BAŞKAN GÜRBÜZ İLE BİR AKŞAMÜSTÜ

İnsan, hangi konuda olursa olsun umudunu yitirmemelidir. Çünkü umutsuzluk, amansız bir hastalığın girdiği bünyeyi yok oluşa doğru sürüklemesi gibi insanı bir çıkmaza; bir kör kuyuya düşürür ki çıkabilene aşk olsun. Şu hayatta umutsuzluktan daha büyük bir mutsuzluk olmasa gerek. İnsan her yeni güne uyandığında yeniden umutlanmalı, umudunu yeniden tazelemelidir bence. İyisiyle-kötüsüyle, güzeliyle-çirkiniyle dün dünde kalmış, yeni bir gün başlamıştır. Hayat yeni bir güne uyanmıştır bütün güzellikleriyle...

Sertap Erener ne diyordu bir şarkısında:

“Bir çaresi bulunur, elbet yarın

Yeniden yaşamanın

Bir çaresi bulunur elbet canım

Bi uyuyup uyanalım”

Modern dünyanın insanı bir açmazın içerisinde bocalayıp duruyor. Tükenmişlik, anlaşılmamışlık, değer verilmemişlik, kıymeti bilinmemişlik…Daha nice belirsizlikler içerisinde kıvranan insan hayatın kenarlarına tutunarak yaşama telaşındadır ne yazık ki. Yaşamak için bir çıkış yolu arıyor kendisine. Başka sesleri duymaya ihtiyacı olduğunu anlamak istemeyen, kendi sesini ise kendi içine hapsederek sessizleştirdiği insanların dünyasında yaşıyoruz. Dert dinleyenlerin derdi, dertlilerin derdinden daha fazla. “Değirmene vardım derdim demeye, değirmen başladı har-hur dönmeye” derler ya işte tam da öyle. Umuda ihtiyacımız, hem de çok ihtiyacımız var.

28 Ekim akşamı Elbistan’ın Sesi ve Elbistan Kaynarca Gazetelerinin organize ettiği bir davete iştirak ettik. Belediye Başkanı Sayın Mehmet Gürbüz’ün de çağrıldığı bu davet, her iki gazetenin yazarlarından müteşekkildi. Bu davet için belediyeye ait olan Mükrime Hatun Kültür evi seçilmişti.

 Açılış konuşmasını Elbistan’ın Sesi ve Kaynarca  Gazetelerinin genel yayın yönetmeni Meltem Göçer hanımefendi yaptı. Katılanlara teşekkürlerini sunan Meltem Hanım, davete icabet edemeyen yazarların mazeret ve selamlarını da ilettikten sonra konuşma yapması için sözü Başkan Gürbüz’e bıraktı.

Mehmet Gürbüz Bey göreve geldikleri günden bugüne kadar neler yaptıklarını anlattıktan sonra yapmayı planladıkları hizmetlerden de söz ederek, Elbistan’ın geleceğine ilişkin düşüncelerini bizimle paylaştı. Bizim görüş ve düşüncelerimizin hizmetleri açısından önemli olduğunu ve buna ihtiyaç duyduklarını samimi bir şekilde ifade ederek mikrofonu biz yazarlara bıraktı.

İnsanların bakış açıları birbirinden farklıdır. Kimine göre çok önemli olan bir mesele diğer birisi için hiçbir anlam ifade etmeyebilir. Önemlilik sıralaması da böyledir, herkes kendi düşünce ve fikrinin önceliği olduğunu düşünebilir tabi ki. Dolayısıyla her yazar kendi dilince problem olarak gördüğü hususları, yapılan ve yapılmayan işleri, olanları ve olması gerekenleri dillendirdi. Herkes kendi zaviyesinden haklı görünüyordu. Oldukça geniş bir çerçevesi olmuştu bu fikir alış-verişinin. Hemen her konu bir şekilde dile getirilmiş ve dile getirilen hususlar ister eleştiri, isterse öneri şeklinde olsun Başkan tarafından dikkatle dinlenilmişti. Göksun-Elbistan yolunun yavaş ilerleyişi, organize sanayinin bir türlü hayata geçirilemeyişi, Türkiye’nin 4. büyük ovası olan Elbistan ovasını sulayacak baraj/lar/ın yapımına bir türlü başlanılamayışı, başlanılan barajlarında arzu edilen hızda ilerleyemeyişinden tutunda Kapıdere-Elbistan tren hattının akıbetine kadar her konuda soru yağmuruna tutuldu Başkan.

