ÜNİVERSİTE EĞİTİMİNDE DEMOKRATİK HAKLAR VE AHLÂKÎ DEĞERLER

Makalenin başlığındaki kavramlara tek tek odaklanacak olursak, bunların bir ülke için, bir toplum için, bir ülke ve bir toplumdaki gençlik için ne denli hayâtî bir öneme haiz olduğu herhâlde herkes tarafından kabûl edilebilecek bir gerçekliktir. Hele de bu ülke Türkiye ve bu toplum da Türk Toplumu olursa!.. (Burada “Türk” kavramı hem etnisite hem de çatı kavram olarak kullanılmıştır. Yoksa etnik aidiyet itibariyle herkesin etnik kökenine saygı esastır).

Bu bakımdan bu kavramların önemine dikkat çekmek için, hepsini bir kez daha ayrı ayrı vurgulayarak yazmak istiyorum:

Üniversite – Eğitim – Demokrasi – Hak – Ahlâk – Değer.

Öncelikli olarak makalenin başlığından da hareketle bu kavramların kısa tanımlarını yapacağım,  daha sonra da ortaya koyacağım alt başlıklarla meselelerin kısa kısa analizlerini yapmaya gayret sarf edeceğim.

Üniversite: Özgün ve orijinal olarak düşünce, fikir ve bilimin üretildiği merkezler.

Eğitim: Pedagojik olarak talebede (bireyde-öğrencide) davranış değişikliği meydana getirme süreçleri.

Demokrasi: Siyasal ve toplumsal katılım yoluyla ve temsilcileri aracılığıyla halkın kendi kendisini          yönettiği rejimin adı.

Hak: Temel insan hakları bağlamında, insan denilen varlığa ontolojik olarak ve eşit bir şekilde dağıtılan her şey.

Ahlâk: Eşref-i mahlûkat ve ahseni takvîm olarak yaratılan insana, insan olmanın gereği olarak Hâlik (Allah) tarafından yüklenen iyi ve güzel sıfatların tamamı.

Değer: Varlıklar âleminde özel ve zorunlu olarak sadece insanda bulunması gereken sıfatlar, hâller.

Kavramların bu kısa tanımlarından sonra, şimdi artık alt başlıkların analizlerine geçebiliriz.

Okumak ve Eğitim Görmek:

İnsan okur! Çünkü ilk emir “Oku!”dur. “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” Elbette ki olmaz!.. O hâlde her insan okumalıdır ve dahi okumak mecburiyetindedir. Çünkü hakiki mânada insan olmanın ontolojik olarak gereği ve değeridir okumak!..  

Ama nasıl okumak? “Sırtında kitap yüklü merkepler”e dönüşmüş bir hâlet-i rûhiye içinde mi ya da “epistemolojik esaret”e dönüşmüş “mâlûmatfurûş”  şeklinde mi okumak? Yoksa İlâhî kanunlara (Sünnetullah) uygun bir şekilde, “oluş ve bozuluş” (kevn ve fesat) yasaları çerçevesinde varlığın künhüne vâkıf olarak mı ve yine aynı şekilde eşyanın tabiatına nüfuz etmek sûretiyle Kâinatı tefekkür ederek mi okumak? Hangisi? Hangisini tercih edersiniz?!..

Ne var ki; okumak ve eğitim görmek temel bir insan hakkıdır ve bu hak hiçbir sûrette engellenemez, yasaklanamaz, ket vurulamaz ve dahi devredilemez…

Eğitimde Hoca Talebe Münasebetleri:

Eğitim târihimizde ve ilim geleneğimizde hoca-talebe münasebetlerinin müstesna bir yeri vardı bizim  târihimizde. Çünkü âlimlerin (hocaların) husûle getirdikleri ilmin kaynağı Âlim olan Allah’a atfedilirdi  ve bu bağlamda ilimle iştigâl eden âlimlere de çok değer verilir, saygı duyulurdu.

İşte bu yüzden zihniyet ve mecâzi bir deyim olarak  “bir harf öğretene kırk yıl köle olunur”, ilmin hatırına “sora sora Bağdat bulunur”, “İlim Çin’de de olsa gidilir alınır” ya da “bir suâlin cevabını bulmak için Endülüs’ten kalkılır, Hicaz’a varmak için altı ay yol yürünür, altı ay da sıra beklenirdi”…

Talebe ise, ilim öğrenmeye ve terbiye görmeye (eğitim almaya) tâlip olan kimsedir. Terbiyenin (eğitimin) kaynağı da “Rabb” olan Allah’tır. Çünkü terbiye kavramı hem lugâvî hem de ıstılâhî olarak Rabb’dan neşet eder.

