İMAMLAR VE LİDERLER

İnsanlık tarihinde; insanoğlunun var edilişinin ya da yaratılışının başlangıcından itibaren ontolojik olarak  insanlar; “yönetenler ve yönetilenler”  şeklinde zorunlu ve kategorik olarak mutlaka iki temel gruba veya sınıfa ayrılmışlardır. Bu durum kaçınılmaz bir olgudur. Bu dün de böyleydi, bugün de böyle, yarınlarda da böyle olacaktır. Onun için biz, “yönetim bilimi” alanında “yönetim olgusunu” insanlığın başlangıç tarihiyle birlikte başlatırız.

Tabiidir ki; hiyerarşik ve diyalektik olarak yönetilenlerin olduğu her yerde, bir de yönetenler sınıfı  olacaktır. İşte bu yönetenlerin kavramsal ve literal olarak adları ve sıfatları, tarihin çeşitli dönemlerinde ve toplumların konuştukları lisana uygun olarak kimi zaman han, kimi zaman hakan, kimi zaman kağan, kimi zaman başbuğ, kimi zaman bey, kimi zaman hükümdar, kimi zaman şah, kimi zaman padişah, kimi zaman sultan, kimi zaman “imam”, kimi zaman halife, kimi zaman reis, kimi zaman başkan, kimi zaman cumhurbaşkanı, kimi zaman imparator, kimi zaman kral, kimi zaman kraliçe, kimi zaman da “lider” olmuştur.

Biz bu makalede sadece “imam” ve “lider” kavramları üzerinde duracağız. Ancak şu kadarını söyleyelim ki; yukarıda saydığım kavramların tamamı, siyaset sosyolojisi açısından toplumların yönetilmesinde görev ve rol alan, aynı zamanda da sorumluluk üstlenen yönetici pozisyonunda olan insanların tarihsel süreç içerisinde aldıkları isim ve sıfatlardır. Mahiyet itibariyle bu kavramların ortak özelliği “toplumların yönetilmesi” olgusu olsa da; ihtiva ettikleri mânalar itibariyle zaman içerisinde toplumsal yapılar ve toplumsal algılar çerçevesinde bu kavramlara yeni yeni bir takım dînî ve siyasî anlam yüklemeleri de olmuştur.

İMAMLAR:

İmam kavramı etimolojik olarak; Arapça “emm”, “amm”, “ümm” gibi kelimelerden türemiş olup, “önde giden, önder, rehber, asıl, kök, ana” gibi anlamlara gelmektedir. Epistemolojik olarak ise; kullanıldığı yere ve ifâ edilen görev ve misyona uygun olarak “ bir devleti, bir toplumu siyaseten yöneten kimse” ya da “dînî ve ilmî konularda ictihâdî çalışmalara önderlik yapan kişi” veya “namaz kılan cemaate rehberlik yapan insan” gibi çok çeşitli mânalar ihtiva etmektedir.

Yine bu kelimelerden; ümmet, imâmet, imâme gibi pek çok  kavram da türemiştir. İmam kavramı; İslâmiyet’in ilk yıllarından itibaren İslâm toplumunda ya da toplumlarında kullanılan bir kavramdır. Bu kavram; hem toplumu ve devleti yönetme adına siyasî mânada kullanılan bir kavram olduğu gibi, hem de dînî mânada Müslüman cemaate namaz kıldırmak maksadıyla kullanılan bir kavramdır. İslâmiyet’in ilk yıllarında ve daha sonraki belli dönemlerde bu kavram, aynı insanın uhdesinde toplanmıştır. Yani devleti ve toplumu yönetenler, iki görevi bir arada uzun süreler yapmışlardır. Ancak ilerleyen dönemlerde yavaş yavaş bu iki görev bir insanın şahsında teke düşmüş, başka bir ifâde ile devleti yönetme işi siyaseten devleti yöneten kişinin uhdesinde kalmış, cemaate namaz kıldırmak vazifesi ise vekil olarak tayin ettiği kimselere kalmıştır .

