KOMPLEKS PSİKOLOJİSİ

Kompleks (karmaşa); “Bilinç dışında var olan ve karar verme yetisini, sağduyuyu etkileyen, baskı altında tutan, ruhsal dengesizliklere neden olabilen karmaşıklıkların tamamıdır” (Vikipedi).

TDK ya göre Kompleks (karmaşa); “Kişiliğin oluşma ve gelişme evrelerinde ortaya çıkan ve ömür boyu davranışları etkileyebilen bilinç dışı dürtü ve güdüler bütünüdür”.

Aşağılık Kompleksi; özellikle Alfred Adler’in üzerinde durduğu ve “bireyin bazı yönlerden kendisini diğer insanlardan aşağı hissetmesine neden olan karmaşaya verilen addır.

Bu komplekse sahip kişilerde genellikle kendisini ispat etme çabası görülür. Çoğu zaman farkına varılmaz. Telâfi etme düşüncesi kişileri eziyet içine sürükler ve şaşırtıcı bir kazanım (başarı) veya aşırı bir anti sosyal (asosyal) davranışla sonuçlanır. Özgüven eksikliği, saplantı bozuklukları, kültürel yozlaşma aşağılık kompleksinin nedenleri arasında sayılabilir. Psikiyatrik bir hastalıktan çok, psikolojik bir durumdur” (Vikipedi).

Bana göre aşağılık kompleksi, bir “Mağlubiyet Psikolojisi”dir. Aşağılık kompleksinin oluşturduğu bu mağlubiyet psikolojisi hem bireylerde görülür hem de bu tür bireylerden oluşan toplumlarda görülür.

Mağlubiyet psikolojisini tetikleyen ve oluşturan unsurlar;

Akılsızlık (aklını kullanamama), ilimsizlik, cehâlet, eğitimsizlik, medeniyetsizlik (bedevîlik), kültürel yoksunluk ve kültürel yetersizlik, çocukluk ve erinlik çağlarında bastırılmış ve baskı altına alınmış duygular, geleneksel din algısı (seyyidlik/şeyhlik-müridlik düzeni), feodalite (ağalık-kölelik/marabalık düzeni), çarpık aile yapıları, insan yetiştirme düzenimiz, siyaset felsefemiz vs.

Bireylerde Görülen Mağlubiyet Psikolojisi ve Etkileri:

Yukarıda saydığım sebeplerden dolayı ülkemizdeki hemen hemen her aile yapısında görülen ve bu aile yapılarında yetişen çocukların, ilk çocukluk ve erinlik dönemlerinde tattıkları bir psikolojidir, bu mağlubiyet psikolojisi.

Bu psikoloji, genellikle ve çoğunlukla kırsal kesimlerde ve köylerde yaşayan, başka bir ifâde ile sosyolojik olarak kapalı toplum özelliği gösteren ve şehirleşememiş, medenîleşememiş toplumlarda ve ailelerde yetişen bireylerde görülür.

Genel Sosyoloji çerçevesinde Köy ve Aile Sosyolojileri gibi daha spesifik sosyolojilerin ilgi alanına giren kırsal kesimlerdeki kabileci, kavmiyetçi, aşiretçi feodal yapılar (kastvâri oluşumlar ve ağalık-kölelik/marabalık düzeni) ile Din Sosyolojisinin ilgi alanına giren gelenekçi dinsel yapılardaki (seyyidlik/şeyhlik-müridlik düzeni) hiyerarşi, iç işleyiş ve beşerî münasebetler; bu yapılarda ve bu ortamlarda yetişen bireyleri sosyal alanlarda ve sosyal ilişkilerde ister istemez korkak, ürkek, ezik, özgüvenden yoksun, sorumluluk üstlenmekten kaçınan, kişilik bozuklukları olan, iki yüzlü, riyakâr, münâfık, takiyyeci (kripto), silik şahsiyetli ve teslimiyetçi bir psikolojiye itiyor, eviriyor ve çeviriyor.

Çünkü bu yapılardaki ağaya, beye, şeyhe (şıha), mollaya, hazrete, efendiye kayıtsız-şartsız teslimiyet anlayışı, itaat ve biat kültürü, el öpmeler ve önlerinde bele kadar eğilme seremonileri, yüceltme ritüelleri, sorgulama yetisi ve melekelerinin hiç oluşmaması ya da zamanla dumura uğratılması gibi faktörler, bu kaçınılmaz sonucu beraberinde getiriyor.

