BİR LİDERİN ANATOMİSİ

“Uzun Adam” !..

Rizeli, İstanbullu, Kasımpaşalı!..

Çocukluğunda İstanbul piyasasında simit satmış, su satmış; daha çocukken ayakları üzerinde durmayı öğrenip, özgüven sahibi olmuş!..

Toprak sahalarda top koşturup, mücadele azmi kazanmış!..

İmam-Hatip okumuş, maneviyatını beslemiş, ruh kazanmış, hitabetini geliştirerek hatip olmuş!..

Necip Fazıl’ın şiirleriyle büyümüş, şairin şahsında şiiri sevmiş, İstanbul’a âşık olmuş, dâva adamlığını öğrenmiş!..

Yetmemiş siyasete atılmış, hocası Erbakan’dan siyaset dersleri alarak çekirdekten siyasetçi olmuş!..

Sonra çok sevdiği Fatih’in şehri İstanbul’un şehremini olmuş!..

Daha sonraları içi koymayarak okuduğu bir şiir başına “belâ” olmuş, “Yusûfiye” medreselerinin müdavim talebelerinin arasına katılarak hayatının unutulmaz derslerini almış!..

Bu süreçlerden ve başına gelenlerden sonra; “hamdım, yandım, piştim elhamdulillah” demiş!..

Durmamış; çok sevdiği vatanına, milletine ve devletine vefa borcunu ödemek için yollara düşmüş!..

Erbakan hocasının başbakanlığı dönemindeki 28 Şubat sürecinde hocasına yapılan zulümlerden bir hayli ders çıkararak, içeride ve dışarıdaki konjonktürel mecburiyetten dolayı siyaseten ve zâhiren üzerindeki “millî görüş” gömleğini çıkarır gibi olmuş ama, yüreğinin derinliklerinde bu gömleğin daha yeşilini ve daha millîsini giymiş!..

Kelle koltukta, kefeni sırtında “Bismillah!” diyerek parti kurup, kaldığı yerden tekrar yola revan olmuş!..

Sırat köprüsü misâli uzun, ince ve dikenli  yollarda yürüdüğünün farkındaymış!..

Sonra Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı derken başına gelmedik kalmamış!..

Aslında temsil ettikleri zihniyetler açısından birbirlerinden nefret etmelerine rağmen, siyaseten ve konjonktürel mecburiyetten dolayı başlangıçta birlikte yol yürüdüklerine az kalsın postu deldiriyormuş!..

Hâlen de “durmak yok, yola devam!” diyen “Uzun Adam”, Mao’nun uzun yürüyüşü gibi uzun ve emin adımlarla yürüyüşünü sürdürmektedir...

Bu yürüyüşün nerede duracağı ve ne şekilde sonuçlanacağı da bilinmemektedir!..

Siyasî ve idarî hayatında vesayet odaklarıyla vuruşa vuruşa yol alan “Uzun Adam”, memlekette hatta dünyada yerinden oynatmadığı taş kalmamış!..

İyi mi yapmış, kötü mü yapmış; müfessir olan zaman elbette bunu apaçık gösterecektir… Tarih, sonuçlarıyla birlikte hakikatleri elbet bir gün yazacaktır. Hiç şüphe yok ki tarihin aynasına her şey bütün çıplaklığıyla yansıyacaktır!..

Ama sonuç ne olursa olsun şurası bir gerçektir ki; Türkiye’de ve dünyada taşların yerinden oynamasıyla birlikte herkesin foyası – boyası belli olmuş, cila sökülmüş makyaj dökülmüş, maske çıkmış yüz kalmış, şapka düşmüş kel görünmüş, kim samimi kim rol yapıyor bilinmiş; en azından taşların yerinden oynamasıyla herkesin safı belli olmuş, kimin nerede ve kimin yanında durduğu ortaya çıkmış ve bu cihetle turnusol kâğıdı görevini bihakkın yapmış!..

Partiler mitoz bölünme gibi bölünmüşler, amipler misâli çoğaldıkça çoğalmışlar, Nasrettin Hocanın kara kazanı gibi doğurdukça doğurmuşlar!..

Ancak bütün bu süreçler yaşanırken at izi it izine karışmış, kimin eli kimin cebinde belli değilmiş (belki de belli imiş)!..

Derken; taşları yerinden oynatan “Uzun Adam”a içeriden ve dışarıdan saldırılar ve “düşmanlıklar” arttıkça artmış, metafor olarak söylüyorum “Uzun Adam” Âdem misâli Cennet’ten çıkıp gelse, yine de O’na iyi demeyecekler ve bir İblis misâli hased eden, kıskanan ve çekemeyenler olacaktır, zâten de olmaktadır!..