İslâmiyet’in ilk dönemlerinde oldukça ağırlığı ve ehemmiyeti olan bu kavramın (imamlık, imâmet) ve temsil ettiği misyonun tarihsel süreç içerisinde gittikçe ağırlığı ve önemi kalmamış, içi boşaltılmış; kavramın üzerine oturduğu makam da; özellikle Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren ve günümüzde sadece namaz kıldırma, cenaze kaldırma, mevlid okuma gibi bir takım dînî ritüelleri ve hizmetleri rutin olarak yerine getiren, devletin sıradan resmi bir memuriyet makamı hâline dönüşmüş ya da dönüştürülmüştür. Bu noktaya gelinmesinde dînî, siyâsî, tarihî ve sosyal olarak çok çeşitli sebepler olsa da; artık bu bir realitedir ve bunda da diğerleri bir yana, Kur’an’ın ahkâmından, vahyin ruhundan ve İslâmiyet’in insanlığa sunması gereken evrensel ve  çağlar üstü mesajından uzaklaşan Müslümanların maalesef çok büyük “günahı,  vebâli ve sorumluluğu” vardır.

İmamlık ve imâmet müessesesi bozulunca imamlar da bozuldu. İmamlar bozulunca ümmet bozuldu.  Ümmet bozulunca imamlar tekrar bozuldu. İnteraktif bir şekilde birbirlerini bozdular. Müslümanların bozulması tereyağın bozulmasına benzer. Zehirler. Hakikatler insana acı verir ama acı da olsa maalesef gelinen nokta budur.

Bir Nasrettin Hoca Fıkrası:

Bir gün Hocanın hanımı, Hocaya; “- hoca efendi  hoca efendi; balık pazarına bir gidiver de, biraz balık al gel. Şöyle akşama nefis bir şekilde kızartayım da, kendimize leziz bir balık ziyafeti çekelim!..”.        Hoca efendi emri alır da hiç durur mu? (Zâten bekârken hocaya sormuşlar; “-nerelisin hocam?”. “-Daha evlenmedim ki!”, demiş.) Hemen koşmuş balık pazarına, tezgâhtan bir balık almış eline, başlamış kuyruk tarafından koklamaya… Tezgâhtar, hoca efendinin balığı kuyruk tarafından kokladığını görünce dayanamamış ve müdahale etmiş: “- Hoca efendi hoca efendi; yanlış yapıyorsun, balık kuyruktan kokmaz, balık baştan kokar baştan kokar…” demiş. Eee, Nasrettin Hocamız hiç durur mu, cevabı hemen yapıştırıvermiş: “- Ya hu ben de biliyorum balığın baştan kokacağını da; acaba bu koku kuyruğa kadar sirayet etmiş mi, etmemiş mi onu anlamaya çalışıyorum…” demiş.

İşte şimdi burada Müslüman toplumlar (milletler) olarak; baştan başlayıp kuyruğa kadar sirayet eden bu kokulardan, bu bozulma ve çözülmelerden bir an önce kurtulup kendimize gelmez isek; bir zamanlar gençlik dönemlerimizde kullandığımız sloganik bir deyimde olduğu gibi “titreyip” kendimize; aslımıza, neslimize, özümüze (bana göre vahyin ruhuna; ki vahyin ruhu herkesi kuşatır, herkesi içine alır) dönmez isek; o zaman vay hâlimize!.. Veyl olsun hâli pür melâlimize!..