İşte bu durum, tam bir mağlubiyet psikolojisidir. Bu mağlubiyet, kişinin kendi elleriyle dâvet ettiği, kendi irâdesiyle teslim olduğu, kendi irâdesiyle kabûl ettiği ve kanıksadığı bir mağlubiyettir. Bu marazî hâli ve bu menfi psikolojik durumu rehabilite etmek hiç de kolay değildir. Çünkü zihinlerdeki mağlubiyet, en kötü mağlubiyettir!..

Bu bağlamda, ben kendi yakın ve uzak çevremde nice insanlar gördüm, ciğerleri beş para etmez insanların önünde nasıl eğildiklerini!.. Yine nice insanlar gördüm; profesör ünvanlı, mevki-makam sahibi oldukları hâlde mağlubiyet psikolojisini nasıl yaşadıklarını!..

Kendi yakın çevremde çok insan gördüm; İslâmî bir çevrede, muhafazakâr ortamlarda ve geleneksel aile yapılarında doğup büyüdükleri hâlde, modernist bir çevreye ve bu tür sosyal ortamlara düştüklerinde inançlarından ve değerlerinden taviz vererek asıllarını, nesillerini, geçmişlerini ve geleceklerini nasıl kaybettiklerini ve kendi ruh köklerine nasıl yabancılaştıklarına şahit oldum!..

Hâlbuki, karakterli ve şahsiyetli bir vatan evlâdının dediği gibi; hevâ ve heveslerimiz için bir ânına, bir saniyesine ve bir nefesine dahi hükmedemediğimiz bu gelip-geçici üç günlük dünya için, bu kadar fırıldak olmaya ve bu kadar mağlubiyet psikolojisi yaşamaya hiç gerek var mıydı?

Dünyevî menfaatler elde etmek için; unvan, mevki, makam sahibi olmak için, kanı beş para etmez insanlar önünde bu kadar eğilmeye ve özünü bu kadar kaybetmeye hiç değer miydi?

Yazık, yazık, hem de çok yazık!..

Toplumlarda Görülen Mağlubiyet Psikolojisi ve Etkileri:

Bu tür bireylerin oluşturduğu toplumlarda da mağlubiyet psikolojisinin görülmesi son derece doğaldır. Biz bir zamanlar büyük bir özgüven içinde tüm Cihana nam salmış bir milletin temsilcileri olarak; adâletin, merhametin, medeniyetin güzel örneklerini yeryüzünde sergilerken, hem güçlü olmanın hem de gücün ahlâkına sahip olmanın haklı gururunu yaşıyorduk.

Ne yazık ki sonradan olanlar oldu ve biz, adâletimizi, merhametimizi, medeniyetimizi, gücümüzü ve gücün ahlâkını kaybettik. O gündür-bu gündür (son üç yüz-dört yüz yıldır) kendimizi toparlamakta çok zorlandık ve Batı toplumları karşısında özgüvenimizi kaybederek toplumsal olarak bir eziklik yaşadık. Sonuçta aşağılık kompleksi içine düştük ya da düşürüldük.

Batıyı ve Batı toplumlarını gerek bireysel olarak gerekse de toplumsal olarak üstün görmemiz, ister istemez bizim kendi ellerimizle kendimize ettiğimiz bir kötülüktü ve bu kendi kendimize reva gördüğümüz bir mağlubiyet psikolojisinden başka bir şey değildi.

Tabiatıyla zihinsel olarak bu dağılmışlık, bu çözülmüşlük, bu mağlubiyet psikolojisi ve aşağılık duygusu yüzyıllardır bize çok pahalıya mal oldu. Sadece Türkler olarak bizler değil, yeryüzünde yaşayan tüm İslâm toplumları bu olumsuzluklardan nasibini aldı.

Ama şükürler olsun ki; iki binli yılların başlarından itibaren, özellikle de şu son yıllarda izlenen politikaların ve şahsiyetli duruşların etkisiyle de; Devlet olarak, millet olarak eski özgüvenimizi tekrar kazanmaya ve Batıyla tekrar rekabet etmeye başladık.

İdeolojik ve politik olarak önyargılı düşünen insanları bir kenara koyarak düşünecek olursak; bu büyük bir gelişmedir ve tâbir-i câizse bu büyük bir huruç (çıkış) harekâtının başlangıcıdır.

Benzetmek gibi olmasın ama; bu huruç, bir zamanlar Türklerin demirden dağları eriterek Ergenekon’dan çıkışı ya da Hz. Mûsâ’nın, Firavun’un zulmü altında inim inim inleyen Benî İsrâil kavmini Mısır’dan çıkarıp Kızıldeniz’den geçirerek ve uçsuz-bucaksız Sînâ Çölü’nü aşırarak Tûr-u Sînâ, Cebel-i Mûsâ (Mûsâ Dağı) eteklerindeki emniyet yurduna getirişi gibidir.

