Karahüyük’te barut yaparlarmış; amma...

Karahüyük’te bir zamanlar bol miktarda barut yapılırmış. 2006 yılında köy gezimiz sırasında Karagöz Yusuf’un oğlu Hafız Süleyman Bila anlatmıştı; şöyle yapılırmış:

●  Höyüğün, çukurlarından, kesinlikle nemli olan ve adına güherçile denilen topraktan alınıp özel bir sandığa konur..

●  Sandıkta iken toprağa su ilave edilerek karıştırılır ve çamur haline getirilir.

● Sandığın deliklerinden sızmaya başlayan çamurun suyu, sonuna kadar özenle alınıp ‘don kazanı’nda biriktirilir.

● Sonra bu kazanın altında bir ateş yakılarak suyun üçte biri kalıncaya kadar kaynatılır.

● Kalan su, sini, tepsi gibi yayvan kaplara konularak bir gece bekletilir. Su, bekletilen gece sonunda “donyağı gibi” donmuş ve kristalleşmiştir. Bu haline “Gal” denir.

● Bir taraftan bağ çubukları yığılıp yakılarak kömür elde edilir.

● Bu kömür ile gal ve kükürt karıştırılır.

● Bu karışım, soku taşına konulup ağaç tokmak ile karıştırarak bulgur gibi oluncaya kadar dövülür ve ezilir.

● Sonra gözenekleri birbirinden farklı büyüklükteki eleklerle, büyük delikliden küçük delikliye doğru sırayla elenir; alta dökülenler güneşe serilip kurutulur ve BARUT elde edilmiş olur.

&

Karahüyüklülerin şakaları, fıkra tadında hatıraları çoktur. Hem gülecek hem üzülecek tarafın olan birini de gene Hafız Süleyman Bey anlatmıştı:

Karahüyüklü Boynueğrilerden Ahmet Küçük, barut yapmak amacıyla yukarıda anlatıldığı gibi höyükten nemli toprağı alır, sandıklar, su katıp çamur yaptıktan sonra sızdırır. Sızan suyu biriktirip kaynatır ve sabahlatıp dondurarak gal elde eder. Sabahleyin de bağ çubuğunu yakarak kömür elde eder. Bu kömürle gal ve kükürdü karıştırıp soku taşında iyice döver. Eledikten sonra yapacağı bir iş kalmıştır; güneşe serip kurutmak. Kurutmak amma Ahmet’in işi vardır, acele etmesi gerekir bu yüzden güneşte geç kuruyacağını düşünürken aklına horantasının daha yeni ekmek edip kalktıkları tandır gelir. Büyükçe bir torbaya doldurur ve sırtladığı gibi tandırlığa varır. Uzun bir iple ağzını bağlar. İpin öteki ucunu da tandırın üstünde yukarı bir yere bağlayarak torbayı, içinde bolca köz olan tandırın içine sarkıtır. Hatta çabuk kurusun diye közlere de iyice yaklaştırır. Kimse yok ki yanında “Yahu kardeşim, ateş ile barut yan yana durur mu; patlar” diye hatırlatsın... Kendisi de dinlenmek için bir yere otururken sigarasını yakıp tellendirmeye başlar. İçinden de epey iş gördüğünü, bir torba güzel barut elde edeceğini düşünmektedir. Daha sigara yarım olmamıştır ki tandırlık şöyle dursun bitişiğindeki evlerinin damını bile attıracak kadar büyük bir patlama ile ortalık savaş alanına döner. Kendisinin çenesi dağılır, bacısının ayağı kopar…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arif Bilgin - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.