VİŞNE REÇELİNİ HİÇ SEVMEM (Hikâye Kitabı Tanıtımı)

Türk halk kültürü içerisinde hikâyenin yeri her zaman önemli olmuştur. Klasik Türk edebiyatındaki hikâye anlatımı modern zamanlarda da varlığını sürdürmeye, yeni ve nitelikli eserlerle devam etmektedir. Son dönemlerde gerek edebiyat dergilerinde kendisine yer bulan hikâyeler olsun gerekse kitap olarak yayımlanma imkânı bulan hikâyeler olsun bu alanı ileriye taşımada etkin bir rol üstlenmektedir. Bu da hikâyeciliğimiz adına umut verici olmaktan öteye, heyecan verici olarak nitelendirilebilir.

Zekeriya Çakabey tarafından kaleme alınan “Vişne Reçelini Hiç Sevmem” isimli kitap Kırmızı Leylek yayınları tarafından yayımlanarak kitapçı raflarında yerini aldı. Hikâyelerin o renkli ve özgün dünyasının bütün unsurlarını barındıran 20 adet hikâyenin yer aldığı 150 sahifeden müteşekkil kitap, okuyucularda edebi bir his ve tad bırakacak düzeydeki içerik ve anlatım diliyle takdir edilmeyi hak ediyor şüphesiz ki. Akıcı bir üslup, temiz bir Türkçenin kullanıldığı bu kıymetli eserin sevgili yazarını tebrik ediyorum.

Her kitap bir birine benzer, ta ki açılıp okununcaya kadar! Gönül ülkesinden göz pazarına yürek sıcaklığı taşıyan, söz işçisi ailesine mensup olmanın bahtiyarlığını hissettiren Çakabey Hoca’mı bu güzel eserinden dolayı kutluyorum. Telefon aracılığıyla tanıştığımız ve‘Allah yüz yüze geleceğimiz günü de nasip eder inşallah’ duasıyla kapattığımız telefon görüşmesinden sonra imzalayarak

 adresime gönderdiği bu değerli eser için teşekkür ediyor, daha nice eserlerle gönül dünyamızı şenlendirmesini beklediğimizi kendisine hatırlatıyoruz.

Zekeriya Çakabey edebiyat öğretmenliğinin yanında bir de şairdir. Uyanıkken gördüğü rüyayı ses ipine söz olarak dizen, edebiyat dünyasının hakanı, nesir ülkesinin sultanı, gönül dilinin tercümanı şairlerin hissiyatları ve duyarlılıkları diğer meslek gruplarına göre kat kat fazladır. İşte bu fazlalık, etrafında olup bitene kaygısız kalmayı ar sayan bir yapıyı içinde taşır. Herkesin derdi bitse şairin derdi bitmez. Kırılan dalda bozulan yuvayı dert eden bir insanın derdi nasıl bitsin ki…

Zekeriya Hocam hayatının farklı dönemlerinde farklı işlerde çalışmış ve her çalıştığı işinde üstesinden hakkıyla gelmiş bir öğretmenimizdir. Koşulsuz bir şekilde her türlü sevgi ve saygıyı hak eden bir öğretmen, kutsal bir mesleğin yüklenicisi bir eğitimci. Şartların servis yaptığı hayatın bir yerinde, öğretmenliği bırakıp şehirlerarası bir yol lokantasının işletmeciliğini yapmış bir ara.

Çakabey hocam çok değişik insan tipleri ve olaylarla karşılaşmış, onları titiz bir işçilikle işleyerek hikâyelere dönüştürmeye başlamış. İşte bu kitapta o dönemde yazılmaya başlanılmış hikâyelerden oluşuyor. Yani bu öykülerin malzemeleri hayatın içinden alınarak hikâye edilmiştir. Kahramanları, hayatın içinden fırlayıp çıkmış gibi kanlı-canlı karşınıza dikilebilir ansızın sahifelerde.