Peki bunu bir zamanlar olduğu gibi tekrardan başaramaz mıyız? Elbette ki başarırız!.. Eskiden olduğu gibi yeniden; yeni yeni İmam Ömer’ler, İmam Ali’ler, İmam Hasan’lar, İmam Hüseyin’ler, İmam Hasan el-Basrî’ler, İmam- ı Âzam Ebû Hanîfe’ler, İmam Mâtürîdî’ler, İmam Gazzâlî’ler, İmam Şâmil’ler… yetiştirebiliriz. Adları, sanları değişik de olsa; evet evet bunu başarabiliriz. Âdil önderler ve âdil âlimler yetiştirebiliriz. Bunun tek şartı iyi bir aile, iyi bir toplum, iyi bir eğitim, iyi bir yönetim, âdil bir adâlet, düzgün bir ahlâk, mümeyyiz bir akıl, objektif bir ilim ve çok ama çok çalışmaktır…

LİDERLER:

Dilimizde ve günümüzde çok sık kullanıldığı için sanki Türkçeymiş gibi bilinen ve algılanan bu kavram (lider), aslında bizim kültürümüze yabancıdır. (Kültür de yabancı; culture). İngilizcede lider; “leader”, liderlik ise; “leadership”tir. Literatürde kullanım şekli yüzyıllar öncesine kadar giden bu kavramlar, 20. Yüzyılın başlangıcından itibaren yoğun bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır.

Bizde de son yıllarda çok sık kullanılan bu kavramlar, aynı zamanda bir şeyi ispat etmekte ve  göstermektedir ki; hayat boşluk kabul etmez. İlimde, fikirde, dilde, sosyal hayatın her alanında sizin bıraktığınız boşluğu; bir gün birileri gelir ve mutlaka doldurur. Gitti imam, geldi lider… Hayrını görün(!)… Bu bize az bile!.. Neden mi? İşte cevabı: “Başınıza gelen her musibet, kendi yapıp ettikleriniz yüzündendir.” (Şûrâ, 30). Başkasını suçlamak, işin kolay tarafıdır. Müslümanlığı kimseye bırakmayan kişi ve gruplar; şeyhlerinden, mehdilerinden, mesihlerinden izin alabilirlerse, onların “meyyitleştirme” ameliyesinden vakit kalabilirse ve sıra gelebilirse eğer; lütfedip(!) Allah’ın Kitabına ve Rasûl’ün Veda Hutbesine bir baksınlar bakalım; Allah ve Rasûl’ü Müslümanlara neyi emrediyor ve nasıl nasihat ediyor. Ve sizler ne yapıyorsunuz, ne ile meşgulsünüz? Yoksa Sünnetullah’ı ve Rasûl’ün Sünnetini tabaktaki yemeği sonuna kadar yalayıp yutmak olarak mı anlıyorsunuz?  Unutmayalım; çuvaldızı önce kendimize, sonra gerekirse iğneyi de  başkasına!..

Etimolojik olarak “lider” kavramı; önder anlamındadır. “Liderlik” de; önderlik demektir. Liderlik bir süreçtir. Epistemolojik olarak ise; bilgi, zekâ, cesaret, hitabet, kâbiliyet, güvenirlilik, etkileme, iknâ etme, inandırma gibi bir takım kişisel özelliklere sahip olan insanların, bir amaç, misyon ve vizyon doğrultusunda kitleleri etkileyerek, inandırarak peşlerinden sürüklemesi, onları sevk ve idare etmesidir. Bunu başaranlara lider, bu işin yapılma sürecine de liderlik denilir.

 Günümüzde; eğitimde, yönetimde, siyasette her kurumun, her örgütün, her partinin yöneticilerine “lider” deniliyor ama, gerçek mânada hemen hemen hiçbiri lider değildir. Hele hele bazıları hiç değildir. Lider’in “L”si bile olamazlar. Bağışlayın; üç koyun verin önlerine, onları bile güdemezler, sevk ve idare edemezler, dağda-taşta kurda-kuşa kaptırıp geri dönerler. Ama ne yapalım; milleti algı operasyonlarıyla kandırıyorlar işte!.. Millet de (bazı insanlar) zâten aldatılmaya, kandırılmaya, meyyitleşmeye gönülden teşne!.. Yapılacak bir şey yok; alan razı, veren razı!.. Al gülüm, ver gülüm!..

