SIKINTILI SÖZLER

Gündelik hayatımızda bilerek ya da bilmeyerek, farkında olarak ya da olmayarak birçok söz kullanıyor  ve sarf ediyoruz. Bu sözler; kişisel olarak nasıl bir insan olduğumuzun ipuçlarını verdiği kadar, aynı zamanda karakter ve şahsiyetimiz hakkında da bize ve diğer insanlara bir takım bilgi ve fikirler verir. Ayrıca bu sözler; içinde yaşadığımız toplumun sosyal ve kültürel çevresinin; sosyo-kültürel ve sosyo-psikolojik yapısına da ayna tutar.

İşte bu makalede; insanlarımızın gündelik hayatta bilinçli ya da bilinçsiz olarak kullandıkları sözlerden hareketle; hem bu sözlerin ne anlama geldiklerinin analizini yapacağız, hem de içinde yaşadıkları toplumun nasıl  sosyolojik bir yapıya ve karaktere sahip olduğunun çözümlenmesini yapmaya gayret sarf edeceğiz.

SIKINTILI SÖZLERDEN BAZI ÖRNEKLER:

Bu sözleri okuyan herkes, okuduktan hemen sonra vakit geçirmeden “tevbe tevbe, ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ bi’llâhi’l aliyyi’l azîm diyebilir!..”

-Anam avradım olsun… (İslâm’a, insanlığa, akla, mantığa, ilme, ahlâka aykırı bir söz).

-Dinim imanım gitsin… (İslâm’a, insanlığa, akla, mantığa, ilme, ahlâka aykırı bir söz).

-Çocuğumun ölüsünü öpeyim… (İslâm’a, insanlığa, akla, mantığa, ilme, ahlâka aykırı bir söz).

-Dinim dalağım gitsin… (İslâm’a, insanlığa, akla, mantığa, ilme, ahlâka aykırı bir söz).

-Allah çarpsın ki… (İslâm’a, insanlığa, akla, mantığa, ilme, ahlâka aykırı bir söz).

-Evime yetişmeyim ki… (İslâm’a, insanlığa, akla, mantığa, ilme, ahlâka aykırı bir söz).

-Üzerime ölü toprağı serpilsin ki… (İslâm’a, insanlığa, akla, mantığa, ilme, ahlâka aykırı bir söz).

-Aha şuracıkta öleyim ki… (İslâm’a, insanlığa, akla, mantığa, ilme, ahlâka aykırı bir söz).

-İ.ne olayım ki… (İslâm’a, insanlığa, akla, mantığa, ilme, ahlâka aykırı bir söz).

-Allah belamı versin ki… (İslâm’a, insanlığa, akla, mantığa, ilme, ahlâka aykırı bir söz).

-Allah bilir gibi bilirim… (İslâm’a, insanlığa, akla, mantığa, ilme, ahlâka aykırı bir söz).

-Karım boş olsun ki… (İslâm’a, insanlığa, akla, mantığa, ilme, ahlâka aykırı bir söz).

-Gözüm kör olsun ki… (İslâm’a, insanlığa, akla, mantığa, ilme, ahlâka aykırı bir söz).

-Seninle Cehennem ödüldür bana... (İslâm’a, insanlığa, akla, mantığa, ilme, ahlâka aykırı bir söz).

-Sensiz Cennet sürgün sayılır… (İslâm’a, insanlığa, akla, mantığa, ilme, ahlâka aykırı bir söz).

-Alnıma yazılmış bu kara yazı… (İslâm’a, insanlığa, akla, mantığa, ilme, ahlâka aykırı bir söz).

-Kader böyle imiş elden ne gelir… (İslâm’a, insanlığa, akla, mantığa, ilme, ahlâka aykırı bir söz).

-Kader mahkûmları… (İslâm’a, insanlığa, akla, mantığa, ilme, ahlâka aykırı bir söz).

