BİR(N) YIL GEÇTİ

Evet, geride bıraktık.

Bir yılı, birkaç yılı, hatta yılları geride bıraktık. En basit anlamıyla duvarımızda asılı takvim yaprağı eskidi, yıprandı, yırtılıp atıldı. Her yırtılan yaprakla birlikte nelerin kaybolduğunu, nelerin bir daha asla geri dönemeyeceğini yaşayarak öğrenmiş olduk.

Geliyor diye heyecanla karşıladığımız yeni yılın, yeni yılların, hangi belalara gebe olduğunu, sınırsızlaşan dünyada insanların isteklerine de sınır getiremediğinden, bir birini sınırsızca nasıl yok etmeye çalıştığını, gücün, ahlak ve iyi meziyetler olması gerçeğinden uzaklaşıp asıl gücün Napolyon’ca söyleyiş olduğunu da gördük.

Biz bizden olmayanlara yaktığımız ağıt kadar, akıttığımız gözyaşı kadar gözyaşını bizden olana akıtsaydık dünyada kini, nefreti, kanı temizler de dünyayı elbette cennet yapardık. Geçen zamanda o kadar tuhaf şeyler yaşadık ki,  yaşadıkça alıştık, alıştıkça da hiç bir şey gerçek anlamında kalmadı. Doğru nerede başlar, eğri nerede biter karma karışık oldu.

Yoğurduğumuz hamur maya tutmaz oldu. Aslında biliyorduk yaptığımız mabedin çimentosunu çaldığımızı. Aslında biliyorduk yaptığımız mabedin temelden çürük olduğunu. Ama hem çimentoyu çalıyor hem de mabette hayallerimize tapınıyorduk. Hiç birimiz diğerinin hatasını görmek istemiyordu. Biliyorduk ki gördüğümüz hataların karşılığında hatalarımız sergilenecekti. Hiçbir zaman ilk taşı en günahsız olan atsın diyemedik. Biri bir bayrak almıştı eline biz sormadan hep ardından koştuk. Yaya yalbırdak, iz bilmeden, hedef koymadan yürü dediler yürüdük.

Evet, geride bıraktık. Yılı, yılları geride bıraktık. Hiçbir söze nokta koymaz olduk. Hep konuştuk. Her konuda bilgimiz olmadan fikrimiz oldu. Arada bir virgüllük duraklayıp nefes bile almadık. Öfkelerimizi, şaşkınlıklarımızı yitirdik. Hayatımızın hiçbir anında ünlem işareti kullanmaz olduk. Sormadan, sorgulamadan öylece kabullenir olduk.

Sahi, İslam dünyasının hiçbir gününde olmayan bir kutlu doğum haftası vardı. Nereden geldi, nereye gitti bilen var mı? Buna benzer daha nice günler, tarihsel olaylar. Yaşadıklarımız, yaşamış gibi yaptıklarımız ve boş verdiklerimiz.

Evet geride bıraktık.  Ya bir de geride bırakamadıklarımız. Arsızca peşimizden gelenler covit 19 gibi sevdiklerimizi bizden çalan küresel bir dert. İçimizi kemiren kurt ve beynimizde yuvalanmış şüphe.  Bunlar geride kalmadı. Ecelin bizden aldıklarını unuttuk mu? Asla unutmadık. Unutmayacağız da. Unuttuğumuz tek şey hayatın akışından alınacak bedava ders yerine afetlerden çok pahalı ders almanın yakışmayacağıydı.

Çanlar kimin için çalıyor kim bilir ? Ancak bilinen bir şey var ki; Cehaletin en büyük düşmanı okuyan, aydınlanan ve düşünen beyinlerdir.

Derviş oturmuş deniz kenarına dalgaları seyrediyorken oradan geçen biri sorar “ne yapıyorsun?” diye. Derviş usulca “dalgaları sayıyorum” der. Adam gevezedir. Adam ısrarcıdır. “Eeee  dayı kaç oldu?” diye sorar sırıtarak. Derviş bakar adamın gözüne, “Giden gitti evlat. Şu gelen birr. “

Geçen geçti. Giden gitti.

Yarın ki yeni gün BİRRR

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Taş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.