ÇİN AŞISI VE TÜRKLER

Türkler ve Çinliler…

Tarihte Asya’yı birlikte paylaşan iki kadîm kavim!..

Yeryüzünde en eski medeniyetleri kuran ve insanlık tarihine armağan eden iki millet!..

Aynı zamanda sınırdaş olmaları sebebiyle birbirleriyle geçinemeyen ve sürekli kavga eden iki toplum!..

İkisi de savaşçı mı, savaşçı; ikisi de yaman mı, yaman iki devlet!..

Türk akınlarından korunmak için, korku belâsına kuş uçmaz, kervan geçmez dağlarda yapılan ve Dünyanın yedi harikasından birisi olan ünlü Çin Seddi!..

Buna rağmen seddi aşıp Çin ülkesinin içlerine ve saraylarına kadar akınlar düzenleyen savaşçı kavim Türkler!.. (Bu bağlamda ünlü edip, şâir ve Türkçü olan Hüseyin Nihal Atsız’ın “Bozkurtların Ölümü- Bozkurtlar Diriliyor” adlı kitapları roman tadında okunabilir).

Başka çıkar yol kalmayınca Türk akınlarını durdurabilmek için alımlı mı alımlı, çalımlı mı çalımlı sarışın Çin dilberlerini değerli hediyeler eşliğinde Türk hakanlarına gönderen çaresiz Çinliler!..

Ve nihayetinde Çinlilerin kurduğu tuzaklara düşüp parçalanan ve bağımsızlıklarını kaybederek Çin saraylarına esir düşen Türkler!..

Bütün bu olanlardan sonra Kül Tigin, Bilge Kağan ve Vezir Tonyukuk’un yazdırdığı ve Türk milletinin birlik ve dirlik içinde olmasının önemini sembolize eden ünlü Orhon yazıtları (kitâbeler)!..

Sonrasında tarihin cilvesi, Orta Asya’dan kalkıp Batıya doğru yapılan zorunlu göçler!..

Çinliler ise birliklerini muhafaza etmeyi başarabildikleri için, günümüzde neredeyse bir buçuk milyarlık bir nüfusa ve güçlü bir ekonomiye sahip dev bir ülke!..

Fakat ne acıdır ki; bağımsızlıklarını kaybederek halihazırda Çin esareti altında yaşayan ve şu an bile evlerinde ve toplama kamplarında insanlık dışı muamelelere ve işkencelere mâruz kalan, gerçekte “Doğu Türkistan”lı olup da resmiyette Çin vatandaşı olan, ama ne yazık ki acı ve gözyaşları içinde Kızıl Çin’in zulümleri altında inim inim inleyen milyonlarca Müslüman Türk kardeşlerimiz!..

Bütün bunlara karşılık; tarihin cilvesi midir nedir, tarihî düşmanımız olan Çinlilerden bir türlü kurtulamadık ve geldiğimiz noktada Covid-19 virüsü için Çin aşısına muhtaç olduk!..

Meseleyi İdeolojik açıdan değerlendirecek olursak işin ilginç tarafı; eski Maoculardan ve Kızıl Çin’in ezelî ve ebedî dostlarından ve sevdalılarından Doğu Perinçek, şimdi Türklerin düştüğü bu duruma bıyık altından kıs kıs gülmektedir herhâlde. Nasıl gülmesin ki; kendisi ve dostları “Türkleri Çin aşısıyla aşıladık, bundan sonra Türkler artık hiç  iflâh olmazlar” diye düşünmektedirler sanırım!..

Bu arada -çevremden duyuyorum-  milliyetçilik ideolojisine sahip olan bazı insanlar, kendilerince ilkeli davranıp “ben Çin aşısı olmam, ölürsem de ölürüm” diyerek aşı olmaya karşı çıkıyorlar.

İyi güzel de; meselâ aşı İngiltere’den, Fransa’dan, Amerika’dan gelse herhâlde aşı olacaklardı. Zâten çocukluğumuzdan beri olduğumuz aşılar, hep Batılı ülkelerden gelmiyor muydu? Şimdi bu açıdan düşünecek olursak, bu ülkeler Çin’den daha mı az  zâlimler? Bunlar mazlum milletlere az mı zulmettiler, az mı dünyayı sömürdüler? Eğer böyle ise, aynı duygu ve düşüncelerle neden bunların aşılarına da karşı çıkmadık da hepsinin aşılarını hem kendimize hem de çocuklarımıza kuzu kuzu yaptırdık. Yoksa Komünizm aşısı acıtıyor da, Kapitalizm aşısı çok mu tatlı geliyor!.. Şu zihniyete ve şu ideolojik yaklaşıma bakın hele!..

Kaldı ki; ölümcül derecede sağlık söz konusu olduğunda, canı kurtarmak için domuz eti yenilmesine dahi ruhsat vermişken İslâm. Çünkü İslâmiyet’te asıl olan can emniyetidir.

Ayrıca biz Müslümanlar olarak hani ilim Çin’de de olsa gidip alacaktık!.. Hani hikmet (ilim) mü’minin yitik malıydı, nerede görse almalıydı!.. “Olsun, bu sözleri peygamber söylemiş olsa dahi yine de benim ideolojime ters geliyor, ne pahasına olursa olsun yine de ben ideolojimden taviz vermem ve Çin aşısı olmam” demek nasıl bir anlayıştır Allah’ınızın aşkına!..

İdeolojilerin gözü kör olsun!.. İşte ideolojiler insanları böyle açmazlara, çıkmazlara düşürür ve akıl dışı  bir sürü iş yaptırır!..