İşte ilim üreten ve ilim öğreten âlim ile, ilim ve terbiye (eğitim) öğrenmek ve almak isteyen talebe arasındaki münasebet, ilmin de terbiyenin de kaynağı aynı ve tek olan merkezde (Allah) birleşince; o zaman bu münasebet her iki taraf için de takdire şayan oluyor ve çok kıymetli bir değer buluyordu. Bu vesile ile talebeler de hocalarına saygıda kusur etmiyorlardı.

Ya şimdi?

Şimdinin ve bu sorunun cevabını saygıdeğer okurlarımın derin ferasetine ve engin tefekkürlerine havâle ediyorum.

Toplumsal ve Kültürel Hayatımız:

Faili insan olan vahşi kapitalizm ve ondan doğma olan modernizm ile birlikte toplumsal, kültürel ve aile hayatımız alt-üst oldu. Artık biz, biz değiliz!.. Çünkü bizi biz yapan değerlerimiz buharlaştı yok oldu. Daha doğrusu ifsada uğradı. Batıya özenti her şeyimizi mahvetti. Çocuklarımızı, gençlerimizi, oğullarımızı, kızlarımızı ellerimizden aldılar. Millet olarak, toplum olarak fazla bir şey yapamadık. Karşı koyamadık. Çünkü İslâm toplumları olarak biz son yüzyıllarda eğitimde, bilimde, teknolojide, ekonomide, sanatta yoktuk. Onun için hiçbir konuda doğru-dürüst çözüm üretemedik ve yenildik!..

Bu bakımdan bırakalım Batıyı, asıl suçlu olan biziz!.. Bunu inkâr etmenin, gizlemenin, üzerini örtmenin, sorunları halının altına süpürmenin hiçbir faydası yoktur! Kendimizle yüzleşmenin vakti gelmiştir ve başka çaremiz de yoktur! Nerede, nerelerde hata yaptık? Toplum olarak kendimizi sorgulayıp özeleştiri yapmak zorundayız. Yoksa çözüm hiçbir zaman gelmeyecektir…

Hayat boşluk kabûl etmez! Siz boş bırakırsanız birileri gelir mutlaka doldurur. Uzun yıllardır hayatın her alanında boşluklar bıraktık. Bir zamanlar bütün dünyaya ilim, medeniyet, insanlık, edep, âdap, terbiye, hayâ, ahlâk dersi verirken; ne oldu bize de ahlâksızlıkta, hayâsızlıkta dünyayla yarışır olduk!..

Suçlu biziz!.. Çalışmadık, üretmedik, tembellik yapıp yan geldik yattık!.. O zaman ey suçlu! Ayağa kalk ve hesap ver!..

Bunları söylerken hiç kimseye karamsarlık duygusu aşılamak istemiyorum. Sadece gerçekçi davranıp sosyolojik  ve sosyal psikolojik açıdan bir analiz yapıyorum. Yoksa ne pahasına olursa olsun mücadele azmimizi yitirmeyeceğiz, titreyip kendimize döneceğiz ve şanlı târihimizdeki devasa aslımıza rücû edeceğiz!.. Bunun başka yolu yoktur. Yiğit düştüğü yerden kalkarmış! Zâten kalkıp doğrulmaya başladık bile!..

Demokratik Haklar Görüntüsü Altında Yapılan Saygısızlıklar:

Genelde eğitim almak, hele de üniversitelerde eğitim görmek temel insan hakları bağlamında demokratik ve ontolojik bir haktır. Ama bu hak hiçbir zaman tek taraflı değil, çift taraflıdır. Kim olursa olsun (öğrenci-öğretim üyesi) -eğitim alanlar ve eğitim verenler açısından- başkalarının haklarını sınırlayamaz, engelleyemez, demokratik haklar ve özgürlükler adı altında ve bu kavramların büyülü câzibesine kapılarak başkalarının haklarına da saygısızlık yapamaz. Hele de bunlar yönetici hocalarınız ve ders hocalarınız olursa!..

Boğaziçi Üniversitesi’nde olanlardan ve yapılanlardan bahsediyorum.

Düşünebiliyor musunuz? Anayasa ve yasalara uygun olarak atanan bir rektöre yapmadığınızı bırakmayacaksınız (adaylığını koymuş partili bir rektörü üniversiteler için uygun görmememe rağmen), makamını ablukaya alıp çalıştırmayacaksınız, hocalar üzerinde baskı kurup rektör yardımcılarını ve diğer yöneticileri seçmesine mâni olacaksınız, size rağmen atanan rektör yardımcısının makam odasının kapısına “Utanmıyor musunuz!” yazısını asarak mobbing (yıldırma) uygulayacaksınız ki bu suçtur, bu yöntemle görev almak isteyenleri de baskı altına alacaksınız, ondan sonra da kalkıp demokratik haklardan, özgürlüklerden, liberalizmden, çağdaşlıktan, modernlikten, uygarlıktan, bilimsellikten, haktan, hukuktan, Boğaziçililerin ne kadar da insancıl, hoşgörülü ve farklılıklara saygılı davrandıklarından bahsedeceksiniz!.. İnanın ki, hiç inandırıcı değilsiniz!.. Sizin bu yaptıklarınız karşısında bu söylediklerinize kargalar bile güler!.. (Her zaman olduğu gibi istisnaları tenzih ederim).