Dünyada ve Türkiye’deki bütün taşları yerinden oynatan bu “Uzun Adam”ı yıkmak ve devirmek için, içeriden ve dışarıdan ittifak ederek birleşen FETÖ’sü metösü, hassosu hüssosu, bülosu sülosu, selosu perosu, sorosu ososu, kemosu merosu, temosu karosu, davosu babosu, aposu memosu, AB’si, ABD’si, Fransızı, İngilizi, Almanı, Rumu, Yunanı, İsraili, Ermenisi, Sisisi pisisi, Suudisi, BAE’si, Esedi mesedi ve daha bilmem neyin nesi gece gündüz, 7/24 kafa kafaya verip nice proje ve plân yapıyorlar ama henüz daha “Uzun Adam”ı  yıkmayı  beceremediler…

“Uzun Adam” ülke tarihinde görülmedik hizmetler yaptı, Türkiye’ye çağ atlattı. Modern yollar, köprüler, tüneller, tüp geçitler, hızlı trenler, havalimanları, üniversiteler, hastahâneler, toplar, tüfekler, füzeler, İHA’lar, SİHA’lar, helikopterler, uydular, gemiler, denizaltılar ve daha bilmem neler neler...

Anavatan, Yavru vatan, Mavi vatan derken içeride ve dışarıda ülkenin menfaatlerini savundu. Nasıl ki siyaset hocası “Savunan Adam” Erbakan’a yaşarken iyi demediler ve O’na yapmadıkları zulmü bırakmadılar, ama Hoca rahmetli olduktan sonra da günah çıkarırcasına “-meğerse Erbakan Hocamız ne de büyük ve millî bir lidermiş” diyerek timsah gözyaşı döktülerse; yine aynı şekilde talebesi olan “Uzun Adam”a da yaşarken iyi demiyorlar ve yapmadıklarını bırakmıyorlar. Hak vaki olduktan sonra talebesine de muhtemelen aynı muameleyi yapacaklar ama, bu trajikomik tiyatro riyakârlık ve iki yüzlülük sahnesinde oynanan duygusuz ve samimiyetsiz bir oyundan ve senaryodan öteye geçemeyecektir!..

“Uzun Adam” bir taraftan iyi niyet ve samimiyetle milletine bu güzel hizmetleri yaparken, diğer taraftan her fâni gibi bir takım stratejik hatalar ve yanlış uygulamalar da yaptı. (Şimdi bu cümleye gelene kadar yazdıklarımdan muhtemeldir ki her AK Partili memnun olmuş, yine muhtemeldir ki her AK Parti karşıtı da rahatsız olmuştur. Biraz sonra yazacaklarımdan ise muhtemeldir ki bu kez tersi olacaktır. AK Partili “fanatik partizanlar” rahatsız olacak, Sayın Cumhurbaşkanı’ndan nefret edenler ise pek memnun olacaktır. İşte bizim bu topraklardaki insanlarımızın ve siyasetçilerimizin açmazları ve çıkmazları bu noktada düğümlenmektedir. Yani kim olursa olsun; doğrusuna doğru, yanlışa yanlış; haklısına haklı, haksızına da haksız diyemiyoruz. Hâlbuki Allah’ın dediği gibi; en yakınlarımızın aleyhine dahi olsa doğruluk ve adâlet üzere şahitlik yapmak mecburiyetindeyiz.  İşte bundan dolayı bu toplumda siyaseten muazzam bir kamplaşma ve kutuplaşma görülmektedir. Bu kamplaşma ve kutuplaşma, sosyal dokudaki tüm alanlara ve bütün konulara sirayet etmektedir. Onun için bu durum ve bu gidişat pek hayra alâmet bir gidişat değildir).

“Uzun Adam”ın yaptığı stratejik hatalara ve siyasî bir lider olarak kişisel özelliklerine gelince;

1.       Kendisinin de zaman zaman itiraf ettiği gibi aile, eğitim, kültür ve sanatta yeterince başarılı olamadı.

2.       İnsan yetiştirmede ve ahlâksızlıkları önlemede sınıfı geçemedi. Çünkü fizikî yatırımlara öncelik vermeyi tercih etti. Buna rağmen yine de yaranamadı. Hâlbuki kaliteli insan gücü ve kadrolar olmazsa; yapılan yatırımlar, verilen emekler hep boşa gider. Sana da demediklerini bırakmazlar. Allah’ın Rasûlü Medine’ye hicret ettiğinde ilk yaptığı şeylerden bir tanesi neydi: Cihanı değiştirecek ve insanlığı dönüştürecek yiğit insanlar ve Müslüman âlimler yetiştirmek için “Ehli Suffa” açmak değil miydi?