Ve’l-hasıl-ı kelâm bu şehir için ne yapıldığı ve neler yapılması gerektiği hakkında uzunca süren bir beyin jimnastiği yapıldı. Beylik merkezi olan bu kadim şehrin hak ettiği hizmeti alamayışı herkesin ortak derdi idi ve bu konuyu dile getirenler de dinleyenler de iç geçirmek zorunda hissetti kendilerini. Elbistan’ın sorunlarının halli esnasında sosyolojik dokusu ve coğrafi yapısının mutlaka dikkate alınması gerektiği yönünde bir fikir birliği oluştu denilebilir.

Başkanın konuşması, sorulara verdiği cevaplar Elbistan’ı yönetme yeterliliği hakkında açık bir fikir edinmemizi sağladı. Çeşitli alanlardaki donanımının yanı sıra planlama eğitimi de almış olan Başkan’ın özellikle vurguladığı şu konu planlama yönünün gücünü göstermektedir:“Ortak akla, ortak yatırıma, daha da önemlisi kalkınma projelerine ihtiyaç var. İçinde bulunduğumuz birtakım sıkıntıların varlığını kabul ediyorsak ki var… Her şeye rağmen onları aşmanın, bu şehri kalkındırmanın yolu bu şehrin milliyetçisi olmaktan geçmektedir. Şehir, sanat eseri (resim) gibidir. İmzanı atacaksan sanat değeri olmalı. Belediyenin asıl görevi, yaşanılabilir bir şehrin oluşmasını sağlamak, bunun yapılanmasını gerçekleştirirken de emeksiz rant elde edenlerle mücadele etmektir. Ben göreve geldiğim günden beri hakkaniyeti gözetmeye çalışıyorum. Gücüm yettiğince bunun gayretindeyim. Kimsenin hakkı yenmesin ama kimsede hakkından fazlasını elde etmeye kalkmasın. İşte bunun mücadelesi içindeyim açıkçası. Saha çalışması kalem erbabıyla da desteklenirse başarı daha çabuk yakalanır, diye düşünüyorum.”

Başkan, mimar arkadaşlarla da toplanarak imar konusunu görüştüklerini, verimli bir toplantı olduğunu aktardı bizlere. Yapılan hizmet veya eserin eleştiriye muhtaçlığına temas etti, kente-şehre dair yeni fikirlere ihtiyaç duyduklarını, birikimi yüksek olan Elbistan Şehri’nin çok kıymetli değerler yetiştirdiğini, bu değerlerin değerlendirilmesiyle derinliğe yelken açılacağını vurguladı. Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal’ın Elbistan için bir şans olduğunu, onunla birlikte Elbistan için çok büyük fırsatlar yakalandığını, Ünal’ın Ankara’dan bitecek işlerinin takipçisi olduğundan ve bu sayede çok güzel işler başarıldığı konusunun üzerinde durdu. Tüm bunların yanı sıra tahammülsüzleşen bir topluma hizmet vermenin güçlüğünden bahsetti. Kamuya hizmet etme noktasında olanların, kamunun menfaatlerini gözetmek zorunda olduğu bilincinin zaafa uğradığını, ‘sen istersen bunu yaparsın’ mantığının öne çıktığını çok çarpıcı örneklerle davetlilere anlattı.

Çıt çıkarmadan dinleyenlerin yüzüne yansıyan hayret ve şaşkınlık aşikâre görülüyordu…

Ne anlattığına gelince;

Anlattıklarını direkt aktarmayacağım ama dolaylı da olsa anlatmadan geçemeyeceğim:

Davetliler arasında tiyatrocu kimliği de olan İhsan Karcı söz isteyerek;

 Sayın Başkan, merhum Demirel’in: “Meselelerin mesele olmaması için, meseleleri mesele olmaktan çıkarmak lazım” sözünü hatırlattınız bana, diyerek sözüne devam etti.

-Padişah, kaleyi savunamayan komutana sebebini sorar, komutan:

-Devletlum, kaleyi savunamayışımızın kırk bir sebebi var, der. Padişah:

-Bunca sebep ne ola ki Paşa, deyince komutan:

-Sebeplerden birincisi barutumuz yoktu. İkincisi…Padişah komutanın sözünü keserek:

-İkinciye gerek yok, der.

Konukların yüzünde oluşan tebessüm, başkanın işinin zorluğunu kolaylaştırmasa da soğuk mekânın seçkin konuklarının içini ısıttı.

Başkan’a, samimi paylaşımlarından ötürü teşekkür eden İhsan Bey; eğer fırsat verilirse Elbistan için yapılacak kültür faaliyetlerinde yer almaktan ve katkı sunmaktan mutlu olacağını söyleyerek sözünü bağladı.

