EY ÂDEM!-3

Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin. Dönüp de bakmazsın ölülerine. Lut kavminden de değilsin sen, hazdan olmayacak mahvın. Acıyla karıldı harcın ama acıya da yabancısın. Ağıtları sen yakarsın ama kendi kulakların duymaz kendi ağıdını. Bir koyun sürüsünden çalar gibi çalarlar insanlarını ve sen bir koyun sürüsü gibi bakarsın çalınanlarına. Tanrı'ya yakarır ama firavunlara taparsın. Musa Kızıldeniz’i açsa önünde, sen o denizden geçmezsin.

Ey kavmim... Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin. Korkarsın kendinden olmayan herkesten. Ve sen kendinden bile korkarsın. Hazreti İbrahim olsan, sana gönderilen kurbanı sen pazarda satarsın. Hazreti İsa'yı gözünün önünde çarmıha gerseler, sen başka şeylere ağlarsın. Gündüzleri Maria Magdalena'yı 'fahişe' diye taşlar, geceleri koynuna girmeye çabalarsın. Zebur'u, Tevrat'ı, İncil'i, Kuran'ı bilirsin. Hazreti Davud için üzülür ama Golyat'ı tutarsın.

Ey kavmim... Sen ki peygamberlerinin dediklerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin.

Dönüp de bakmazsın ölülerine. Lut kavminden de değilsin hazdan olmayacak mahvın. Ama sen kendi acına da yabancısın. Kadınların siyah giyer, kederle solar tenleri ama onları görmezsin. Her kuytulukta bir çocuğun vurulur, aldırmazsın. Merhamet dilenir, şefkat dilenir, para dilenirsin. Ve nefret edersin dilencilerden. Utancı bilir ama utanmazsın. Tanrıya inanır ama firavunlara taparsın. Bütün seslerin arasında yalnızca kırbaç sesini dinlersin sen.

Ey kavmim... Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin. Sana yapılmadıkça işkenceye karşı çıkmazsın. Senin bedenine dokunmadıkça hiçbir acıyı duymazsın. Örümcek olsan Hazreti Muhammed'in saklandığı mağaraya bir ağ örmezsin. Her koyun gibi kendi bacağından asılır, her koyun gibi tek başına melersin. Hazreti Hüseyin'in kellesini vurmaz ama vuranı alkışlarsın. Muaviye'ye kızar ama ayaklanmazsın. Hazreti Ömer'i bıçaklayan ele sen bıçak olursun.

Ey kavmim... Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin. Ölülerine dönüp de bakmazsın. Lut kavminden de değilsin hazdan olmayacak mahvın. Ama arkana baktığın için taş kesileceksin. Ve sen kendine bile ağlamayacaksın. Komşun aç yatarken sen tok olmaktan hayâ etmezsin. Musa önünde Kızıldeniz'i açsa o denizden geçemezsin. Tanrıya inanır ama firavunlara taparsın.

Ey kavmim... Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin.” Der Halil Cibran

İnançlarımız Tanrıya yaşantımız Firavuna,

Yaratılışımız Allah’tan hayatımız kendi yarattıklarımıza,

İmanımız Allah’a secdelerimiz kendi yaptığımız putlara,

Aklı veren Yaratan, kullandığımız amaç insanlık değil kendi yaptığımız cansız âlem.

Varoluştan kirli geldik de temizlenerek mi gidiyoruz? Yoksa ak geldik kap kara mı oluyoruz?

Yaratılış kodlarımızı mı değiştirdik? Yoksa inancımızı mı yitirdik?

Gidiş nereye ve diriliş ne zaman?

Yoksa bir an önce yıkılışı ve kıyameti mi arzu etmeli insan?

Ey İnsan! İnsanlıktan arkasından köpek kovalarcasına kaçan insan. Çocuklarını, gençlerini ve geleceğini elleriyle kanalizasyon çukurlarına akıtan ey insan bu menzil nereye?

İnsanlık sütten çıkmış ak kaşık olarak vitrinlerde boy gösterirken, bir kısmı da kiri ayaklarına kadar damladığı halde hiç süte girmeden dahi ak kaşık olduğunu iddia ederek, pazarcı naraları atarak, ön sıradan kendini pazarlamaya çalışsa da damlayan kirlerden izleri belli oluyor. Kavimlerin azgınlıklarından ustaca öğrenilmiş tecrübelerle böbürlenerek daha ileri azgınlıklara hızla yol almaya devam ediyoruz. Sokaklar ve soluklar korkunun, kötülüğün ve karanlıkların öz yurdu gibi eminlikten ve selametten uzaklaşmış durumda.

Her köşe başında yanılan, yanıltılan ve yok edilen körpecik hayatlar ve körpecik gençler. Diğer taraftan her köşenin sonunda ortaya çıkarılan günahlar, ortaya salıverilen hayatlar. Sanallığın bambaşka dünyasında ayna tutarcasına göz yanılmaları, rengârenk suluboya tablolar gibi kişilikler ve arkasında tek gerçek kokuşmuş, kurumuş ve kudurmuşluğun zirvesinde küçücük zihniyetli insancıklar.

