KAPKARA BİR YIL : 2020

           Daha önce yazdığım bir anımda unutulmayanlardan bahsetmiştim. Yani aradan onlarca yıl

geçmesine rağmen unutamadıklarımdan. 1968-70 yılları arasında Ankara Ü. Hukuk Fakültesi'nde

okumuştum. O dönemde okul ve kaldığım yurtlardan tanıdığım canım arkadaşlarımdı.  Bunlar;

           Mustafa Gül: Gül gibi bir delikanlıydı Pazarcıklı hemşerim. Babası memuriyeti sebebiyle liseyi

Elbistan'da bitirmiş, Hukuk fakültesini başarıyla tamamlamış, Van'ın Muradiye ilçesine C. Savcısı olarak atanmıştı. K.Maraş'ın o kanlı olaylarından sonra da Tunceli'ye ölüme yollanmış ve kızıl kurşunlara hedef olmuş, biricik yavrusu yetim kalmıştı. Şehadetine kadar irtibatımız hiç kesilmemişti. K.Maraş'ta çalıştığım yıllarda Yukarı Pazarcık'taki mezarını defalarca ziyaret etmiş, oğlu Afşin'in mezarını yaptırmasından dolayı da sonsuz  mutluk duymuştum.

           Murat Sungur: Elazığ'lıydı bu canım kardeşim. Ben tekrar sınavlara girip Ankara Hukuk

Fakültesinden ayrılıp İ.Üniversitesi Orman Fakültesine kayıt yaptırdığım zaman mektupla yetinmemiş

ziyaretime gelmişti. Murat'ım muradına erememiş ve okulunu bitiremeden bir trafik kazasına kurban

gitmişti. 

           Mikâil Dündar: İnsanlık timsali bu canım arkadaşım. Ben İ.Ü. Orman Fakültesine geçtiğim zaman

Fakültemin rozetini özel olarak, altın ve oltu taşından yaptırarak bana yollamıştı. Bunun beni ne kadar

mutlu ettiğini anlatamam. İşte bu altın kalpli kardeşim okulunu bitirip memleketi Ardahan'a eczane

açmasından kısa bir süre sonra acı haberi geldi. O'da muradına eremeden kanser illetine yenik düşmüştü.

           Ve Kürşat Özkan: Iğdır'ın bu yiğit delikanlısı da Ankara Hukuk fakültesinin Ülkü Ocakları başkanı

idi. İstanbul' a giderken bana yardımcı olabilecek bazı arkadaşların isimlerini vermişti. Okulunu bitirip

avukatlığa başlamıştı. Bir süre sonra çok acı bir olayla basının günlerce konusu olmuştu. Kürşat, Büyük

Ankara Otelinde İst. Tic. Odası Başkanı Niyazi Adıgüzel'i, gazeteci Mevlit Işık'ı ve bir kişiyi daha öldür-

dükten sonra kendisi de intihar etmişti. Sebebini Allah ve onlar bilir. Bizim için meçhul.

           İşte 2020' de unutamadığım bu acılara benzer acılar yaşattı bana.

           Önce dostluğumuz ve kardeşliğimiz yıllara dayanan Recep Trabzonlu kardeşimi kaybettik. Recep

 aslen Elbistan'lı olup çok eskiden  K.Maraş'a yerleşmişlerdi. Güneşli mahallesinde Güneş kabilesinin

yeğeniydi. Çok iyi bir karateci, judocu ve aynı zamanda bu sporların hocası ve hakemiydi. Profesyonel

sanatçılar kadar saz çalıp türkü söylerdi. Genç yaşta amansız ve çaresiz bir hastalığa yakalanmıştı.

Ellerinin ve ayaklarının sinirleri ölmeye başlamıştı. Ellerini kullanamaz ve tek başına yürüyemez hale gelmişti. Maraş'ta çalıştığım yıllarda belli zamanlarda evinden alır, sevdiği müzikleri dinleterek şehirde 

birkaç tur attıktan sonra evine bırakırdım. Emekli olup  ta Elbistan'a yerleştiğimde O'da akrabalarını  ziyaret için ( hanımı da Elbistan'lı) geldiğinde arar, ben de kaldığı evden alır, şehir turu yaptırır, dostlarını ve akrabalarının mezarlarını ziyaret edip dualarımızı okuduktan sonra bir yerlere oturup geçmiş günlerin muhabbetini özlemle yapardık.

