TEKNİK GÖRÜŞ KÜREMİZ ISINIYOR

Karsız ve yağmursuz bir kış… Sisli, puslu bir hava, soğuğu zaten çekiyoruz, geceleri yine sıfırın altında… Bitkilerin ve özellikle ekinlerin gelişmesi için gayet olumsuz şartlar bunlar. Ekin hasatının zarar ile kapanması bir-iki yıl dayanılabilir bir seviyede olabilir ancak sonrası bu durumun devamında ‘kıtlık’ anlamına gelir… Eskiler onbeş yılda bir olur böyle yağışsız zamanlar diyor, bir kesimde elli yılda bir oluyor hatta Ceyhan’ ın kuruduğunu görenler var diyorlar. Olur mu? Böyle giderse olur…

Ekonomilerin büyüme üzerine kurulu bir yapısı olması zorunluluğu; Yedibin kilometre uzakta olan Çin’ deki bir fabrikanın sera gazı emisyonunun kelebek etkisi ile Anadolu iklimini etkilemesi demektir. Artık durum kelebeğin o narin etkisini çoktan geçmiş, pek çok ülke bilim insanlarının yaptığı bağımsız araştırmalarda dönülmez akşamın ufkuna varıldığını ortaya konmuştur. Bilim insanları son dönemecin ise ‘bugünden ülkelerin karbon emisyonunu sabit tutmak şartı ile’ 2050 yılı olduğunu hesaplamışlardır. Bu hesaplamalar bile iklimin eskiye dönmeyeceği sadece daha kötüye gidişin yavaşlatılacağı sonucunu ortaya koyuyor.

Ekonomilerin büyümesi ve varlıklarını devam ettirmeleri için beslendikleri, ticari sayılabilen bütün varlıklarını sonuna kadar kullandıkları tabiat anaya zarar veriyorsa bu ikili arasında nasıl bir ilişki olabilir ki? Vücuda zarar veren kanser dokusu gibi kendisi güçlenmek için muhtaç olduğu bedeni öldürüyor. Ekonomilerin bu temel sorununu sistem paydaşları çok iyi görmekteler. Çözüm için adım atan var mı? Tabi ki hayır, çünkü kendi varlıkları ve güçleri de bu ekonomik düzenin varlığına bağlı. Kyoto protokolü isimli Birleşmiş Milletler iklim değişikliği çerçeve sözleşmesi 1997 yılında imzalandı ve 2005’te imzalayan ülkelerde yürürlüğe girdi (Genel olarak anlaşma şartlarına uyan ülke sayısı çok azdır). Bu protokole göre genel manada atmosfere salınan sera gazları kontrol altına alınarak sınırlandırılacak böylece küresel ısınma miktarı azaltılacaktır ve yükümlülüklere uymayanlara vergilendirme veya para cezaları getirilecektir… Dünyanın en büyük karbon salınımı yapan ülkesi olan ABD bu protokolü onaylamadı. (Geçtiğimiz yıl Çin bu rekoru ABD’ nin elinden aldı) Nedeni yukarıda belirttiğim gibi bu ekonomik düzene gücünü koruyabilmesi bakımından bağımlı olması, hatta bu ekonomik düzenin koruyucusu ve kural koyan hamisi konumunda. En çok karbon salınımında yine en üstlerde bulunan Çin, Hindistan gibi büyük ekonomilerde bu anlaşma şartlarını uygulamada kaçak yollar bularak imtina etmektedirler.

Medeniyetin gelişmişlik ölçüsü baca gazı miktarı mıdır? Ya da doğaya en büyük kötülüğü yapan en gelişmiş ülkeler mi? Pek çok konuda söz sahibi olan, dünyayı yönlendirebilecek maddi gücü olan çok uluslu şirketler, bu şirketlerin sahibi kişilikler? Neye inanırlarsa inansınlar sonlu ve yok olacaklarının bilincindeler ve bu üstünde yaşadıkları gezegeni neden sadece ticari bir metaya dönüştürmek istiyorlar? Sonraki geleceklere çok büyük bir sorunla birlikte çok büyük bir bilinçsizliği, çılgınlık seviyesinde bir tüketim alışkanlığını ve beceriksizliği miras bırakmak için ant içmişler sanki… İnsanoğlu olarak tüm kıtalara yayıldıktan sonra zaten pek çok canlı türünü kendimize yaşam alanları oluşturmak için zooloji tarihinin tozlu sayfalarına gönderdik… Bunu fark ettiğimizde o türleri tekrar getiremeyeceğimizde öğreniyorduk. Bu katliamlar bugün bile yasal kılıfları içerisinde devam etmektedir. Hem de G20 sıralaması içerisinde yer alan ülkeler tarafından…

Her şey için mücadele ediyoruz, etmek zorundayız fakat en az uğurunda mücadele verdiğimiz herkesi ve her şeyi bağrına basan toprak ana; Dünyamız. Özgürlükler, kanunlar, haklar, zenginlik, refah mücadele sahneleri… Peki bu sahneleri kurup üzerinde piyesimizi oynadığımız Dünya? Dünyayı esaretimizden kurtarmak yaşayabilir kılmak en alt sesten sözde faaliyetlerle devam ediyor. Faturasını kesiyor o da anlayana tabi yüz tonluk bir tır gibi hazırladığı felaketler yolun ortasında duran biz insanlığa selektör yaparak geliyor. Kibirli insanlık durdururum veya durur beni görünce diye düşünüyor olabilir. Sanki öyle olmayacak gibi görünüyor.

Son tahlilde tespit ve çözüm yolu olarak ne yapılır biliyor musunuz? Çevre bilinci eğitim sistemine daha da fazla girdirilir ve bu sorunu mutlaka kucaklamak zorunda olan çocuklarımız ve torunlarımız bilinçlendirile bilinir. Yeni nesil beton, asfalt, güzel dükkanlar ve arabaların olduğu bir çevrede yaşamak zorunda bırakıldı, çevrenin bunlardan ibaret olmadığı öğretilir. Bu baharda başlamak üzere her insan bulduğu boş yere cinsi önemli değil bir ağaç dikebilir. Tükettikleri günlük su miktarını bir kâğıda yazıp tasarruf ederek ne kadar suyu boşa verdiğinin muhasebesini yapabilir. Minimalist yaşam tarzı araştırılıp hayatlarımıza uygulanabilir, daha öncede anlattığım karbon ayak izimiz küçültülebilir vs… Bu konu yine buraya sığmaz fakat artık bu yılda çevreye verdiğimiz tahribatı görmüyorsak, önce falanca şunu yapsın, devlet bunu yapsın sonra ben de kendimi düzeltirim diye düşünüyorsak, aman her şey bitti bu mu kaldı şimdi diyorsak, en önemlisi bu gibi beğenmediğimiz her konuda kendi kapımızın önünü süpürmek yerine bahaneler üretiyorsak… Bizden doğan nesil cehennemi dünyada yaşayacaktır hiç meraklanmayın diyorum. İyi okumalar…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Aykut Yıldırım - Mesaj Gönder

# kaçak

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.