Üstüne üstlük, yeni seçilen rektör yardımcısı bir de sizin ayağınıza kadar gelecek (protesto standınıza), sizinle konuşmak , dertleşmek, sizi dinlemek isteyecek; siz de kalkıp O’nu hem dinlemeyeceksiniz, O’nunla konuşmayacaksınız hem de  O’na yapmadığınızı bırakmayacaksınız ve yetmezmiş gibi bir de hocanızın arkasından “yuh!” çekeceksiniz. Demokrat, çağdaş, modern, özgürlükçü öğrencilere bakın hele! Hocalarına ne kadar da saygılılar değil mi? Allah’ım aklıma mukayyet ol!..

Biz geçmişteki eğitim hayatımızda hocalarımıza karşı hiçbir zaman böyle bir saygısızlık yapmadık! Son derece saygılı ve terbiyeli davranırdık! Onun için nedeni ne olursa olsun bu yapılanları tasvip etmemiz mümkün değildir! Bu ne menem bir şeydir Allah’ınız aşkına!..

Ayrıca üniversitenin bahçesinde toplanan bazı gençler, sanırım ellerinde içki şişeleri, kimileri bellerine kadar soyunmuş, genel ahlâka mugayir bir vaziyette vur patlasın çal oynasın havalarında!..

Gördünüz mü olanları, eyy yüce ve necip Türk Milletinin Müslüman Evlatları!.. Siz sanıyor musunuz ki diğer üniversiteler bundan pek farklıdır. Nasıl beğendiniz mi Müslüman Türk gençlerini? Nasıl beğendiniz mi çocuklarınızın ve evlatlarınızın hâllerini? Gelinen noktaya razı mısınız? Eğer razı iseniz,  haydi gözünüz aydın olsun!.. O zaman gençlerinizin ve evlatlarınızın hayrını görün!..

Sözün Özü:

Değerler aşındı, yoz bir kültür ve bohem hayatı öne çıktı. Gençlik yozlaştı. Nereden nereye gelindi. Bu yozlaşmanın ve bohem hayatın asıl müsebbipleri özünde gençler değildir. Asıl müsebbipler, anneler-babalar ve yetişkinlerdir. Ünlü Pedagog J.J. Rousseau’nun dediği gibi; “Bu toplum Emile’i bozdu. Onun için Emile’i tabiata -yani doğasına, fıtratına- döndürmek gerek!”. Yine ünlü Sosyolog Auguste Comte’un dediği gibi; “Bireyin davranışını içinde yaşadığı toplum belirler”. Ya da herkesin bildiği gibi sıvı bulunduğu kabın şeklini alır.

Bu bakımdan gençlerin bozulmasının asıl müsebbipleri toplumun tüm kesimi ise eğer, o zaman toplumun bütün kesimleri özeleştiri yapıp hesap vermelidir ve “Ey suçlu! Ayağa kalk, hesap ver” denilmelidir.

Bütün bu olanları ve yaşananları daha iyi anlayabilmek için, Mümtaz Turhan’ın “Cemiyet İçinde Fert” adlı Sosyal Psikoloji karakterli kitabı ile George Orwell’ın “Hayvanlar Çiftliği” kitabını okumakta fayda vardır.

Son sözüm de yüksek müsaadeleriyle Sayın Cumhurbaşkanına:

Sayın Cumhurbaşkanı!

Bu ülke için, bu millet için, bu vatan için - kim ne derse desin- gece gündüz, kış yaz demeden çalışıp duruyorsunuz. Alt yapı - Üst yapı derken, ülkeye hizmette bir numarasınız. Bu konuda kimse elinize su dökemez. Oradan oraya koşar, dinlenmek nedir bilmezsiniz. Allah nazardan saklasın, bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjiye sahipsiniz. Politik mülâhazalardan, ideolojik yaklaşımlardan, kişisel husûmetlerden, nefret duygularından ve önyargılardan uzak bir şekilde ve hakkaniyet ölçülerinde söyleyecek olursak; Türkiye’ye bir kez değil, birkaç kez çağ atlattınız! Nice modern yollar, tüneller, köprüler, hava limanları, hastâhaneler yaptınız ve üniversiteler açtınız. İHA’lar, SİHA’lar, tanklar, toplar, gemiler, denizaltılar, füzeler, helikopterler derken; pek yakında gökyüzünde millî muharip uçaklarımız, uzayda gemilerimiz olacak. Herhâlde bu gidişle uzayın derinliklerinde nice maceralara atılacak, gezegenler arası yollarda seyrü sefer yapacağız!.. “Müslümanlaşmış Göktürkleri” yeryüzünde kimse tutamayacak, uzayın yeni Fâtih’leri artık biz olacağız!..