Peki bir soru:

Türkler, Müslümanlar aşıyı buldu da biz mi yaptırmadık?

Demirel’in 70’li yıllarda sıkışınca kendi üslubunca; “-Memlekette benzin, mazot, gaz vâdı da ben mi içtim?” dediği gibi.

İşte işin acı tarafı bu!..

Birileri arılar gibi, karıncalar gibi durmaksızın çalışırken; bizler de Ağustos böcekleri gibi dans edip  twist yaparak eğlenirsek, yan gelip yatarsak, çok çalışıp üretmezsek; AR-GE, inivasyon, ilim-bilim, eğitime gereken önemi ve değeri vermezsek; tabii ki aşıyı da bulamayız, başka şeyler de yapamayız. Çok eski dönemlerden bahsediyorum. Şimdi ise; çok yeterli olmasa da eskiye nazaran iyiyiz, çalışıyoruz, bir şeyler yapıyoruz ve yakında da inşallah Türk aşısını üreteceğiz.

Bu vesile ile şunu da ifâde etmem gerekir ki; 60’lı -70’li yıllarda Amerika’nın kışkırtmalarıyla (zâten ABD’nin kışkırtmaları ve müdahaleleri ne zaman bitti ki!..) ülkücü-milliyetçi gençler, Rus ve Çin Komünizmine karşı yoğun bir mücadele verdiler. Sokaklarda yürüyüşler, mitingler yaparak ve sloganlar atarak ölümüne Komünizmle mücadele ettiler. Vatanseverlik duygularıyla ve iyi niyetlerle bu memleketin kurtuluşu için canlarını ortaya koydular. Ama yıllar sonra şöyle geriye dönüp bakıldığında, Amerika’nın çıkarlarına farkında olunmadan hizmet edildiği net bir şekilde görülmüş  oldu. Çünkü bu coğrafyada asıl olan Amerikan çıkarlarıydı ve  Amerika ustalıkla kurmuş olduğu tuzaklara sağcısıyla-solcusuyla Türk gençlerini bir şekilde düşürüyor ve bu gençleri Rus ve Çin Komünizmine karşı ileri bir karakol ve “Amerikan Muhafızları(!)” olarak kullanıyordu.

Ne yazıktır ki; tarihten ibret alınmadığı için bugün de benzer şeyler oluyor ama, bu kez aktörlerin ve figüranların renkleri, kimlikleri ve etnik yapıları değişiyordu.

Güya ideolojik olarak kapitalizmin bir numaralı düşmanı olduklarını iddia eden solun her türlü fraksiyonu, bölücü Marksist gruplar, etnik olarak Türk, Kürt ve sözde kendisini  Müslüman olarak niteleyen FETÖ mensupları ve bunlara destek veren her türlü kişi, grup, parti, sivil toplum örgütleri, yazarlar, çizerler, sanatçılar, akademisyenler, gazeteciler, aydın geçinenler, ne yazıktır ki milliyetçiliği ve Müslümanlığı kimseye bırakmayan bazı parti yöneticileri ve bunların hipnotize ederek uyuttuğu mensupları ve seçmenleri, yine aynı şekilde Amerika’nın bu topraklarda kurduğu tuzaklara düşüyor ya da düşürülüyorlar.

Yani zaman değişiyor ama sonuç hiç değişmiyor. Tuzağa düşürenler de aynı çevreler, düşenler de aynı çevreler. Peki bu böyledir diye, tuzağa düşenlerin hiç mi suçu yok, hiç mi kabahati yok? Var, var, olmaz mı; hem de nasıl var!.. Allah herkese akıl, fikir vermiş; yetmemiş uyarıcılarla da uyarmış. Bütün bunlara rağmen sen hâlâ bu uyarıları dinlemezsen, aklını kullanmasını bilmezsen, kılavuzunu da doğru seçmezsen; Allah daha çook tependen “pisliği” boca eder ne yazık ki, unutmayasın!..

Bütün bunlardan hareketle asıl şunu söylemeye çalışıyorum:

İşte 60’lı, 70’li yıllarda bu ülkenin gençleri sokaklarda slogan atarak Amerikan çıkarlarına farkında olmadan hizmet ederken, bugün de değişik biçimlerde birileri Amerikalılarla sarmaş dolaş olurken; bilesiniz ki Amerikalılar, İngilizler, Fransızlar, Almanlar ve diğerleri laboratuvarlardan, fabrikalardan, üretim tesislerinden, Ar-Ge çalışmalarından, inovatif araştırmalardan geri durmuyorlar, enerji ve mesailerini hep buralarda harcayarak ülkelerini her alanda kalkındırmaya çalışıyorlar. Doğal olarak tabii ki aşıyı onlar bulacak, tabii ki aşıyı onlar üretecekler; biz de birbirimizi yemekle meşgûl olduğumuz için, ne aşıyı bulup üretebileceğiz, ne de başka şeyleri…

O hâlde bu toprakların, bu mazlum milletin Müslüman Türk Evlatları (Türklük; etnik ve çatı kavram olarak kullanılmıştır, dolayısıyla bu kavram bu topraklarda yaşayan herkesi kapsar);

Sizlere sesleniyorum!

Aslınıza, neslinize, özünüze ve kendinize dönün!..

İşte o zaman göreceksiniz ki ne Komünist Çin aşısına, ne de vahşi kapitalizmin temsilcisi olan Amerikan aşısına muhtaç olacağız!..

Şüphesiz tercih sizin, sonuçlarına katlanmak da sizin!..

13 Mart 2021

İlhan AKAR

 

 

 

  

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İlhan Akar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.