Kimin haklı olduğunu zaman elbette ki gösterecektir!..

(Bir zamanlar bu fakir, Kahire’den aynı güzergâhı izleyerek, turistik bir denizaltıyla Kızıldeniz’in yirmi metre altına inerek, uzun bir yolculuktan sonra Sînâ Çölü’nü geçerek, bir akşam vakti Cebel-i Mûsâ eteklerine gelerek, sonra da bir gece yürüyüşüyle epeyce yüksek ve tehlikeli olan bu dağın zirvesine üç arkadaşıyla birlikte tırmanarak ulaşmıştı).

Ancak ne hazin, ne garip, ne yazık ve tarihin ne acı cilvesidir ki; târihte mütemâdiyen zulme mâruz kalmış, fakat bu zulümlerden hep Müslümanlar tarafından kurtarılmış bu Benî İsrâil kavminin bugünkü torunları, şimdi kendileri Filistin’deki Müslüman kardeşlerimize çoluk-çocuk, kadın-kız demeden zulmediyorlar ve zamanında başkaları tarafından kendilerine yapılan zulümlerin kat be kat fazlasını bu sâbi çocuklara ve mâsum insanlara yapıyorlar.

Veyl olsun ki, yazıklar olsun ki, yuh olsun ki; Filistinlilere yapılan bu zulüm karşısında, güya dindaş ve soydaş olan Arap ülkeleri ve bu ülkelerin diktatoryal liderleri olanları sadece seyrediyorlar.

Hatta seyretmekle kalmayıp Siyonist İsrâil devletine destek oluyorlar ve İsrâil’le anlaşmak için hayâsızca kuyruğa giriyorlar. Mazlum Filistin halkını da yalnız bırakıyorlar. Bu kadar şerefsizliği, bu kadar şahsiyetsizliği, bu kadar yüzsüzlüğü mumla arasanız herhâlde zor bulursunuz!..

Bunlar Kerbelâ’da peygamberimizin torunu Hz. Hüseyin’i, 1. Dünya savaşında da Osmanlıyı yalnız bırakmamışlar mıydı? Hatta, şimdi Filistinlilere yaptıkları gibi İngilizlerle bir olup Lawrens’lerle sırtımızdan hançerlememişler miydi?

Bugün de; bilerek ya da bilmeyerek izledikleri politikalar ve yaptıkları siyâsî faaliyetlerle içimizdeki bir sürü Netanyahu sever İsrail dostları ve bunların izinden gidenler de, doğrudan ya da dolaylı olarak çağdaş Thomas Edward Lawrence’ler gibi Devletimizi ve milletimizi arkadan vurmaya çalışmıyorlar mı?

Tıyneti ve zihniyeti bozuk olanlar, birilerine olan şahsi kin ve nefretlerinden dolayı bir araya gelerek ve Türkiye düşmanlarının saflarında açıkça ve ahmakça yer alarak hep birlikte Devletimize ve Milletimize saldırmıyorlar mı?

Bunlar ve bunların peşinden gidenler, tevbe edip ıslah olmadıkları müddetçe; zâlim Netanyahu ve zâlim Arap liderlerinden daha beter olsunlar!..

Yine tevbe edip ıslah olmadıkları müddetçe; dostları olan Allah, Vatan, Millet ve Türkiye düşmanları ile birlikte Ahirette hak ettikleri cezaya düçâr olsunlar!..

İşte bütün bu göstergeler mağlubiyet psikolojisinin sonuçlarıdır. Yukarıda da ifâde etmeye çalıştığım gibi, biz Devlet ve Millet olarak artık kabuğumuzu yırttık, çekirdeğimizi kırdık, ezilmişlik ve mağlubiyet psikolojisinden önemli ölçüde kurtulduk.

Keşke, şu İslâm ülkelerinin liderleri ve insanları da bu mağlubiyet psikolojisinden artık kurtulsalar da; Türk Devletinin ve milletinin önderliğinde, diğer Türk Cumhuriyetleri de dâhil olmak üzere birleşip, eskiden olduğu gibi adâlet ve merhamet temelli nice “İSLÂM İNSANLIK MEDENİYETLERİ”ni yeniden inşâ ederek Cihana sunsak daha iyi olmaz mı?

Allah’tan hiç umut kesilir mi?

Hayır, Allah’ın rahmetinden ancak kâfirler ümidini keserler!.. (Yûsuf Sûresi, 87. Âyet).

22 Mayıs 2021

İlhan AKAR

 

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İlhan Akar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.