İNATLAŞMA PSİKOLOJİSİ

Geçen haftaki makalemde “Kibirlilik Psikolojisi” üzerinde durmuş, bu psikolojiyi analiz ederek birey (insan) üzerindeki etkilerini sorgulamış, daha sonra da bu etkileşimin diğer insanlar üzerindeki yansımalarını müzâkere etmiştim.

Bu haftaki makalemde de “İnatlaşma Psikolojisi” üzerinde durarak hem bu psikolojinin analizini yapacağım hem de birey ve toplum üzerindeki etkilerini ve yansımalarını müzâkere etmeye çalışacağım.

İnatlaşma Psikolojisi; bireysel ve toplumsal olarak her insanda ve her toplumda belirli ölçülerde görülebilecek olan bir psikolojidir. Çünkü böyle bir psikolojinin izleri, fıtrî ve ontolojik olarak insan denilen varlığın özünde, cevherinde, mayasında ve tabiatında potansiyel olarak zâten vardır. Dolayısıyla inatçılık, inat etme gibi hâller, ağırlıklı olarak insana dair hâllerdendir.

Her ne kadar inatçılık ve inat etme potansiyel olarak her insanın mayasında olsa da, onu kinetize ederek harekete geçirme işi bireyin içinde yaşadığı sosyal çevreyle çok yakından ilgilidir.

Çocukların ailede yetiştirilme biçimleri, anne-babaların çocuklarına karşı olan tutum ve davranışları, iletişim becerileri, çocuklarının istek ve ihtiyaçlarının karşılanmasındaki tepki ve refleksleri, toplumdaki beşerî münasebetlerin (sosyal ilişkiler) kalitesi, eğitim sisteminin amaç, yapı, felsefe ve politikaları, devletin yönetim şekli ve uygulamaları, ideolojik, politik ve özünden saptırılmış çarpık din anlayışları (sahih İslâm değil), medya, sosyal medya gibi iletişim ve paylaşım araçlarının çocuklar ve gençler üzerindeki olumsuz etkileri gibi unsurlar, bireylerde ve toplumlarda “İnatlaşma Psikolojisi” ve “İnatlaşma Kültürü” nün oluşmasına zemin hazırlamakta ve bu zeminin zamanla büyüyerek  gelişmesine sebep olmaktadır.

Böylesine bir zeminden beslenen insanlar da, kişisel ve toplumsal olarak çeşitli konularda (ideolojik, politik, dînî, dünyevî, şahsî vs.) geliştirdikleri kendinden menkul argümanlarla birbirlerine ya da muhataplarına inatlaşma psikozu içerisinde acımasız bir şekilde saldırıp duruyorlar.

Bunu yaparlarken de; kendi görüş, düşünce, fikir ve bunlara dair argümanlarının doğru olup olmadığını ne aklî, ne ilmî, ne de ahlâkî açıdan çek etmek (check), kontrol etmek, murâkabe etmek (özdenetim), yani test edip gözden geçirmek ihtiyacı dahi duymuyorlar.

Bu tür insanlar, inatçı psikolojilerinden dolayı “mutlak benim dediğim doğrudur ve mutlaka benim düşüncelerimi kabul etmek zorundasınız” gibi çarpık bir anlayışa ve muazzam bir enâniyete (egosantrizm) sahiptirler.

Beşerî münasebetlerin (sosyal ilişkiler), karşılıklı görüşme ve konuşmaların söz konusu olduğu sosyal ortamlarda (medya, sosyal medya, hayatın her alanı ve her yerde), inatlaşma psikolojisinin doğal sonucu olarak çatışma kaçınılmaz olur, uzlaşma da hemen hemen imkânsız hâle gelir.

İnatlaşma psikolojisi ve kültürünün hâkim olduğu tartışmalı ortamlarda, uhuletle ve suhuletle bir konuyu müzâkere etmek, fikir teatisinde bulunmak (görüş alış - verişi), istişâre mekanizmasını işletmek bir hayli güçleşir ve mesele hepten sen – ben kavgasına ve “kör döğüşü” ne dönüşerek  “Gordion’un kör düğümü” ne  benzer bir hâl alır. Müzâkere edilen (tartışılan) konu en nihayetinde bir    açmaz ve çıkmaz ile sonuçlanır.