Şairin nesir yazması zaman açısında kayıp gibi görülse de yazdığını bir başkası hikâye etmeyecekse, kayıp olacak malzemeyi fotoğraflayarak nazara verdiği için zarar ve kârda baş başa sayılır. En azından ben öyle sayıyorum.

Çakabey hocanın kitabını okurken, hikâye kahramanlarının yaşadığı mekân ve ortamın içinde buluyor insan kendini. Samimi, sıcak ve bir o kadarda doğal yaşanmışlıkları birlikte yaşıyorsunuz. İçinde yer alan insanlar, sanki kendisini bir yerden tanıyacakmış gibi hissedebileceğiniz kadar yakın insanlardır.

Kitap Tanıtımından;

“Bir, iki, üç! Koşun!” dedi Mustafa. Herkes var gücüyle koşuyordu. Dedikleri yere geldiklerinde soluk soluğa kalmışlardı. Beş dakika kadar soluklandılar. Sonra Mustafa yeniden: “Bir, iki, üç; hep beraber ‘Gâvur gelmiş, gâvur gelmiş, gâvur gelmiş!” diye tempo tutarak ilerlemeye başladılar.

***

Ne yaptın peki?” “Yahu ne yapacam, oğlak ağılı gibi dolduk üst üste. Sabahı zor ettim. Sabahleyin erkenden kalktım ‘Avrat şu ekmek parasını al!’ Ben gidiyorum dedim.” “Nereye?” dedi. “Neresi yok hatun, azan Şıh’ın evine, tezen Şıh’ın evine! Danayı büvelek tutmuş o da Şıh’ın evine.

***

Eyvah! Her şey iyi güzel de bu hangi reçeldi? Üç tane reçel kavanozu karşımda duruyordu. En başta vişne kavanozu, yanında gül reçeli kavanozu, diğeri de kayısı reçelinin kavanozu. Aman Yarabbi bir türlü seçemiyordum! Başladım Fatma teyze: Gül, vişne, kayısı! Patrona sorsam dedim, durduğumuz yerde bir azar daha işitiriz. Baktım olmadı, en iyisi üst salonda üç kişi çalışıyoruz. Benim adım Garip, öbür garsonlardan birinin adı Vedat, diğeri de Kadir. Kim gelirse isminin baş harfine göre katarım reçeli diyordum. İki dakika zaman tutayım. Kadir gelirse kayısı, Vedat gelirse vişne, gelen olmazsa ben, yani gül katacağım. Netice de reçel reçeldir.

***

Şairler, yazarlar yani kalem ve kelam ehli…velhasılı edebiyatçı veya sanatçı kimliğini taşıyan insanlarla iç içe yaşarken varlığının farkında olmadığınız ya da umursamadığınız birçok insanı ya Hak vaki olduğunda ya da siz ondan ayrıldığınızda fark edersiniz.

Bahsettiğim adamların her biri bir dağ gibidir. Kimi karlı, kimi çimenlidir. Ondan uzağa düştüğünüzde, onlarla aranızı açıp karşıdan baktığınızda heybetini anlarsınız.

Herkesin her şeyi bildiği, çok konuşulup az düşünüldüğü bir dönemden geçiyoruz/geçiriliyoruz, bu çok bilmişliğin getirdiği şımarıklıkla karşımızdakinin ne dediğine bakmadan kendi diyeceğimizin telaşı içerisinde yazılanın okunmadığı, okunanın dinlenilmediği bu garip dönemden geçerken şair veya yazar olmayı kim önemser bilmiyorum ama..!

Ben önemsiyorum…

 

Zekeriya Çakabey Kimdir?

 

01.01.1955 Yılında Kahramanmaraş’ta doğdu. Çocukluk yıllarını Kahramanmaraş merkezde geçiren Zekeriya Çakabey, daha sonra ailesinin köye göçmesinden dolayı önce Kısık İlkokulunda daha sonra Tekir ilkokulunda öğrenimine devam etti. İlkokuldan sonra köylerinde ortaokul olmadığından dolayı Kahramanmaraş Merkez Ortaokulunda ortaokulu bitirdi. 

