Köprübaşı'nda 60'lı,70'li yıllara gidelim mi?

Köprübaşı’nda 60’lı, 70’li yıllara gidelim mi?

Altmışlı yetmişli hatta seksenli yıllarda Köprübaşı Elbistan’ın en hareketli bölgelerinden biriydi. En çok da belediyenin ön kısmından köprüye kadar olan kısım gece ve gündüz bir eğlence, alış veriş ve hatta sosyal iletişim alanı idi. Düşünün ki bir zamanlar eski hükumet konağının (şimdiki müze) ile belediyenin bahçesi AİLE ÇAY BAHÇESİ olarak düzenlenmişti...  

Cipler burada müşteri bekler, Potpotu’dan çocuklar, kadınlar kızlar günün her saatinde evlerine su çekerdi.

Bayramlar bu meydanda kutlanırdı. Askerler, milli bayramdan sonraki akşamla birlikte fener alayı düzenler, marşlar eşliğinde şehri gezmeye buradan başlarlardı. Resmi Bando ekibi ya bu meydanda ya da köprünün öteki tarafında konserler verirdi.

Sırtımızı heykele vererek durunca önümüzde uzayan caddenin iki yanını hatırlayalım: Sağ köşede ve hemen sonra ikişer katlı üstleri ev veya büro, altları dükkân olan iki Elbistan evi vardı. Köşedekinin altındaki dükkânlarda arzuhal (dilekçe/istida) yazan ve mühür kazıyan dükkânlar, birkaç avukat yazıhanesi, Foto Dilan ve rahmetli “Çakal” Mustafa’nın darabası tahtadan ve katlanarak açılıp kapanan bakkal dükkânı vardı. Ardada boşluktan sonra ikinci evin altında büro olarak kullanılan iki dükkân vardı, onların biri (bir zaman Av. Nurettin Erginöz’ün) avukat bürosu olarak kullanıldı. Daha sonra fırın vardı; fırının yeri eczahane de olmuştu. Sonra “Fillerin kahvesi” ve öte taraf dibinden arkadaki Saray Sinemasına giden dar yol vardı. Bu dar sokağın sol başında üzerinde leylek yuvası olan büyük bir söğüt ağacı, dibinde Halit’in, gazete bayii olarak açtığı dükkân ve sonra Ahmet Cinal merhumun tatlı ve pasta dükkânı olarak çalıştırdığı Ümmet ağabeyin de önünde dondurma yaptığı ahşap bir dükkân yer alırdı. Sonrası Gazipaşa İlkokulunun ön kısmındaki teneffüs bahçesi, okul ve okulun arka bahçesi. Bunları takiben nehre kadar geniş bir arazi vardı. Bu arazinin ortasında Ertenlere (Hacıhallerden iki kardeşe) ait birbirine bitişik iki konak vardı. Bunlardan yola yakın olanı Avcılar Kulübü, öte tarafındaki ise Öğretmenler Derneği olarak kullanılırdı. Bunların bahçesi yazları şehir halkının ve misafirlerinin nefes aldığı, gelip çay içmek, eş dost görmek, hatta oyun oynamak isteyen bunların bahçelerinde otururdu.

Kahvenin, fırının ve büroların arkasında söylediğim gibi iki, üç hatta beş filmin bir arada oynatıldığı, tamamen kerpiç yapılı Saray Sineması yer alırdı. Bir piyes, tiyatro veya konferans için salon gerektiğinde eğer Dilek Sineması ile anlaşılamamışsa burada icra edilirdi. Bunlar için başka hiçbir yer yoktu.

Caddenin sol tarafında ise birkaçı betonarme diğerleri ahşap olan sekiz on kadar dükkân vardı; kimi bakkal, kimi manav, kimi kahve, kimi berber dükkânı idi. Lokanta bile vardı. Hatta en sonuncu dükkân -ki bugünkü ekmek fabrikasının merdiveninin olduğu yerde- yetmişli yılların başında rahmetli Mustafa Çolakoğlu’nun avukat bürosu olmuştu.