Şehrin gecelerinde sönen ve söndürülen çocuk yüzlü masumiyetin, berrak zihinli insaniyetin ve dupduru haysiyetin kokusu dururken havada, sahipsiz dünya yetimlerinin hayatını kendi hayatına meze  yaparak, insanlığın utancını uykusuna katarak semiren lağım yüzlü yaratıklar büyüyor geçmişinde iyilikler, güzellikler, samimiyetler ve neşeli çocuk sesleri barındıran şehrin sokaklarında. İnsanlık tüm hayvansal ihtiras ve hırsları kendi yüreğine ve beynine doldurmuş halde malın ve paranın yaratıcılığında var olduğuna ve bundan sonraki varoluşların da aynı yaratıcı eliyle olacağına kanaat getirmiş şekilde pire kadar izan ve şuurdan uzak canlılar dünyasında kafeslere kapatılmış hayvanları ziyaret ediyor.

Bala batmış domuzlar tek lokmada yutulup, çamura düşen altınlara pislik damgası vuruluyor. Kötülüğün hedefinde azimle ilerleyenlerin önüne ulufeciler tarafından halı döşenirken, iyiliğin yoluna ve dünyasına kendisini mum gibi yakarak ışık olmaya çalışanlara rüzgâr oluyor ak kaftan giymiş karanlık kalpliler.

Acılara, iniltilere, ızdıraplara sağır iken zevke ve sefaya dört kulak sekiz gözle yaklaşılırken başkalarının acılarından ve ağıtlarından haz duymada tüm duyular göz, kulak alıcılar olarak çalışıyor. Kötüler iyilerin post yapıldığı insaniyetin cenaze çadırlarında başköşede ağırlanırken, yalancılık, haysiyetsizlik ve namussuzluk ise yalaka, şarlatan ve dalkavukların boyaladığı sanal ekranlarla kanaat önderi olarak sunuluyor topluma.

Ey insanlık! Nereye bu yolculuk?

Yolu çalınmış çocukluğun, gençliğin, ailenin ve insanlığın hayatlarını hangi amaçlarla yol yapıyoruz kirliliğin önünde. Varlığımız armağan olsun dediğimiz varoluş erdemlerini hangi iki ayaklı hayvancıkların boyunlarına nazar boncuğu olarak takıyoruz. Özü kokuşmuş ve yüreği kötülüklerin, istismarların merkezi haline gelmiş ancak ekran görüntüsü iyi, güler yüzlü ve yardımsever olan maskeli baloya dönmüş sokaklar ve oluşumlar.

Ar satar, caka satar, itibar, şeref, onur, haysiyet satar hale gelirken karşılığında para bekler, şan ve şöhret bekler oldu acziyetin tutsağındaki beyinler. İbadetler perde olarak görünürken arkasında en usta tüccar kurnazlığında dinin her türlü toplumsal hayatı etkileyen emirleri para, mal, şöhret ve zevk uğruna pazarlanıyor. Ticarete alet edilen inançlar ve muhafazakârlıklar karşılığında maddi menfaatler, çıkarlar, rantlar çelik kasalara dolduruluyor. Alnının damarı çatlarcasına evlatları için çırpınan anaların emekleri arsızların ve yolsuzların oyuncağı oluyor. Şükürlerle hane nüfusunun karnını doyuran garibanların hakları ve ahları işkembe beyinlerin düşüncelerinde yer etmezken vicdanların şah damarını çatlatmayı bekliyor.

Nefsini akıl olarak kullanan insancıkların dehlizlerde çoğalmalarının sonucunda iyiler ve masumlar azgınlığın elinde saniyelik bir senaryodan ibaret hale geliyor.

Kötülük, bozulma ve bozgunluklar ışık hızında ilerlerken, yüreklerdeki ve beynimizdeki güzellikleri ve iyi hasletleri gün ışığında mumla arayıp durmadan da başkalarından bekler olduk. Yanlışları ve yanlışa bulaşanları dışlayıp horlarken, bembeyaz yürekleri kirleterek iyiliğin ve masumiyetin paspas yapıldığı en güzel hanelerde ağırlar olduk şimdilerde.

Artık durmanın ve geriye dönmenin, yüreklere ve beyinlere reset atmanın, yaratılış kodlarına geri dönmenin tek başlangıç noktası bireysel olarak başlamaktan geçiyor.

Dur, dön bak, durul ve diril kendi özünden ve yüreğinden alacağın güçle.

Sorumsuzluğun ve yorgunluğun bedeli ağır olacak gelecek nesillerde.

Şimdiki şikâyet edip dert yandığımız zamane geçmişimizin bir sonucu.

Bugün dünümüzün ürünü olduğu gibi, yarınımız da bugünün ürünü.

Abdurrahim Karakoç’un dediği gibi;

“Dalıver derinlere, derinler şekillensin 

Bugünkü eserinle yarınlar şekillensin 

Dedene şekil vermek senin elinde değil 

Öyle gayret göster ki torunlar şekillensin...”

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mikail Şahin - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.