           Yine Elbistan'a gelmişti, aradı. Kaldığı evden aldım kardeşimi. Şehir turu bittikten sonra bir yere

oturup yine eski günleri yâd ettik. Dostlarını, akrabalarını ve mezarlık ziyaretlerini tamamlayıp kaldığı

eve bırakacaktım. Sanayi sitesinde ki bir akrabasının yanında çok oyalandık, muhabbet uzun sürdü, havakaradı.. Mezarlık ziyaretini ertesi güne erteleyerek kaldığı eve bıraktım.

           Sabahleyin akrabalarından aradılar; canım kardeşimi kaybetmişiz. Ne hâle geldiğimi siz düşünün

artık. Sanki ruhunu burada teslim etmek, vedalaşmak, rızkını toplamak ve helalleşmek için  gelmişti. Çocukları Maraş'a götürüp defnettiler. Son görevimi acılar içinde kıvranarak yaptım. O'da yıllardır bir birini göremeyen dostlarını bir araya getirerek son görevini yapmıştı. Ve unutulmazlarıma bir unutulmaz daha eklenmişti. Nur içinde yat canım arkadaşım. Cennet mekânın olsun.

           Bir müddet sonra köylümüz ve analarımız da teyze çocuğu olan Celal Kaya'yı kaybettik. Celal, kendine has değer yargıları olan dürüst, mert,  yalandan ve riyadan hoşlanmayan idealist biriydi. Termik santralden emekliydi. Çalıştığı süre de eğilmemiş, bükülmemiş, seksen öncesinin sıkıntılarını çekmiş, haksız sürgünlere maruz kalmıştı. Son zamanlar da önemli sağlık  sorunları yaşıyordu. Yaşça benden küçüktü ama müşterek geçmişimiz vardı. Çocukluğumuz aynı dağlarda kalmıştı. O'nunla geçmişe dönük muhabbetimiz çok hoşuma giderdi, çünkü o günleri paylaşacak çok az insan kalmıştı. Çocukluğumu ve köyümüzü bulurdum muhabbetlerimiz de. O' da ' iyi atlara binip giden iyilerin' yanında yerini erken almıştı. Bana da bu kardeşimi hasret ve rahmetle anmak kaldı. Nurlar içinde yatasın canım arkadaşım.

           Celal'in uçmağa varmasından çok kısa bir süre sonra köylüm( Fakioğlu köyü)  ve çok sevdiğim

Hamit Yücel'i günümüzün o melun illetine genç yaşta kurban verdik. Hamit, rahmetli ve çok saygı duy-

duğum rahmetli Halit amcanın oğlu, köyümüzün muhtarı Mehmet'in de abisiydi. Dili tatlı, yüzü güleç

ekmeğini taştan çıkaran biriydi. Edepli, terbiyeli, saygıda kusur etmeyen, Halit amcaya yakışan örnek bir evlattı. Acele etti, acı bıraktı. Unutulmazlar arasında ki yerini erken aldı. Nur içinde yatsın. Hamitçiğim; seni, hürmetini, edebini hiçbir zaman unutmayacağım. Unutulmaz acılarıma bir acı da sen ekledin.

           Ve canım, ciğerim Arife Teyzem... Celal ve Hamit'ın acıları tazeliğini hâlâ muhafaza ederken bana anamdan daha çok emeği geçen canım, ciğerim teyzemin acısıyla yüz yüze kaldım. Teyzem aynı zamanda rahmetli babamın amcasının oğlu rahmetli Taşo Amcamın da hanımıydı. Teyzemler bizden önce Elbistan'a göçmüşlerdi. Ben de ilkokul üçüncü sınıfa teyzemin yanında devam etmiştim. Bilahare diğer Amcamızın oğlu; Ramazan Kuş, teyzemin biricik oğlu Doğan Kuş( şimdi ikisi de doktor) ve ben liseyi İstanbul'da( Kabataş Lisesi) okurken ev tutmuştuk, teyzem de bizimle kalırdı. Yıllarca kirimizi, pasımızı temizledi, yedirdi, içirdi. Tek evladı olan Doğan'dan bizi hiç ayırmadı. Tabii ki bunda benim anamı küçük yaşta kaybetmemin ve öksüz kalmamın payı da vardı. Aradan yıllar geçti. Ekmek kavgası her birimizi bir tarafa savurdu. İstanbul'da oğlunun yanında kalıyordu. Her telefon ettiğimde Gözlerim

