KİBİRLİLİK PSİKOLOJİSİ

Geçen haftaki makalemde; “Kompleks Psikolojisi” ve devamla Aşağılık Kompleksi ile bu kompleksin travmatik sonucu olan Mağlubiyet Psikolojisi üzerinde durmuş ve bunların analizlerini yaparak incelemeye çalışmıştım.

Bu makalemde ise; Üstünlük Kompleksi ile Narsizm üzerinde kısaca durarak, bu kompleksin doğal sonucu olan “Kibirlilik Psikolojisi”ni analiz etmeye ve etkilerini incelemeye çalışacağım.

Üstünlük Kompleksi:

“Alfred Adler tarafından ortaya atılan bireysel psikolojinin temel ilkelerinden biridir. Kişinin kendisini diğer insanlardan daha üstün görme, yüceltme karmaşasıdır.

Kişi hep üstün duruma geçme, sahip olma ve/veya kendini kahraman gibi görme davranışları gösterir.

Adler, bu gibi insanların aile, geçmiş anılar gibi faktörlerden dolayı toplumun dışında kaldığını ve soyutlandığını ifâde eder” (Vikipedi).

Narsizm:

“Özseverlik” (TDK).

Narsist kişilik yapılarında kişi kendi özünü çok sever. Ben merkezci (egosantrik, enâniyet) bir eğilim gösterir. Kendini merkezde konumlandırır. Bencil duygulara sahiptir. Kendini, kendi duygu ve düşüncesini çok önemser.

Narsistler, diğer insanların tutum ve davranışlarıyla pek fazla ilgilenmezler. Empati yapmakta güçlük çekerler. Başkalarının duygu ve düşüncelerini dikkate almaz ve beğenmezler. Ne var ki kendilerinin beğenilmesini muhataplarından ister ve beklerler. Üstünlük duyguları çok güçlüdür. Övülmekten ve onaylanmaktan çok hoşlanırlar. Eleştiriye kapalıdırlar. İçine girdikleri sosyal ortamlarda ilgi odağı olmak isterler ve bütün dikkatlerin kendi üzerlerinde toplanmasını beklerler.

İşte üstünlük kompleksi ve bu kompleks ile yakından ilintisi ve bağlantısı olan narsizmin doğal sonucu olarak bazı insanlarda, benim adına “KİBİRLİLİK PSİKOLOJİSİ” dediğim bir psikoloji ortaya çıkmakta ve  böyle bir psikoloji zamanla bu insanların kişilik yapılarında gelişerek kökleşmektedir.

Bu tür bir psikolojiye sahip olan insanlar bir güç ele geçirdiklerinde (mevki-makam gücü, unvan gücü, yönetme gücü, siyâsî güç, ekonomik güç vs.) âdeta “ne oldum” delisi oluyorlar ve diğer insanlara yapmadıklarını bırakmıyorlar. Aşağılamalar, azarlamalar, tepeden bakmalar, adam yerine koymamalar, görmezden gelmeler, muhatabıyla konuşmaya dahi tenezzül etmemeler; hülâsa bin bir çeşit kibirli davranışlar ve zulümler!..

Bu gibi insanlar bir “kibirlilik âbidesi” gibi yeryüzünde öyle kasıla kasıla yürürler ki; sanki şu yüce dağları kendileri yaratmış havasında caka satarlar!..

Hâlbuki Allah vahyinde diyor ki;

“Ve yeryüzünde çalım satarak dolaşma! Unutma ki sen ne yeri yarabilir, ne de dağlarla boy ölçüşebilirsin.” (İsrâ- 37. M. İslamoğlu meali).

Aslında kibirlilik psikolojisinin kaynağı, orijini, ortaya çıkışı ve ilk temelleri Âdem ve İblîs arasındaki olayla ilgili olarak başlamış ve bu İblîsî vasıf ve tavır (kibir/büyüklenme/ üstünlük duygusu ve iddiası) insanlara sirâyet ederek günümüze kadar gelmiş, ne yazıktır ki kıyâmete kadar da muhtemelen devam edip gidecektir.

Hani Rabbimiz Âdem’i yarattığında İblîs dâhil bütün meleklere demişti ya;

“Meleklere: ‘Âdem’e secde edin’ demiştik, hemen secde ettiler: Yalnız İblis diretti, böbürlendi, nankörlerden oldu.” (Bakara- 34. S. Ateş meali).

Başka bir sûrede;

“Allah şöyle buyurdu: ‘Sana emrettiğim zaman, seni secde etmekten alıkoyan neydi?’ İblîs, ‘Ben ondan üstünüm; çünkü beni ateşten, onu çamurdan yarattın’ dedi.” (A’râf- 12. B. Bayraklı meali).

Devamla;

“Allah, ‘Öyle ise, oradan in! Orada büyüklük taslamak senin haddin değildir. Çık, çünkü sen aşağılıklardansın’ buyurdu.” (A’râf- 13. B. Bayraklı meali).

Görüldüğü gibi, kibirlilik, büyüklenme, böbürlenme, hava atma, caka satma, çalım satma, üstünlük duygusu, kıskanma, aşağılama, başkalarını hor ve hakir görme gibi vasıf ve tavırlar, tamamen İblîsî bir vasıf ve tavırdır.

Böyle bir vasıf ve tavır, belki İblîs’e yakışıyor ama, peki insana hiç yakışıyor mu?

Bütün uyarılara rağmen; insanoğlu Allah’ın doğru yolunu (Sırât-ı Müstakîm) bırakıp da İblîs’in eğri yoluna girerse, tabiatıyla sonuç bu olur.

İşte “Kibirlilik Psikolojisi” böylesine İblîsî (şeytânî) bir psikolojidir ve Allah muhafaza insanı ne hâllere düşürür de insan farkında bile olamaz. Sonuçta kaybeden bizâtihi insanoğlunun kendisi olur.

Onun için adımız-sanımız, mevkiimiz-makamımız, titrimiz-unvanımız, düşüncemiz-dünya görüşümüz, dînimiz-îmanımız ne olursa olsun; çok dikkatli olmalı ve tevâzuyu elden hiç bırakmamalıyız!..

İnsanoğluna yakışan ve yaraşan da bu değil midir?!..

29 Mayıs 2021

İlhan AKAR

 

 

 

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İlhan Akar - Mesaj Gönder

# olan, aile

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.