-Yetiş ya Ali, yetiş ya Muhammed… (İslâm’a, insanlığa, akla, mantığa, ilme, ahlâka aykırı bir söz. Çünkü Ali de ölmüştür, Muhammed de ölmüştür. ‘Allah’ın selâmı, rahmeti onların üzerine olsun. Allah onlardan razı olsun.’ Ölüler yetişemez. Allah, el- Hayy’dır, diridir ve ölümsüzdür. Onun için Allah’tan başka hiç kimse yetişemez!..).

Görüldüğü gibi; İslâm’a, insanlığa, akla, mantığa, ilme, ahlâka aykırı daha yüzlerce, binlerce bunlara benzer söz bulabilirsiniz bu toplumda…

Şimdi doğru oturup doğru konuşalım:

Müslüman Türk milletine bu sözler hiç yakışıyor mu? Ne Müslümanlığımıza ne de Türklüğümüze (etnisiteye özel bir atıf yok. Çatı bir kavram olarak kullanılmıştır. Herkesi kapsar.)  yakışıyor değil mi?!..

O hâlde; bu milletin Müslümanlığında da, Türklüğünde de sorun vardır dersek; acaba yanlış bir şey söylemiş olur muyuz?

Eğer bu hipotezim doğruysa ve temelinde de “toplam kalitesizlik” yatıyorsa; ve dahi bu da bir problem ise; bu problemin müsebbipleri de A’dan Z’ye tüm toplum üyeleri ise; o zaman soru şu: Bu problemi kim, kimler ve nasıl çözecekler?

Toplumsal sorunların çözümünde birinci derecede sorumluluk sahibi olan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ve onun Aile ve Milli Eğitim Bakanlıkları, bu tür sorunların (toplam kalitesizlik sorunu) çözümü için acaba ne yapmaktadırlar? Acaba bu konularda ne gibi projeleri vardır? Bir eğitimci ve bir vatandaş olarak bilmek isteriz. Yoksa aileden sorumlu bakanlık, güya aile içi sorunları çözme adına  buldukları en kolay yöntem olan; erkek eşleri evlerinden nasıl uzaklaştırırız diye kafa yormakla mı mesailerini harcıyorlar acaba? Mâdem öyle; o zaman aile yuvalarının kapısına kilit vurulsun (!), ya da tüm erkek eşler (kocalar) kanun gücüyle ve polis zoruyla evlerinden uzaklaştırılsın (!), bakın o zaman  bu iş kökten nasıl çözülüyor (!). Bu anlayış aynen şuna benziyor: Zamanın Maarif Bakanının dediği gibi; “şu mektepler olmasa; maarifi ( Millî Eğitimi) ne güzel idare ederdim…”

Peki, bu konuda Millî Eğitimden sorumlu bakanlık ne yapıyor? Var mıdır acaba toplumun, toplam kalitesizliğini gidermek adına yeni yeni projeleri? Yoksa o da mı işin kolayını bularak sadece sayısal verilerle uğraşıyor ve bütün mesaisini buna harcıyor? Yoksa “YÖK” de mi böyle yapıyor? Makyaj tamam, zarf tamam; mazruf nerede, mazruf ne âlemde?

Yukarıda bir kısmını belirttiğim sıkıntılı sözler; zannedilmesin ki sadece toplumun belirli bir kesimine ait. Hayır hayır; hemen hemen herkesi kapsıyor ve her kesimi ilgilendiriyor. Aşağıdan yukarıya, yukarıdan aşağıya kadar… Bunun için Meclisteki konuşmalara ve tartışmalarda sarf edilen sözlere bakmak yeterli olacaktır. İşte bu durum; bizim kişisel ve toplumsal olarak nasıl bir insan, nasıl bir toplum olduğumuzu gösteriyor. Yani Müslümanlığımızın ve Türklüğümüzün derecesini ve kalitesini gösteriyor. Bu sosyolojik, psikolojik ve sosyal psikolojik açıdan bilimsel ve objektif bir gerçekliktir. Öyle din, iman; vatan, millet; ilericilik, çağdaşlık güzellemeleri ve sloganlarıyla bu işler olmuyor, bu sorunlar çözülmüyor maalesef!.. Cesaretle bu sorunlarla yüzleşmek ve kökten köklerine neşterler vurarak kalıcı çözümler üretmek lâzım gelir kanaatimce…