dolar, boğazım düğümlenirdi. Gürün şivesiyle "Feyzum" demesi yüreğimi parçalardı. Yaşlandığı için

bu sım sıcak sesi bir daha duymama korkusuyla yaşardım. Ve bir gün bu acı gerçekle karşı karşıya

kalmıştım. Oğlu arayıp ta teyzemi kaybettiğini söylediğinde dilim tutuldu, konuşamadım. Teyzeciğim

Rabbi'ne kavuşmuştu. Fatihay'la onu anmak, unutmamak, Anısını yaşadığım sürece yaşatmak ta benim boynumun borcuydu artık. Nur içinde yat canım "TEYZEM." Unutulmazların baş köşesinde yerini ayırdım. Buluşmak üzere…Hoşça kal…

           Ve bu katmerli acının üzerinden bir ay bile geçmeden günümüzün "zalim illeti" acımızı kat kat

artırdı. Benim küçüğüm, kardeşim Hasan'ı aldı elimizden. Hasan bu güne kadar tanıdığım en idealist

insanlardan biriydi. Kardeşim olduğu için duygusal davrandığımı sanmayın. Ülkücü Hareketin en zor

zamanlarında görevler üstlenmişti. Benim konuya ilişkin en küçük eleştirilerime bile tahammül edemezdi.

Rabb'im  erken aldı onu elimizden. Zalim illete yakalandığı zaman bile onu kaybedeceğimize hiçbir zaman inanmadım. Ta ki kardeşim Yemliha'nın; "Abi mezarlıktayız yer bakıyoruz diyene kadar. Oğullarının üçü de tıp doktoruydu. Biri doçent, biri uzman hekim, biri de okulunu yeni bitirmiş pratisyen hekimdi. Onlar da derdine derman olamadılar. Kendisi uçmağa vardı, acısı bizlere kaldı. Hayatı boyunca hiç kimseyi kırmayan, incitmeyen canım kardeşim; mekânın cennet olsun. Peygamberimizden feyiz alan sahabelere komşu olursun inşallah. Tüm atların iyisine binip giden bütün iyiler gibi sen de dört nala gittin. Önünde biz varken acele ettin, ablamla benim sıramızı aldın, ama olsun…Bekle bizi, ha bu gün ha yarın..

           Bu kara günlerin üzerinden daha iki ay bile geçmemişti. Çocukluğundan beri tanıdığım, esnafken komşumuz, yıllar sonra da aynı apartmanda on yıldır kapı komşusu olduğumuz;  komşuluğuna, insanlığına doymadığım ve yaşı da bende bir hayli küçük olan Cazip Yekta'yı  "Rahmet-i Rahmana" yolladık. O'da acele etti, sırasını beklemedi. Abisini kaybedeli henüz bir yıl bile  olmamıştı. Nur içinde yat Cazip'im, mekânın cennet olsun. Bütün iyiler gibi erken gittin.

           2020; bu kara yılın bizden kopararak aldığı  canım, ciğerim insanların( teyzeciğim hariç) kardeşlerimin, arkadaşlarımın bir müşterek özellikleri de neydi biliyor musunuz?.. Samimi, katıksız ve tavizsiz  "TÜRK MİLLİYETÇİSİ ve ÜLKÜCÜ " olmalarıydı. Ne ülkücü geçindiler, ne de ülkücülükten

geçindiler. Ne de "Biz de zamanında ülkücüydük" deyip te ülkücülüğün onurunu taşıyamayıp yarı yolda bırakanlardandılar. Ülkücü olmanın her türlü bedelini ödediler. İşte bu unutulmazların ödedikleri bedeller onların şeref madalyalarıydı. Boyunlarında ki bu madalyalarla UÇMAĞA VARDILAR: Darısı; bana, bize,  ve bizim  gibi olanlara….

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Feyzi Taşolar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.