65+ (ALTMIŞ BEŞ ARTI)

Çin’den gelen bu hastalık hayatımızı alt üst etmeye başlayalı kaç zaman geçti bilmiyorum. O kadar kanıksadık ki her şeyi, artık ne ölümlerin artışı etkiliyor ne de bilim adamlarının feryadı. Herkes kurallara uymayı bir başkasından bekliyor. Kaldırımda iskemlede oturan iki kişi konuşuyor. “Bu tedbirler yetmez” diyor biri diğerine. Arkamı dönüp bakıyorum, yayaları engelleyen, kaldırıma kurulmuş iki iskemle,  maskesiz mesafesiz iki arkadaş ve berbat kokusuyla sigara. “Bu tedbirler yetmez” diyor çayından kocaman bir yudum alırken. “Hangi tedbirler” demek geliyor içimden.

Alınan tedbirlerin neredeyse yarısından fazlasının belli bir yaş grubunu hedef almasını da anlayabilmiş değilim. (65 +) evet bütün belalara karşı korunuyor olmamız bir sevinç kaynağımız. Ancak bu muhabbetin bizi ne hale getirdiğini de bilmelisiniz.

Hikâye o ki; ayçiçeğinin hemen kökünde biten bir sarmaşık sevdalanmış bu ayçiçeğine. Sarılmış incecik bedeniyle ve sıkmış sıkmış sıkmış sımsıkı. Bu büyük aşkın neticesinde söküp atmış ayçiçeğini eken çiftçi. Sonra anlatılmış hep. Denilmiş ki “sevgi de olsa kararsız olanı öldürür.”

Biliyorum, bu yazıyı okuduğunuzda bir kısmınız “ yaşlı ya, duygusala bağlandı” diyeceksiniz. Evet, insanlar yaşlandıkça duygusallaşıyor. Biraz fazla alıngan, biraz fazla kırılgan oluyorlar. Belki de bunlar yaşlılıkla başlayan beklentilere cevap alamamaktan kaynaklanıyor. Üç saatlik bir süre tanınıyor size. Bir avuç güneş ışığı almak için çıkacaksınız ama hayır güneş bile daha ısıtmaya başlamamış. Hatta bazı zamanlarda sis kapatmış da güneşin yüzünü sanki gün aymamış. Sonra evden çıkıp uygun bir noktaya gelebilmek başlı başına mücadele. Bir de 65 yaş kartıyla halk otobüsüne binecekseniz “avantacı” alaylı bakışları altında erimemelisiniz. Kimse demez ki, “bu kartın bedelini bir ömür olarak ödemiş bu yaşlılarımız.”  Bize ayrılan zaman dolmadan eve koşmak lazım. Hani koşmak dedimse öyle dizinde derman olanların koşması değil. Arkasından atlı gelen zamanın koşması gibi.

Zamanın büyük bir bölümü evde pencere kenarında kaç kuşun uçtuğunu sayarak geçer. Ne tv lerin saçma sapan programları açar ruhunu, ne de hep aynı konulara ayarlı muhabbet. En çok torunlara kurgulu muhabbetler gülümsetir yüzümüzü resimlere defalarca bakmış, konuşulanları defalarca tekrar etmiş olsan da öznesi torun olan her muhabbet tatlı olur. Zaten nükte yeteneği son derece gelişmiş olan halkımız bu konularda o kadar çok nükte üretmişler ki bu salgın sonunda gazi maaşına bile bağlanabiliriz diyorlar..

Biliyor musunuz, hayat öyle bir döngü ki mutlaka aynı köprüyü, aynı dereyi ya da aynı düzlüğü geçeceksiniz. Zaman zaman karşılaşıyoruz. Karşındaki genç seni hiç bir şey bilmiyor, hiçbir şeyden anlamıyor gibi alaylı ya da acır gibi bir ifadeyle anlatıyor. “Anladın mı dayı?” diye sanki emir tekrarı yaptırıyor. “DAYI” bu ifade mezarlık kapısında son çağrı gibi. Yaşlılığı anlatıyor soğukça, acımasızca bazen de küstahça. Zamanla alışıyor insan, her türlüsüne..

Daha ne kadar sürecek bu hastalık bilen yok. Çin’den gelen bu hastalık korkarım ruhları da hasta edecek.

Biliyor musunuz; artık hiçbir beklentisi olmuyor insanın. Önünde açılan sayfa o kadar bulanık, o kadar şekilsiz, o kadar uzak ki…

Evet, yaşlandık. Evet duygusallaştık, kırılganlaştık ve hatta bir cam parçasından farkımız kalmadı. Kırıldıkça daha da içimize içimize batıyor CAN parçalarımız. Bu bazen gücümüzün yetmediğinden, bazen de sözümüzün erişmediğindendir.

En zoru bazı şeyleri kabullenmek, kabullendiklerini kendi kendine söyleyebilmektir. Pes etmek değildir asla. Ama kenara çekilip kabullenmektir.

Bence bunalmıştır artık yaşlılarınız. Sevginizin, saygınızın sınırı tartışılmaz asla. Yanlarına varmak onları da sizi de zora sokacaktır. Belki de pencere kenarında oturup boşluğu seyretmek yüreğinde sıra dağlar oluşturan bir hasreti ötelemek çabasıdır. Belki konuşacak, dilinden halinden anlayacak birine ihtiyacı vardır. Ya da …

Ama teknolojinin nimetlerinden yararlanmak güzeldir. Evde herkesin ayakkabısı olduğu gibi, herkesin bir telefonu var. Görüntülü arayamasa da teknolojinin geç uğradığı o insanlara ses verin.  Haydi, arayın yaşlılarınızı, hatta çocuklarınıza da aratın. O metalik kutudan çıkacak bir “dede” sözcüğü, bir “babaanne”, “anneanne” sözcüğü kör olası bu hastalıklı dünyada en şifalı aşı olacaktır.

Sizde bir gün “DAYI” diye ünleneceksiniz.

 Sizi de bir rakamla ifade edecekler.

Sizde bir gün 65ARTI olacaksınız…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Taş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.