İnsanlık tarihine bakıldığı zaman; bugünkü deyimle gerçek liderler, belki de iki elin on parmağı kadar ancak vardır. Çünkü gerçek liderler; çağlarındaki toplumsal dönüşümleri (transformasyon) kitlesel olarak hakiki mânada gerçekleştirebilenlerdir ve tarihe damgasını vuranlardır. İşte bazı rasûller (peygamberler), bazı din önderleri (imamlar), bazı filozoflar, bazı eylem adamları ve bazı siyasetçiler böyledir.

Yönetim biliminde; bilimsel olarak bazı liderlik yaklaşımları, liderlik nazariyeleri, liderlik kuram ve teorileri vardır. Aynı şekilde bu kuram ve teoriler eğitim alanında da vardır. Ancak ben, bu makalenin sınırlılıkları içerisinde bunların detaylarına girecek değilim.

Yalnız şu kadarını söylemekle iktifa edeceğim ki; 20. Yüzyılda ve içinde yaşadığımız 21. Yüzyılın ilk çeyreğinde; gerek klasik liderlik yaklaşımlarında olsun, gerekse modern ve post modern liderlik yaklaşımlarında olsun, liderlerin ve liderliğin özellik, mahiyet ve türlerine dair hemen hemen her şey söylenmiş olsa da; bunların içinde ne idiğü açık, seçik, net ve tam olarak belli olmayan “etik” denilen bir kavramı dışarıda tutacak olursak, ahlâkî değerlerle alâkalı pek fazla bir şey bulamazsınız.

İşte bundan dolayıdır ki; tüm dünyadaki zamane “liderleri”, belki bazıları hariç, hemen hemen hepsinde bir takım ahlâkî zaafiyetler vardır. Bunların en meşhurlarından bazı örnekler vermek gerekirse; dünya kamuoyunda afişe ve faş olmuş eski ABD başkanı Clinton ve eski İtalya başbakanı Berlusconi’yi verebiliriz.

Hâlbuki bizim tarihimizdeki kaynaklarda liderlerin vasıfları sayılırken*, diğer niteliklerinin yanında en başta adâlet ve ahlâkî nitelikler gelirdi. Onun için bizim liderlerin önderliğinde bir zamanlar yeryüzünde nice medeniyetler inşâ edilirken, bu medeniyetlerin temelleri her şeyden önce ahlâk ve adâlet ilkeleri üzerine atılırdı. Tarihte kurduğumuz medeniyetler sadece maddî, fizikî ve müessesevî değil, bunlar aynı zamanda insanlık ve mazlum halklar için adâlet ve ahlâk medeniyetleri de olurdu. İşte bizim  Batı lider ve toplumlarına karşı alâmet-i fârikamız temelde bu idi. Bu temelin daha da derinliklerinde yatan temel ruh da; i’lâ-yi kelimetullah idi.

SON SÖZ:

İşte imamlar. İşte liderler… Tercih sizin, karar da sizin. İster imamlar olsun, ister liderler olsun; bugün insanlığın ve dünyamızın barış için, huzur için, kardeşlik için gerçek mânada  adâletli ve ahlâklı önderlere âcilen ve şiddetle ihtiyacı vardır.

Yeryüzünde barışı, huzuru, kardeşliği ve adâleti sağlayacak yeni yeni İmam Ömer’lerin, İmam Ali’lerin, Alparslan’ların, Selâhaddin’lerin, Osman’ların, Fatih’lerin, İmam Şamil’lerin ve daha nice âdil imam, önder ve liderlerin yetişmesi ve yetiştirilmesi dilek ve temennilerimle!..

31 Ekim 2020

İlhan AKAR

*Bkz. Yusuf Has Hacib - Kutadgu Bilig. Nİzâmü’l Mülk - Siyâsetnâme. Mâverdî - el-Ahkâmü’s Sultâniyye. İmam Gazzâlî - Nâsihatü’l Mülûk. Fârâbî - el-Medînetü’l  Fâzıla vb…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İlhan Akar - Mesaj Gönder

# cenaze

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.