NE OLDU BİZE? 

Bizler, büyükleri sayıp küçükleri severek, su küçüğün, söz büyüğün diyerek büyüdük. Bugün geldiğimiz noktada insanların gergin ruh halini görünce kendi kendimize sormadan geçemiyoruz. Ne oldu bize? Acaba saygısızlaştık mı, yoksa saygı kavramının içi mi boşaldı? Saygı dejenerasyona mı uğradı? Maalesef görüyoruz ve şahit oluyoruz ki küçüğün büyüğe saygısı, büyüğün de küçüğe sevgisi kalmadı. Herkes kendi bildiğini okuyor. Her şeyi yitirdik birer birer. Barut fıçısı gibi olduk, kıvılcımlar saçıyoruz etrafa. Farkında olmadan bazen o kadar küçük ve anlamsız şeylere karşı öfke duyuyor, sebepsiz yere sinirleniyoruz ki hemen her şeye parlıyor, kırıp döküyoruz.

Adeta hayatımız pamuk ipliğine bağlı. Evde, iş yerinde, caddede, sokakta yolda, tarlada, bağda, bahçede, çarşıda, pazarda, kısaca yaşamın sürdüğü her yerde böyle! Eğer pamuk ipliğine bağlı bir hayatımız varsa dikkatli olmamız lazım, çünkü koptuktan sonra atılan düğümler yapılan yamalar, eski sağlamlığı vermiyor. Atılan düğümler elimizi, söylenen sözler kalbimizi sızlatıyor. En küçük bir sebep yetiyor tüm iletişimi ve sosyal ilişkileri kesmeye. Böyle olunca da birbirimize, kırılıyoruz, darılıyoruz, küsüyoruz ve aramıza mesafe koyuyoruz.

Değerli okuyucularım Mevlana'nın dediği gibi;

“Kırılmış bir kalbin hesabı bu dünyaya ağır gelir”

Bir insanın kalbini kırmak en büyük günahlardan biridir.

Ne yazık ki bazen farkında olarak bazen de farkında olmayarak insanların ya kalbini kırıyoruz, ya da kalbimiz kırılıyor, üzülüyoruz. Kalbi kırık insanın içinde yaşadığı acı ve üzüntüyü elbette anlatmaya kelimeler cümleler yetmez.

Kalbimiz kırıldığında üzülürüz, bundan daha doğal bir şey olamaz.

Hâlbuki kalp kırmak, gönül yıkmak dinimizde hiç hoş görülmeyen, tasvip edilmeyen bir davranıştır ama kalp kırmada, gönül yıkmada, hatır saymama da üzerimize yok!

Hani derler ya insan sevdiğine hiç kırılır mı? Aslında insan en çok sevdiğine kırılır.

Biz de en çok sevdiklerimizi kırıyoruz, sevdiklerimize kırılıyoruz.

Pamuk ipliğine bağlı bir hayatın içinde buluyoruz kendimizi.

Peki, pamuk ipliği koparsa!

İşte o zamanda mesafeli davranıyor kaçamak yaşıyoruz her şeyden.

Bazen kendimizden bile kaçıyoruz. Hep içimize atıyoruz sevgileri, hüzünleri, mutlulukları. Hani derler ya. ”Bardaktan boşanırcasına yağan yağmur gibi” ağlayamıyoruz bile. Utanıyoruz… Kızgınlıklarımızı hep içimize atıyoruz.

Aslında kendimize kızıyoruz.

Karşımızdakinin hiç suçu yok ”sadece o O’nun düşüncesi” diyemiyoruz.

Gördüğümüz her iyilik ve kötülüğün bizden kaynaklandığını anlayamıyoruz.

Volkanlar patlıyor içimizde söndüremiyor gözyaşları mızı içimize akıtıyoruz.

Görmüyoruz… Kör değiliz sadece bakıyoruz.

Çevremizdekileri sadece hareket eden birer obje olarak değerlendiriyoruz.

Doğan güneşin sıcaklığını, rüzgârın getirdiği okşamayı, kuş sesindeki canlılığı ve hayatı hep kaçırıyoruz. Ruhumuzu bir yerlerde bıraktık, bulamıyoruz…

Çok hızlı gidiyor, dinlenemiyoruz. Herkes ama herkes, her şey üstümüze üstümüze geliyor… Korkup kaçıyoruz. Sevemiyoruz…

Sevgilerimizin bile sebebi çıkar ilişkisine dayalı.

Hep bir şeyler bekliyoruz karşımızdakinden.

Peki… Ne veriyoruz. Arkadaşlığı bile beceremiyoruz.

Bazen bir merhaba demek bile zor geliyor.

”O bana dün selam vermemişti ben neden vereyim” bile diyebiliyoruz.

Aslında kendimizle inatlaşıyoruz. Egomuz daima üstün geliyor.

Sebebini bilmiyoruz. Düşünmüyoruz.

Geleceğimizi, geçmişimizi içinde bulunduğumuz anı bile düşünmüyoruz.

Hep gel geç ilişkilerde gözümüz. Hep başkası olmakta… Kendi benliğimizi kaybettik.

Tanımıyoruz içimizdeki beni. Ne istediğimizi ne beklediğimizi bile bilmiyoruz. Kendimizden bile kaçıyoruz. Yüzleşemiyoruz kendimizle…

Eleştiride dozu kaçırmaktan korkmuyoruz ama kendimize yöneltilen eleştirileri saldırı olarak algılıyoruz. Hayatın tüm yanlışları hep bizim dışımızda…

Bir tebessümü bile çok görüyoruz karşımızdakine. Bilmiyoruz, aslında o çok gördüğümüz tebessümün kendimize verdiğimiz en değerli hazine olduğunu…

Küçük şeyler için insanlar birbirlerini kırmamalılar, birbirlerine hakaret etmemeliler. Dostluklarını bozmamalılar. Hepimiz zaman zaman hatalar yaparız yapmaya da devam edeceğiz. Bu hatalar bizi kötü insan yapmaz. Bir insanın niyeti iyi olduğu sürece, o insana 'kötü' demek zaten mümkün değildir.

Hiç düşündünüz mü peki neden pamuk ipliğine bağlı bir hayat yaşıyoruz?

Başkalarına verdiğimiz bütün tavsiyelere, herkesten önce kendimizin uyduğu, olabildiğince keşkesiz bir hayatı, ulaşılmazlık kalkanından kurtularak geçirmeniz dileğiyle.

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bekir Yılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.