Kahramanmaraş Lisesinde iki yıl okuduktan sonra lise son sınıfını Gaziantep Lisesi sayısal bölümünde okuyarak mezun oldu. Diyarbakır Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünü kazandı. Öğrencilik süresince Diyarbakır’da Otel Saraç’ta resepsiyon memurluğu, Pilmen Restoran’da kasiyerlik yaptı. Kitap okurken arkadaşlarıyla birlikte edebi çalışmalar yürütmekten de geri kalmamıştır.

Öğretmenliğe 1977 yılında Andırın Lisesinde başladı. Sosyal ve aktif bir öğretmenlik mücadelesi verirken 1979 yılında siyasi nedenler yüzünden il dışına çıkarıldı. İki ay süren sürgün hayatından sonra tekrar okuluna döndüğünde Kayseri’ye sürgün olarak gönderildi. Kayseri Taşhan Ortaokulunda üç ay çalıştıktan sonra kısa dönem askere gitti. Askerlik dönüşü okulu kapanmış ve Pınarbaşı Lisesine tayini çıkmıştı.

Yorulmuştu, istifa ederek Tekir’e döndü ve yol boyu lokantacılığına başladı. Tam kendini kabul ettirmişti ki sıkıyönetim yeniden içeri aldı. Bir yıl cezaevinde yattıktan sonra çıkarak yol boyunda işine devam etti. Önce Aygün Tesislerinde ortaklık yaptıktan sonra mülkiyeti özel idareye ait Tekir Turistik Tesislerini kiraladı ve dokuz yıl devam etti.

1987 yılında geçirdiği trafik kazasından sonra eski düzenini bulamadı. Dokuz ay Kuşadası’na gitti. Daha sonra yeniden öğretmenliğe dönerek Tekir Orta Okulunda göreve başladı. Bir gün Milli Eğitim Bakanı Mehmet Sağlam’ın yolunu keserek lise talebinde bulundular. Konuşmayı Zekeriya Çakabey yaptı. Açılan çok programlı lisede kurucu müdür olarak 1996 yılında görev değişikliği yaptı. Lise binasının yeri, araç-gereç ve tiyatro salonu için çok mücadele verdi. “Kel Tepe Yok, Gültepe Var” adlı orman ağırlıklı oyunu yazarak oynattı. 2010 yılında rotasyonla Hartlap ÇPL. Müdürü olarak atandı. Aynı mücadelesini orada da sürdürdü. Ortak alanda eğitim yapan ilköğretim ve lise için yeniden mücadeleye girdi. İlk ve ortaokul olan ilköğretime yeni bir bina yapılmasının ve yer tahsisinin mücadelesini verdi. Onlar yeni binaya taşınırken, lise eski yerinde kaldı. Aynı saha içinde yeni bir atölye binası ve yine iyi bir salon yapılması için söz aldı, uğraştı ve yapılmasına sebep oldu. “Uçurumun Ucundan” adlı ikinci tiyatrosunu yazdı. Yazdığı şiirleri öğrencileriyle paylaştı, görüşlerini aldı, yeniden yapılandırdı. Kahramanmaraş Tekir’de bulunan bahçesindeki çınara “Şairler Çınarı” adını verdiklerinden orada şair ve yazarlarla birlikte şiir dinletisi düzenledi.

2020 Ocak ayında emekli oldu. Kahramanmaraş Sanat ve Edebiyat Derneğinin denetleme kurulunda görev aldı. Virüs nedeniyle evde kapalı günlerde sevdası olan mizah tarzı hikâyelere girişti. Çeşitli edebi türlerde çalışmaları devam etmektedir. Gençliğinden beri çok sevdiği ve mahlas olarak kullandığı “Çakabey” ismini soy ismi olarak değiştirdi.   

Zekeriya Çakabey’in yolu da bahtı da açık olsun.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Gözükara - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.