı. Genellikle üst katında insanlar, alt katında hayvanlar yatardı. Üst katı pahalı bulan, dilerse hayvanının olduğu yerde ve çok ucuz fiyatla geceleyebilirdi. Yıkılmadan önceki yıllarda ikinci katta olan ve bugünkü Tekbir Giyim’e bakan arka arkaya iki oda Elbistan’ın ikinci Polis Karakolu idi. Birincisi Foto Rengin karşı tarafındaki Uğurlu Konağı olduğunu yazmıştık. Üçüncüsü ikincinin tam karşısında Foto Üstel’in hemen bitişiğinde (sanıyorum bir ara kebapçı olmuştu) dar ve iki katlı olan dükkân karakol oldu; dördüncüsü de yine önceki yazımızda yazdığımız ve fotoğrafın da verdiğimiz Teber Kral’a ait binanın üst katıydı. Sonra Çarşı Karakol’u yapıldı...

Başa dönelim; sol taraftaki Kale’ye çıkan sokağın öte başında Foto Üstel var. Uzun yıllardır var ve Allah diledikleri kadar da var olmayı nasip etsin. Bitişiğindeki dar dükkân kebapçı (hani üstüyle birlikte karakol olan dükkân), onun da bitişiğindeki (Tekbir Giyim ve sonraki üç dört dükkânın yerinde) tek katlı büyük bir kahve vardı. Bu kahvede bana anlatıldığına göre (bugünler ile imkân bakımından mukayese edilmesi için yazayım) Elbistan’da ilk defa kurulan Milli Nizam Partisi’nin kongresi yapılmış ve başkanlığına da emekli öğretmen Ali Rıza Kışlal seçilmiş. Kahveden sonra da iki basamakla çıkılan bir dükkânda güven veren yüzü, nazik tavırları ve makinası ile ayakkabı tamircisi yaşlı bir amca vardı. Sonrası boşluk (ören), sonrası da (bugünkü Kuzey Mobilya’nın yerinde)rahmetliler Zekeriya Pişkin ile Ulu Camiye dönen köşede de dedemin ahbabı Muhittin Pişkin’in bakkal dükkânları vardı. Bu dükkânın yanından Ulu Camiye döner dönmez devamındaki dükkânda mavi gölü birisi tuz satardı. Sadece tuz...

Bir hatıra aklıma düştü, aktarmak istedim. 1977 yılında daha önce çalıştığım Tufanbeyli’nin Karsavuran köyünde balcılık yapan dostum Musa Andıç (Dede Çavuş derler), haber bile vermeden yarım tondan fazla bal getirmişti. Elbistan’da satmamı istiyordu. Asla benim yapacağım şeylerden değildi. Halin içindeki esnaflardan biri olan rahmetli Ali Kurtdede’ye götürdüm. Pek gönüllü davranmadı. Tarttı ve “Tenekeleri şuraya koyun” diye dükkânının dış önünü gösterdi. Oraya sıraladık. Fiyat bile sormadı. Arkadaşım ertesi günü “Satılırsa sızmaya 18, petekliye 20-22 lira de” diyerek gitti. Birkaç ay geçtiği halde Ali Kurtdede’den hiçbir haber gelmedi. Arada bakıyordum; tenekeler olduğu gibi duruyordu. Arkadaşımın “Ne oldu?” diye sonuç bekleyen ikinci mektubundan sonra tekrar gidip sordum; “Müşteri çıkmıyor, çıksa satarım...” dedi. Nihayet umudunu kesmiş olacak ki yine çıkıp geldi ve “satılmaz ise bari götüreyim” dedi. Son bir ihtimal, bal sattığını bildiğim Zekeriya Pişkin’e de sormayı düşündüm.

İçeri girdik. Bir tepsi içinde petekli bal vardı ve üzerinde 55 lira yazıyordu. Sordum:

‒ Zekeriya amca, yarım ton kadar balımız var, almak ister misin?

‒ Gördüm, Ali Kurtdede’nin dükkânını önünde. Tadına da baktım; fena değil. Bir şartla alırım; bir daha bal satmak niyetiyle getirmeyeceksin!

‒ Yok amca, bunu da ben getirmiş değilim, arkadaş Tufanbeyli’den getirmiş. Bir daha getirmez...

‒ Peki, ne diyorsunuz?

‒ Sen ne veriyorsun, onu söyle?

‒ Petekliye 35 sızmaya 30 lira veririm. İşinize gelirse getirip dükkânın önüne koyun...

‒ Peki...

‒ Yalnız, parayı şimdi veremem, bana iki ay müsaade edin.

‒ Olur.

Gazete kağıdından el kadar boş bir yer yırttı ve üstüne tükenmez kalem ile “Arif Bilgin’e ..... lira borcum var. İki ay sonra ödeyeceğim.” yazdı, tarih attı imzaladı ve verdi. Vermeden önce, “Ben arkadaşını tanımam, senin adına yazdım” dedi.

Arkadaşım senet yazılan kağıdı beğenmemiş olacak ki bana yavaş sesle:

‒ Yav böyle senet mi olur?

Hemen ikna etmek için şunları söyledim:

‒ Senet vermese de Zekeriya amcanın sözü senettir. Ben kefilim...

Vakti gelince Zekeriya amcanın dükkânına gittim; o da parayı avucuma saydı. Götürüp arkadaşıma postaladım...

Muhittin Pişkin’in yanındaki Ulu Cami’ye dönen yolun karşısında toprak dükkânlar vardı. Baştan birinci dükkânın önceleri iki katlı imiş ve üstü o zaman kahve imiş. Bunun altında, baştan ikinci dükkânda rahmetli Mehmet Bilgin (Ali Baba’nın oğlu diye bilinirdi) amcam zaman zaman köylülerden toptan aldığı peynir, yağ, çökelek gibi gıdalar satardı. Bir iki dükkan ötesinde  Cehizlerin evine giden dar bir giriş, ondan da sonra Cehiz Mevlit’in, Cehiz Abdullah’ın, İspir Ali’nin ve hatırlamadığım esnafların dükkânları vardı ve devamı Uzun Çarşı idi; bugünkü Uzun Çarşı’nın berisindeki Ulu Camiye doğru giden cadde yoktu.

Candargazi’nin kuzey tarafındaki Sırrı Yinanç Parkı’nın yerinde ve çevresinde olanları önümüzdeki yazıya bırakalım inşallah.

Andıklarımızdan ölenlere rahmet, kalanlara sağlıklı uzun ömür dileklerimle...

............................................................................................................

[¹] Narh: Bir ürünün satılabileceği en düşük ve en yüksek fiyat demektir. Satışa çıkarılan ürünlerin narhın üstünde ya da altında satılması yasaktır. Bu yasağa uymayanlar para cezasına çarptırılır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arif Bilgin - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.