Hani,“seksenine merdiven dayamış sevimli bir ihtiyara polis evde kalmalısın bey amca dediğinde; dışarıda Korona, içerde avrat halıma koymuyor, ben de şaştım memur bey,” diyor ya… İşte eyle. Dostun gülü düşmanın taşından fazla can yakıyor. Evdekiler halına bıraksa, Koronayla daha kolay baş edersin.

24 Ekim 2019 tarihinde yaptığımız istişare toplantısında Mehmet Gürbüz’ün yaptıklarını ve yapmak istediklerini “Elbistan’ın Hikâyesi Yeniden Yazılıyor” başlıklı yazımda uzun uzun anlatmıştım.

Bu toplantıdan geriye ne kaldı. Tarihe bir not düşme adına ben de bu yazıyı kaleme alma ihtiyacı hissettim. Başkanın anlattıkları, benim zihnimde yaptığı çağrışımlar bu yazıyı ortaya çıkarttı. Başkan ezcümle şöyle demişti: “Ben o makamda oturuyorum, bu doğru. Her şeye gücümün yettiği veya yeteceğini zannetmek, bu ise tamamıyla yanlış. Maddi sebeplerin aşılması, önyargıların aşılmasından daha kolay. İçinde yaşadığımız, benimde mensubu olduğum bu kapalı toplum, her duyduğu yeni şeye negatif tepki veriyor. Bu da hizmet vermeyi zorlaştırırken, hizmet vereninde gereğinden fazla enerji harcamasına sebep oluyor. Ben maddi sıkıntıları bir türlü aşıyorum, fakat…”Yapılanın sevabı, yapılmayanın vebali sebep olanların omzunda yüklü. Bize karanlık, O’na ayan olan bu hali tam manasıyla biz bilemeyiz. Ancak bize yansıtıldığı kadarıyla tahayyül edebiliriz. Başkan tüm bunların yanı sıra çok olumlu şeyleri de paylaştı bizimle. İşini bilen bir Başkan’a sahip olmanın rahatlığını hissettirdi. Umudumuzu tazeledi.

Şair yanımı bastıramadım. Yapılamayan her şeyden sorumlu tutulan Gürbüz’le bir atışma yapsak acaba nasıl söyleşirdik, diye düşündüm. Aldım kalemi elime. Bakalım ben ne söylüyorum, Başkan ne cevap veriyor:

Gözükara:

Ben kıza söylerim sen gelin anla

Neden çırıl-çıplak dağımız Başkan

Görüştün mü kutupları Bakanla

Isıttı buzları çağımız Başkan

 

Şardağı’nın ormansız oluşundan tutunda, küresel ısınmadan dolayı kutuplarda eriyen buzlara varıncaya kadar sorumlu tuttuğum Başkan bakın ne diyor:

 

Başkan:

Sen kıza söylersen gelin aldırmaz

İlgiye muhtaçtır dağ Gözükara

Yapan aldırmazsa bakan kaldırmaz

İletişim çağı çağ Gözükara

 

Sen bana söylüyorsun amma olup bitenden sorumlu olanlar ima yoluyla söylediklerini üstüne almaz. İlgilisine doğrudan söylemek gerek.

 

Gözükara:

Gölgesinde oturulur söğüdün

Faydası yok unutulan öğüdün

Cephede en önde giden yiğidin

Kıymetini bilsin sağımız Başkan

 

Bu topraklarda söğüt gölgesinde oturup rahat bir hayat sürüyorsak, evvel Allah bu toprağı kanlarıyla sulayarak Vatan yapan er oğlu erlerin sayesinde. Şeyh Edebalilerin öğüdünü Osmanlar unutursa bizim halimiz nice olur, diyorum.

Bakalım başkan neyi nasıl söylüyor:

 

Başkan:

Dokuz başlı bir tuğ kalktı söğütten

Hisse alır Alperenler öğütten

Sancağı surlara diken yiğitten

Sanma habersizdir sağ Gözükara

 

Öğütten haberdar olan Osman’la, İstanbul surlarına sancak diken Ulubatlı Hasanların aynı ruhu temsil ettiğini ve bu ruhun devam ettiğini söylemekte Gürbüz.

Osman Bey’le günümüz Alperenlerinin ruh köklerinin aynı yürek coşkusuna sahip olduğu yönünde kanaat beyan etmesi doğrusunu isterseniz beni de heyecanlandırdı.