3.       İmzaladıkları İstanbul Sözleşmesi’ndeki tuzaklara düşmekten “KADEM aile durumu” sebebiyle kendisini kurtaramadı ve atı alan Üsküdar’ı çoktan geçti. Bu sözleşme başına belâ oldu. Atsa atamıyor, satsa satamıyor!.. Bâzen toplumdan gelen baskı nedeniyle ve oy kaygusuyla esip gürleyerek; “-İstanbul Sözleşmesi Allah’ın âyetleri değil ya, gerekirse imzamızı geri çekeriz” diyor ama, bir türlü de bunu yapamıyor. Zâten bunu yapması da çok zor, çünkü bu sözleşmenin arkasında aile ve ailenin ittifak ettiği kadın ve kadın dernekleri var.

4.       KADEM, gıdım gıdım aileleri bitiriyor. Kadınlara yapılan pozitif ayırımcılık kulağa hoş gelse de, kadınların çok hoşuna gitse de; -maalesef hiç kimse farkında değil, farkında olsalar bile mahalle baskısından dolayı hiç kimse sesini çıkaramıyor; kör bir inatçılık ve kibriyattan dolayı bir türlü gerçeği kabûllenemiyorlar- bu ayırımcılık aileyi ve toplumu yavaş yavaş bitiriyor, çözüyor, temellerini sarsıyor, aile yuvalarını hızla parçalıyor, bölüyor ve dağıtıyor. Zâten adı üzerinde “ayırımcılık”!.. Ayırımcılığın pozitifi, negatifi mi olur? Ayırımcılık, ayırımcılıktır!.. Her ne sebeple ve her ne surette olursa olsun, hiçbir ayırımcılık  kabûl edilemez ve dahi savunulamaz. Kavram, etimolojik ve epistemolojik olarak özünde zâten haksız ve sıkıntılı bir vasfı barındırmaktadır. Devleti idâre edenlerden beklenilen şey, cinsiyetçilik açısından pozitif ya da negatif ayırımcılık yapmadan, bilâistisna herkese ve her varlığa adâletli bir şekilde davranmaktır. Aksi vârit olursa, varlığa zulüm olur. İnanmış bir Müslüman olarak, Allah’ın adâlet kavramından ne murad ettiğini çok iyi anlamak ve çok iyi kavramak gerekir. Zâten adâletle hükmedilirse rahatlıkla ve kolaylıkla herkes hakkını alacaktır. Onun için asıl olan popülist politikalarla şunun bunun hakları diye vurgu yaparak ve ayırımcı davranarak “hak” dağıtmaya kalkışmak değil, asıl olan ontolojik olarak Kâinattaki (Evren) canlı-cansız tüm varlıkların zâten özünde ve fıtratında var olan, aynı zamanda da yaratılış kanunlarıyla garanti altına alınan hakları korumak ve bu hakların dağıtımında da mutlak olarak adâleti tesis etmektir. Ancak “Uzun Adam” yakasını kadınlara bir kere kaptırmıştır. Kadınlar ve kadınların oluşturduğu mahallenin baskısından kendisini bir türlü kurtaramamaktadır. Çırpındıkça batmaktadır. Bu mahallenin önderliğini de KADEM ve türevleri yapmaktadır. Muazzam algı operasyonlarıyla, müthiş dezenformasyon yöntemleriyle sürekli olarak kadın hakları, kadın hakları; pozitif ayırımcılık, pozitif ayırımcılık; erkek egemen toplum, erkek egemen toplum diye diye; erkeklerin gözü aydın olsun, artık bu topraklarda “kadın egemen” bir devir başlamıştır!..

5.       Gelenekçi Müslüman kimliği ve siyaseten de oya muhtaç olması hasebiyle izlediği gelenekçi politikalar, geleneksel İslâm anlayışını besledi ve cübbeli-cübbesiz kişi, cemaat ve tarikatların önleri alabildiğine açıldı. Bu çevrelerin İslâm adına anlattıkları hikâye, masal ve menkıbeler, çağımızın gençlerini bir türlü ikna ve tatmin edemedi. Bütün bunlar olurken, İslâmiyet’in en önemli kaynağı olan Kur’an’dan beslenen bir İslâmî anlayışa gereken destek verilmedi, hatta bu anlayışa sahip olanların bir şekilde sesleri kesildi ya da kısıldı. Hâlbuki özelde gençleri, genelde de tüm insanları tatmin edecek sağlam deliller; ancak ve ancak Allah’ın kitabı Kur’an’da vardı.