Bu dükkânların arkası, boşluktu. Belki yetmiş yıllık dut ağaçları vardı. Onların altında neler yaşanmadı ki; cambazlar ip gerdi, hokkabazlar gösteri yaptı, halka attıran, hedeflere tüfek sıktıran çadırcılar yıllarca yer tuttu, ayı oynatıldı, göbeğinde taş kırdırma, memesine çatal iğne ile saat asma, sicimi ağzından sokup burnundan çıkartma gibi tek kişilik gösteriler yapıldı. Sonra masa topu (langırt) ilk buradaki bir tahta barakada arzı endam etti, ilk üç toplu bilardo yine burada çıktı karşımıza. Yazlık sinema buraya yani 2020’de yıkılan Emek sinemasının yerine yapıldı. Sonra kışlık sinema yapılınca yazlık sinema kışlık sinemanın öteki taraf bitişiğine taşındı. Yazlık sinemanın da kuzeye doğru ilerisinde bir kısmı ören olan, girişi dar bir kuytu yerde meyhane çalıştırıldı. Burası daha sonra bir kısım gençlerin bir nevi lokali gibi kullanılmaya başlandı. Herkes girip çıkamazdı...

Bayramlarda zafer takı bu cadde üzerine kurulurdu.

Darı, kestane, duzluca, tatlı, limonata, çekirdek satanlar ve ayakkabı boyacıları caddenin iki tarafında da dururlardı. Satıcılar gölgeyi takip ederek sabahları sık dikilmiş, uzun kavak ağaçlarının gölgelediği güney tarafı, ikindiden itibaren şimdi belediye kahvaltı salonu olarak kullanılan yerde -ki kavaklıktı, alt kısımları yazlık kahve olarak kullanılırdı- sıra sıra dikilmiş kavakların gölgesi için kuzey tarafı seçerlerdi.

O zamanlar köprünün korkuluk demirleri fazla yüksek değildi ve en üstte on, on iki santim eninde yatay demir vardı. Gençler üzerine otururlar gelip geçenleri ‘deatlerlerdi’. Aynıca caddenin de iki tarafına da bir buçuk metre arayla yapılan beton babaların arasına iki sıra kalın demirlerle korkuluk yapılmıştı. Bu korkuluk demirlerine de oturanlar çok olurdu.

Caddenin iki tarafı da bahçeydi. Yolun üst tarafı bir metre, aşağı tarafı bir, bir buçuk metre daha aşağıdaydı. Köprüden itibaren onlarca metre kavak ağacı sıralanmıştı. Bu ağaçların gölgelediği demirlerde de oturmak gençlerin ikindi sonralarındaki işlerdendi. Sonbahar gelince bu kavaklara konan binlerce serçenin çıkarttığı sesler, bazen o kadar çok olurdu ki durup dinlememek, sanki dallarda hiç boş yer kalmamış gibi koyu gri serçelere sevgiyle ve merakla bakmamak mümkün değildi. Sığırcıklar da göç zamanı ille bu kavaklara ve çevredeki tüm ağaçlara, tellere, radyo antenlerine, oluklara, süvüklere konarlardı.

Özellikle köprüdeki, bazen biraz daha ilerideki kaldırımın üstünde ikinci el Teksas, Tommiks, Kinova, Zagor, Retkit, Teks, Bonanza gibi yabancı, uyduruk, İngilizleri Kızılderililere karşı hep haklı ve Kızılderilileri vahşi olarak gösteren, resmen beyinleri zehirleyen reklam unsurları satılırdı. Sinemadan, maç ve mahalledeki oyundan başka eğlenecekleri bir şeyleri olmayan genç ve çocukların önemli bir kısmı bu kitapları tiryaki olmuş gibi okurlardı. Sonraları Karaoğlan, Tarkan, Kara Murat gibi yerli çizgi romanları satılmaya ve kiralanmaya başlandı. Kiralayanlar bu demirlerin üzerine oturarak satıcının gözü önünde okurlardı. Ciltli bir Tommiks veya Teksas kitabını 3 liraya satın almak yerine 50 kuruşa kiralayıp okumak mümkündü. Parası olduğu halde satın almak yerine evinde okumak isteyenler, 3 lira verip götürür, geri getirdiğinde kira bedeli düşülüp 2,5 lirası verilirdi.

NOT: Eksik ve yanlışlarım varsa lütfen tıklayıp açılan yazımın altına yorum olarak yazsınlar.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arif Bilgin - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.