Yine bu sıkıntılı sözlerin çoğu da yemin içerikli sözlerdir. Yemin neden yapılır? Söylenecek sözü tekit etmek, kuvvetlendirmek ve önemli olduğunu vurgulayarak ona dikkat çekmek için yapılır. İşte insanlar da yeminlerini bu maksatlarla yaparlar. Allah da Kur’an’da bir şeye dikkat çekmek, bir sözün önemli olduğunu vurgulamak için birçok şey üzerine yemin ediyor. Meselâ; geceye, gündüze, zamana vb. Belli ki; üzerine yemin edilen şeyden sonra gelecek olan söz ya da sözler çok önemlidir.

Bizim insanlarımızın çoğunluğu ise; diyelim ki muhatabına bir iş yapacak, müşterisine patates, soğan, kavun, karpuz, salatalık satacak; karşısındakini ikna etmek ve inandırmak için, hemen dini, imanı, Allah’ı, kitabı ve bildiği ne kadar kutsal değeri varsa onların üzerine rahatlıkla yemin edebiliyor. Hele de özünde, sözünde, yemininde keşke samimi olsa!.. Salt heva ve hevesini putlaştırmak, kâr ve menfaat elde etmek için bunu yapıyor.

Bir de TBMM’de milletvekilleri ve devleti yönetme konumunda olanlar, resmi olarak yemin ediyorlar. Ayrıca;  mesleğe daha yeni intisap etmiş olanların da, türlü türlü yemin etme söz ve merasimleri var. Tabii bunların hepsi standart resmî, şeklî, formel klişe söz ve ifâdelerden oluşan yemin şekilleridir.

Bu yemin etme şekilleri mecburi, zoraki, resmi, mevzuat gereği ve içeriği başkaları tarafından hazırlandığı için, uygulamada  gereği yapılmıyor ve yeminlerin içeriği ile mütenasip (paralel) sonuçlar elde edilemiyor. Bu bakımdan yeminler zoraki, resmi, standart söz ve ifâdeler üzerine değil de, herkesin önemsediği kendi kutsal değerleri üzerine olsa; belki de herkes yemin etmeyi daha da ciddiye alacak, daha da önemseyecek ve üzerine yemin ettiği değerlerle ters düşmemek için, kendi iç tutarlılığı ve öz saygısı gereği yeminine sadık kalmak için elinden geleni yapmaya çalışacak ve daha hassas ve daha samimi davranacaktır. Yoksa inanmadığı değerler üzerine zorla yaptırılan yeminlerin, sahiplerini riyakârlığa ve takiyyeye sürükleyebilme ihtimâli çok yüksektir.

İşte; sade vatandaşların ve diğerlerinin formel ya da informel olarak ettikleri yeminlerin söz, içerik ve şekilsel olarak sonuçları ile, yukarıda bazı örneklerini verdiğim sıkıntılı sözlerin yapıları ve muhteviyatları; sosyolojik, psikolojik ve sosyal psikolojik açıdan nasıl bir insan ve nasıl bir toplum olduğumuzun işaretlerini vermekte, aynı zamanda da resmini ve fotoğrafını ortaya koymaktadır.

Dolayısıyla bu konularla ilgili olarak herkes samimiyetle aynaya dönsün ve kendisine bir baksın bakalım, aynada ne görünüyor…

28 Kasım 2020

İlhan AKAR

  

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İlhan Akar - Mesaj Gönder

# ölü

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.