6.       Ailesini ön plâna çıkarmada stratejik hata yaptı. Rahmetli Özal da aynı hataya düşmüştü. Bu yüzden kendisini ve kendisinin şahsında Devleti ve milleti çok yıprattılar. Mâlûm çevreler aynı yıpratmayı acımasızca ve ahlâksızca Sayın Cumhurbaşkanı için yapıyorlar. Ama Sayın Cumhurbaşkanı baştan buna zemin hazırlamayacak ve izin vermeyecekti. Tarihten ibret alınmazsa, tarih tekerrür eder! Çünkü bu topraklar siyaseten “hânedan” görüntüsünü kaldırmıyor ve bu görüntüye de artık hiç kimsenin tahammülü yoktur.

7.       “Uzun Adam”ın eleştiriden hoşlanmayan bir kişilik yapısı var. Aslında bu az-çok her insanda vardır ama; ülkeyi yönetenlerin daha hoşgörülü, daha anlayışlı ve daha tahammüllü olmalarında memleket açısından sayılamayacak kadar büyük faydaları vardır. Bu bağlamda Şeyh Edebâli’nin, yöneticilik sıfatları olarak Osman Bey’e olan nasihatını hatırlatmakta fayda vardır.

8.       Ayrıca “Uzun Adam”ın yöneticilik tarzı olarak “Tek Adam”lık vasfı da var. Bu vasıf, muhaliflerinin ve kendisine düşmanca tavır sergileyen bazı çevrelerin iddia ettiği gibi “diktatoryal” bir vasıf değil; daha çok karizmatik liderlerde görülen “otoriteryan” bir vasıftır. Aynen Mustafa Kemal Atatürk’te olduğu gibi. Belki de “Uzun Adam”da görülen bu vasıf, Mustafa Kemal’e göre şartların gereği olarak çok daha hafif ve yumuşaktır. Bu bağlamda Şevket Süreyya Aydemir’in “Tek Adam Mustafa Kemal” kitabını okumakta fayda vardır. Bütün bunlara rağmen, liderlerde görülen bu “tek adamlılık ve otoriterlik” vasıfları bu coğrafyalar için hiç de yabancı ve şaşırtıcı değildir. Çünkü bunlardan ve daha katılarından, bu coğrafyanın siyasî tarihinde bol bol vardır. Onun için bu konu; Sosyoloji, Sosyal Psikoloji, Siyaset Sosyolojisi ve Siyaset Tarihi gibi bilim dallarını ve uzmanlarını yakından ilgilendiren bir konudur.

9.       “Uzun Adam”ın iki yüzü var. Biri “merhamet” yüzü, diğeri “mağrûriyet” yüzü. Engelliler, çocuklar, yaşlılar, hastalar, yoksullar, depremzedeler, muhacirler (mülteciler) gibi toplumun dezavantajlı grupları söz konusu olduğunda; hemen merhamet yüzü devreye girer ve içeride-dışarıda hiç kimsenin yapamadığı ya da yapmak istemediği yardımları hiç düşünmeden yapar. Mağrûriyet yüzü devreye girdiğinde ise gözü hiçbir şey görmez, sürrealist bir atmosfer içine düşer; var mıdır bilmiyorum ama, işte o anda etrafındakiler cesurca “mağrûr olma ‘padişahım’ senden büyük Allah var!” demelidir. “Yüz” demişken, bu bağlamda Aytunç Altındal’ın “Three Faces of Jesus (Üç İsa-İsa’nın Üç Yüzü)” adlı kitabını ile Mustafa İslâmoğlu’nun “Üç Muhammed İki Tasavvur Bir Gerçek” adlı kitabını okumakta fayda vardır.

10.   “Uzun Adam” son derece “pragmatik” bir liderdir. Çekirdekten yetişme bir siyasetçidir. Siyaset arenasında ve satranç oyununda usta bir oyuncudur. Zâten bu topraklarda, bu Ortadoğu coğrafyasında pragmatik bir siyasetçi, usta bir oyuncu olamazsanız ayakta kalamazsınız. Çünkü bu coğrafyada zemin oldukça kaygan, insanlar bir o kadar güvenilmezdir. Bu coğrafyanın sosyolojisi ve siyasi tarihi böyledir. Peygamberlerini dahi çarmıha geren, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Hüseyin ve daha nice masum canları katleden insanların yaşadığı bu coğrafyada “ihanet” her daim kol gezer!..

Son Söz:

Sevgili ve saygıdeğer okurlarım; doğruyu söyleyeni ne yaparlarmış?!.. Hem yalnız bırakır hem de dokuz köyden kovarlarmış!.. Çünkü bu coğrafya nasıl bir coğrafyaydı? İşte böyle bir coğrafyaydı!..

06 Mart 2021

İlhan AKAR

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İlhan Akar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.