Çünkü buradaki amaç; makyavelist bir anlayışla ne pahasına olursa olsun rakibini ve muhatabını alt etmek, hedefe ulaşmak için de her şeyin mubah olduğu tezinden hareketle rakibini pes ettirerek oyunun dışına atmaktır. Gerçekte niyet üzüm yemek değil, bağcıyı dövmektir…

İnatlaşma Psikolojisi bir nevi direnme, diretme, dayatma, karşı koyma ve çatışma psikolojisidir.

İnatçılığın ve inat etmenin bireyin azmini, cesaretini, mücadele gücünü, rekabet, dirayet ve motivasyonunu artırıcı yönde bir takım müspet (pozitif) özellikleri olsa da; inatçılığın ve inat etmenin menfî (negatif) yanları ve yönleri daha çoktur ve bunlar çok daha sorunlu olup, çok daha tehlikeli sonuçlara yol açabilir.

Çünkü inatlaşma psikolojisi ve inatlaşma kültürünün bireysel ve toplumsal olarak götürüsü (kaybettirdikleri) getirisinden (kazandırdıklarından) daha fazladır.

İnatlaşma psikolojisi ucu sivri, ince ve keskin bir bıçak gibidir. Dikkat edilmezse her an büyük hatalar ve büyük haksızlıklar yapılabilir. Birey kendisine, muhatabına ve içinde yaşadığı topluma büyük zararlar verebilir. Telafisi mümkün olmayan ya da çok pahalıya mal olan durumlar ve sonuçlar ortaya çıkabilir.

Bireylerin, bireysel inatlaşma psikolojisi ve kültürünün yanında, toplumların da toplumsal inatlaşma psikolojisi ve kültürleri de vardır.

Bireyleri, “Bireysel Psikoloji”, toplumları da “Toplumsal Psikoloji (Sosyal Psikoloji)” ve “Sosyoloji” bilimi açısından analiz edip değerlendirdiğimizde; bu inatlaşma psikolojisi ve kültürünün her ne kadar her insanda ve her toplumda az veya çok, şu veya bu biçimde görülebilme ihtimâli olsa da, görülme sıklığı ve yoğunluğu açısından bu psikoloji ve bu kültürün bazı insanlarda ve bazı toplumlarda bir kişilik ve karakter problemi olarak daha belirgin ve daha karakteristik bir hâl alarak daha da öne çıktığı görülür.

Bu durum, artık o insanlarda ve o toplumlarda yerleşik hâle gelmiş ve yapıla – edile zamanla kişisel ve toplumsal bir meleke hâlini almıştır. Yani sosyal etkileşim modellemeleri ve sosyal etkileşim yoluyla  öğrenme modelleriyle bu özellik, artık o kişinin ve o toplumun karakteristiği olmuştur.

Meselâ; inatlaşma psikolojisi ve inatlaşma kültürü açısından bedevî Araplar, genelde Karadenizliler  özelde Lazlar, Kürtler ve buna benzer bazı topluluk ve toplumlar, diğer topluluk ve toplumlara göre daha öne çıkarlar ve inatçılık vasıfları diğerlerine göre daha belirgin ve daha görünür bir hâldedir.

İbni Haldûn’un yaklaşımlarını dikkate alacak olursak, belki de içinde yaşanılan coğrafyanın beşerî yapısı, kültürü ve fizikî özellikleri de bu vasıfların oluşmasına ve kazanılmasına katkı sağlamakta ve etkili olmaktadır.

Diğer yandan bizâtihi bendeniz, hayatımın çeşitli aşamalarında ve çeşitli vesilelerle içinde bulunduğum ve belirli zaman dilimlerinde içlerinde yaşadığım bu Arap, Kürt ve Karadenizli topluluk ve toplumların sosyolojik yapılarını, kültürel ve psikolojik özelliklerini iç ve dış gözlemler yaparak bu minvâl üzere tayin, tespit, teşhis ve teyit etmiş bulunmaktayım.

Ezcümle, Son cümle;

Yukarıda da ifâde etmeye çalıştığım gibi; inatçılığın ve inat etmenin bireyler için kişisel hayat mücadelelerinde, kariyer plânlamalarında ve kişisel başarılarında kimi zaman pozitif yönde etkisi olsa da, inatlaşma psikolojisi ve inatlaşma kültürünün düşüncede, fikirde, görüşte, siyâsette ve toplumsal meselelerde pek de faydası yoktur, hatta sayılamayacak kadar zararları vardır.

Takdir ve tercih saygıdeğer insanlara aittir!..

05 Haziran 2021

İlhan AKAR

 

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İlhan Akar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.