İyi güzel de Sayın Cumhurbaşkanım; yaptığınız yollardan, inşa ettiğiniz köprülerden, açtığınız tünellerden, kurduğunuz hastahâne ve üniversitelerden, ve daha nice modern hizmetlerden; sizin dediğiniz gibi en çok muhalifleriniz, sizden en çok nefret edenler ve size en çok “düşmanlık” yapanlar yararlandığı hâlde; yaptıklarınızdan dolayı size teşekkür edecekleri yerde, inanın ki fırsatını bulsalar sizi bir kaşık suda boğacaklar!..

Neden böyle oluyor, fırsat bulup hiç düşündünüz mü?

Çünkü siz alt yapıyla, üst yapıyla uğraşırken, her yere “ben” koşturmalıyım derken, hatta kıymetli zamanlarınızı sinema açılışlarında bile harcarken; okullarda, üniversitelerde, televizyonlarda, cafelerde, barlarda, pavyonlarda, gazinolarda, beş yıldızlı otellerde ve daha bin bir çeşit karanlık mahfillerde birileri bu ülkenin körpe beyinlerini, masum çocuklarını ve tecrübesiz gençlerini bu milletin sahip olduğu değerlerin tersine ve bu toprakların sahip olduğu ruh köklerinin aleyhine devşirmeye çalışıyor ve bu konuda yoğun bir şekilde mesai harcıyorlar.

Siz, fizikî yatırımlara ayırdığınız zamanı ve bunlara verdiğiniz önemi, insan yetiştirme düzenimize ayırıp vermezseniz, yetişmiş insan gücünün ve yetişmiş kadroların bir ülkenin geleceği için ne denli önemli olduğunu kavrayıp bunlara yeterince yatırım yapmazsanız (eğitime ayrılan mâli pay ve fizikî yatırımlardan bahsetmiyorum), FETÖ-METÖ meselesinde olduğu gibi çocukları ve gençleri başkalarının ellerine bırakırsanız; sizin her vesile ile söyleyip itirafta bulunduğunuz gibi; aile, eğitim, kültür ve san’at meselelerinde sınıfta kalır, kaçınılmaz olarak başarısız olursunuz!..

O zaman da çocuklarımızı ve gençlerimizi başkalarına ve kötü niyetli gruplara kaptırmaktan kurtulamayız. Ondan sonra da yan ağla, dön ağla mersiyesini terennüm eder dururuz!..

Unutulmasın ki yapmak zor, yıkmak kolaydır! Akif’in dediği gibi; “ Hadi gel yıkalım şu Süleymaniye’yi desen, iki kazma kürek, iki de ırgat gerek, Ancak hadi gel yapalım şunu geri desen, bir Sinan bir de Süleyman gerek!”.

Zaman bir hayli geçti, atı alan Üsküdar’ı da geçti ama; yine de zararın neresinden dönsek kârdır! Unutulmasın ki fırsat bir kez ele geçer, bir daha da ele geçer mi bilinmez!.. Hâ, bu işler senin sandığın gibi o kadar kolay mıdır ey İlhan hoca derseniz eğer Sayın Cumhurbaşkanım, ben de derim ki; evet haklısınız, ben de biliyorum elbet kolay olmadığını, bir neslin kolay yetişmediğini ve zaman aldığını ama tekrar hatırlatıyorum; zaman bir hayli geçti!..

O zaman karar vermek lâzım; öncelik kaliteli insan mı yetiştirmek, yoksa yol vs. mi yapmak? Yanlış anlaşılmasın, bayındırlık hizmetleri elbette ki olacak; ancak hangisi daha öncelikli olacak? Tabii ki  yapılan tercihlerin sonuçlarına katlanmak şartıyla ve zâten yapılan tercihlerin sonuçları da ortada!..

Peki bu iş olacaksa, nasıl olacak?

Bu iş, cübbelilerin-cübbesizlerin temsil ettikleri anlayış, zihniyet ve misyonla olmaz; bu iş ancak yine Akif’in dediği gibi; “Kur’an’dan alarak ilhamı, ‘bilim dairesinde’ asrın idrakine söyleterek İslâm’ı!” fehvasınca ve düsturunca olabilir!..

Unutulmasın ki; gençleri bu akıl, bilim, bilişim ve iletişim çağında sağlam deliller olmazsa, çağdışı kalmış uyduruk hikâye, menkıbe ve masallarla avutmak ve ikna etmek mümkün olamayacaktır!..

Biline!..

27 Şubat 2021

İlhan AKAR

 

 

 

 

 

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İlhan Akar - Mesaj Gönder

# yol

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.