 

Gözükara:

Umut dedikleri ummandan derin

Gün-günü azalır gamın kederin

İmarı bizlere emanet yerin

Bülbülsüz kalmasın bağımız Başkan

 

“Ümit var olunuz!” diyen bir dine mensubuz. Gönül dünyamızdaki çağlayanlar ümitle billurlaşır. Geçtiği topraklara çil çil kubbeler serpen ecdadın torunları olarak dağları bağ yapmak da bizlere düşer. Elinde imkânı olanların hizmet vermesinin vatan borcu olduğunu söylüyorum.

 

Başkan:

Umut dedikleri kanatsız kuştur

Bu dünya yalandır bu dünya boştur

Ömürse doğumdan kabre koşuştur

Akıbeti viran bağ Gözükara

 

Başkan dünyanın geçiciliğinden söz ederken, dünyaya fazla bağlanmanın doğru olmadığı şuurunda olmamız yönünde dikkatimizi çekiyor.

 

Gözükara:

İnişi var çıkışı var düzü var

Her meyvenin kabuğu var özü var

Elbistan’ın söyleyecek sözü var

Pilava dökülmez yağımız Başkan

 

Hizmet noktasında Elbistan’ın çok gerilere düşmesi ve sesini bir üst makama duyuramayışı karşısında sesimi yükseltiyor, hakkını istemekten vaz geçmediğini dile getiriyorum. Her fırsatta bunu söylemekten kaçınmayacağını, yağımızın pilav yerine başka yerlere dökülerek heba edildiğine dikkat çekiyorum.

 

Başkan:

Hasretin çilesi yolun taşı var

Kalbin çarpıntısı gözün yaşı var

Sözün ayağı var sözün başı var

Rahmetle birlikte yağ Gözükara

 

Bu kıtada, her işin kendi içinde bir döngüsünün olduğunu, Dulkadir Beyliğine yüz yetmiş küsur yıl başkentlik yapmış iddialı bir Elbistan’ın duruşu ve söyleyişinin de ona uygun olması gerektiğini söylüyor.

 

Gözükara:

Sular aka aka yatağın bulur

Hikâye eylesem şikâyet olur

İtler ürür, kervan yürür, kurt ulur

Dense de yoruldu çoğumuz Başkan

 

Her işin kendi içinde bir döngüsünün olduğunu kabul ediyorum. Bu topraklardan çıkan üç ırmağın, Maraş altı tüm toprakları sulayıp, Hatay’ın Amik ovasını suya kandırdıktan sonra Akdeniz’e ulaşırken, Elbistanlının 2020de hala yetkililerle konuşurken,‘topraklarımızı sulayacak barajdan ne haber’ demeleri yorgunluktan öte bir sözle ifade edilmesi gerek bir durum değil mi?

 

Başkan:

Parça bütününü aramaktadır

Işık yeryüzünü taramaktadır

Kahrın düşmanlara yaramaktadır

Çok şükür yüzümüz ağ Gözükara

 

Elbistanlı kendini anlayacak birini aramaktadır. Işık yeryüzünü taramaktadır. Karanlık bir gün kalkacak ve bu aradığı kadirşinasla karşılaşacaktır. Seni anlamayanlara yakınman onları sevindirir. Sakin ol diyor bana. Utanılacak bir yanımız yok. Alnımız açık, yüzümüz ak diyor.

 

Gözükara:

Çiçek yük olur mu kendi dalına

İhanet eder mi arı balına

Gözükara kurban olsun yoluna

Kaim Elbistan'la bağımız Başkan

 

Tüm bu söylediklerimi Elbistan’ı çok sevdiğim için söylediğimi beyan ettiğim söyleşi şiirinin şah kıtasıyla sözü bağlıyorum.

 

Başkan:

Bayrağın gölgesi dünyayı değer

Meyveli ağaçlar dalların eğer

Gürbüz'üm gürbüzce severmiş meğer

Sevgi insanlıkta bağ Gözükara

Birlik ve beraberliğin ne denli büyük bir nimet olduğunu bize hatırlatan bu kıtayla sevginin önemine, insani değerlerin değişmezliğine vurgu yaparak şiirimiz bitiyor.

Yapılan toplantıdan kısmetimize bu yazı düştü. Sebep olanlardan ve katılanlardan Allah razı olsun.

 Bu toprakları bizlere vatan olarak bırakan şanlı ecdadımızı rahmet, minnet şükranla yad ediyorum. Allah bu milleti korusun…

Teşekkürler Başkan!

Umut verdiğin için…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Gözükara - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.